

Korsan kitap alma, suça ortak olma: #SenBuDeğilsin
Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği'nin 2020 Korsanla Mücadele Raporu; İstanbul, Ankara, Eskişehir, Gaziantep, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Kırıkkale gibi şehirlerde yapılan denetimlerde akademik ve…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İllüstrasyon: Sinem Arda
Çok tesadüfi bir tanışma hikâyem var Metronomy ile. Hafızamdaki ömürleri pek uzun olmasa da orada burada gördüğüm, duyduğum her şeyle ilgili araştırma yapmayı çok seviyorum. Bir gün, izlediğim filmin içinde yer alan metronomun merakımı cezbedeceği tuttu ve araştırmaya koyuldum. Fakat YouTube’a adını yazınca çıkan grup daha çok ilgimi çekmiş olacak ki metronomun pabucu hemen dama atıldı ve odağım bu ilginç, renkli gruba kaydı.
Müzikleri anında ilgimi çekti tabii ki ama sanırım onları bu kadar sevmemin bir başka sebebi, farklı öğeleri göz doyuracak şekilde bir araya getiren müzik videoları. Bir şey anlatmaya çalışırken farklı yollar ve araçlar seçmeye bayılırım ve bence Metronomy de tam olarak bunu, en iyi şekilde yapıyor. Bu yüzden bu konuda çok başarılı bulduğum bir diğer isim Michel Gondry ile Love Letters adlı parçalarının klibi için bir araya geldiklerinde çok mutlu olmuştum. Favorilerimden biridir. Ben de bu çok yönlülükten ilham alarak, Metronomy’nin bu yıl gerçekleşemeyen konserinin afişini yaparken aşırı zevkli ama her zaman çalışmaya fırsat bulamadığım pikseli tercih ettim.
Her ne kadar pandemi sebebiyle oldukça belirsizleşmiş geleceğimizde imkansız gibi görünse de tam sekiz yıl önce canlı dinleme şansı bulduğum Metronomy’yi tekrar dinlemenin hayali bile güzel.
Sinem Arda
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün: Netflix'in ödülleri, Motown'un devrimi, gelecek öngörüleri, Jacob Burckhardt ve Nadine Shah.
25 Ara 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



