Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.
Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi Lumina: Renk ve Işık Sanatı, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Renk ve ışığın modern ve çağdaş sanattaki etkisine odaklanan sergi, İzmir’de uluslararası ölçekte yeni bir sanat deneyimi sunacak. Nisan ayında Centre Pompidou koleksiyonundan Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı seçkisiyle kapılarını açan ve Arkas Sanat’ın yedinci merkezi olan Lucien Arkas Sanat Merkezi, bu kez Lumina: The Art of Color and Light/ Lumina: Renk ve Işık Sanatı sergisine ev sahipliği yapacak.

Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas

Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasındaki beş yıllık işbirliği, 10 sergiyi kapsayan uzun soluklu bir program. Böyle bir ortaklığı yalnızca sergi alışverişi olarak değil, İzmir’in kültür-sanat ekosistemine yapılmış uzun vadeli bir yatırım olarak mı görüyorsunuz? Beş yılın sonunda İzmir’de neyin değişmiş olmasını istersiniz?

Lucien Arkas: İzmir’de 2011’den beri adım adım kurduğumuz bir sanat rotası var. Arkas Sanat Alsancak ile başladık. Arkas Deniz Tarihi Merkezi, Arkas Sanat Urla, Arkas Sanat Bornova Mattheys Köşkü, Arkas Sanat Alaçatı ve Arkas Sanat Göztepe Ayşe & Seniha Mayda Köşkü geldi. Nisan ayında Lucien Arkas Sanat Merkezi açıldı ve yedi merkeze ulaştık. Her birinin karakteri farklı ama düşünce aynı: Sahip olduğumuz değerler toplumla buluşsun, sanat daha fazla insanın hayatına girsin.

Bu nedenle Arkas Sanat ile Centre Pompidou işbirliğini yalnızca beş yıllık bir sergi programı olarak görmüyorum. Beş tematik sezon, her yıl iki sergi, toplam 10 sergi var. Bu ilişki de bir günde oluşmadı. Laurent Le Bon ile tanışıklığımız Picasso sergisi dönemine uzanıyor. Uluslararası çalışmalarda güven ve dostluk benim için çok önemli. Bugün geldiğimiz noktanın temelinde de bu var.

Ben yaptığım tüm işlerde, devamlılığı önemsiyorum. Bir sergi gelir, biter. Burada öyle olmayacak. Centre Pompidou koleksiyonundan farklı seçkiler beş yıl boyunca İzmir’e gelecek. Bu ölçekte sergilerin İzmir için istisna sayılmasın istiyorum. İstanbul’da ya da Avrupa’nın büyük kentlerinde nasıl doğal karşılanıyorsa, İzmir’de de öyle olsun. İnsanlar İzmir’e bir sergi için de gelsin.

Ayrıca gençlerin ilgisini çok önemsiyorum.  Ziyaretçilerimizin yaklaşık yüzde 45’i genç. Hep söylüyorum: İnsanlar görmedikleri bir şeyi sevemezler. Kandinsky’yi, Braque’ı, Richter’i, Vasarely’yi orijinal eserleriyle burada görsünler. Merak etsinler, kendi zevklerini oluştursunlar. Gençlerin sanatla güçlü bir bağ kurduğunu görmek; benim için en değerli sonuçlardan biri bu olur.

Lucien Arkas Sanat Merkezi, Arkas Sanat’ın yedinci merkezi olarak uluslararası koleksiyonları ve güncel küratoryal yaklaşımları İzmir’de izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. Sizin için bir sanat merkezini yalnızca iyi bir sergi mekanı olmaktan çıkarıp yaşayan bir kültür platformuna dönüştüren şey nedir?

Lucien Arkas: Bir sanat merkezi yalnızca sergi açılan bir yer olursa eksik kalır. İnsan bir kez gelip çıkmasın; yeniden gelsin, başka bir sergi görsün, bir konuşmaya katılsın, çocuğunu atölyeye getirsin. O zaman o mekan şehrin hayatına girer.

Fernand Léger, Les Disques dans la ville | Kentteki Diskler, 1920. Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas, 130 × 162 cm. Ph ©️ Centre Pompidou, MNAM-CCI/Philippe Migeat/Dist. GrandPalaisRmn

Yedi merkezde de bunu farklı içeriklerle kurduk. Arkas Deniz Tarihi Merkezi’nde denizcilik kültürü, Bornova’da Anadolu halıları, Göztepe’de Türk resmi, Alaçatı’da Victor Vasarely ve süreli sergiler var. Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni ise modern ve çağdaş sanat ile uluslararası sergiler için kurguladık. 1.110 metrekarelik sergi alanının yanında konferans salonu, fuaye ve atölyeler var. 

Ben özellikle çocukların ve gençlerin bu mekanları kendilerine uzak görmemelerini önemsiyorum. Gelsinler, görsünler, merak etsinler. Bir sanat merkezinin gerçekten yaşadığını bana göre bu gösterir.

Lumina'da renk ve ışık, bir sergiyi aydınlatan ya da eserleri tanımlayan unsurlar olmaktan ziyade başlı başına bir ifade alanına dönüşüyor. Arkas Sanat’ın bundan sonraki programında da renk ve ışık ekseninde daha geniş bir kültür-sanat programından söz ediliyor. Bu eksenin sizin için kişisel ya da kurumsal olarak özel bir karşılığı var mı; yoksa Lumina'yı daha büyük bir programın başlangıç noktası olarak mı görüyorsunuz?

Lucien Arkas: Renk ve ışık ilk sezonun ana fikri. Nisan ayında merkezi Sonia ve Robert Delaunay’nın iki eseriyle açtığımızda bunun ilk işaretini verdik. Lumina sezonu bu konuyu çok daha geniş bir seçkiyle ele alıyor; Centre Pompidou koleksiyonundan 83 eser birarada. 20. yüzyılın başlarından 1970’lere uzanan dönemde sanatçıların renk ve ışığa, hatta görme biçimimize nasıl yaklaştığını görüyoruz.

Ben bunu kişisel bir tercihten çok, izleyiciyle doğrudan ilişki kuran güçlü bir konu olarak görüyorum. Renk ve ışık, izleyicinin eserle ilk anda bağ kurabildiği iki unsur. Bu yüzden ilk sezon için de çok doğru bir başlangıç oldu.

Lumina sezonu Renk ve Işık Sanatı ile bitmiyor. Ardından Through Color gelecek. Sergilere film, müzik, performans, konferans ve atölyeler eşlik edecek. 

Bir koleksiyonu İzmir’e getirmekle, İzmir’i uluslararası sanat dünyasının kalıcı bir parçası hâline getirmek arasında önemli bir fark var. Centre Pompidou ile kurduğunuz bu ilişkiyi düşündüğünüzde, Arkas Sanat’ın Türkiye’deki rolünü gelecek yıllarda nasıl yeniden tanımlamak istiyorsunuz?

Ben burada Arkas Sanat’a yeni bir tanım aramıyorum. 2011’de hangi düşünceyle başladıysak bugün de aynı yerdeyiz: sahip olduğumuz değerler toplumla buluşsun, kültürel miras korunsun, gençler sanatla karşılaşsın ve İzmir dünyanın önemli sanat kurumlarıyla doğrudan ilişki kursun.

Bugün bunun daha büyük bir ölçekte karşılığını görüyoruz. Yedi sanat merkezinde koleksiyonlarımızı toplumla buluşturuyoruz. Öğrenme programlarımız var. Centre Pompidou’nun Türkiye’deki ilk uzun soluklu programı da beş yıl boyunca Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde devam edecek.

Benim için mesele bir unvan değil, yapılan işin devamlılığı. Bir sergiyle ya da bir bina ile iş bitmiyor. İzmir’de kalıcı bir sanat ortamı oluşsun istiyorum.

Müjde Unustası 

Lumina, renk ve ışığı yalnızca serginin konusu olarak değil, izleyicinin algısını dönüştüren unsurlar olarak da ele alıyor. Arkas Sanat Direktörü olarak bu serginin Lucien Arkas Sanat Merkezi’ndeki izleyici deneyimi açısından nasıl bir karşılık yaratmasını istediniz? İzleyicinin sergiden çıktıktan sonra yanında götürmesini umduğunuz şey nedir?

Müjde Unustası: Lumina ile izleyiciyi, görmeye çok alışkın olduğu iki unsur üzerine yeniden düşünmeye davet ediyoruz: Renk ve ışık. Her ikisi de gündelik hayatımızın içinde, ancak sanatçıların yaklaşımıyla karşılaştığımızda bir mekanı, bir yüzeyi, hatta kendi duygularımızı nasıl algıladığımız üzerindeki etkilerini daha güçlü biçimde fark ediyoruz. Bu nedenle serginin, izleyicinin kendi bakışını keşfettiği kişisel bir deneyime dönüşmesini önemsiyoruz.

Bu deneyimin arkasında çok güçlü bir içerik var. Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen 83 eser, modern ve çağdaş sanatın öncü isimlerini biraraya getiriyor. Serginin gücü, bu isimlerin yanı sıra eserler arasında kurduğu ilişkilerde. Yedi kavramsal başlık üzerinden, 20. yüzyılın başından günümüze rengin bağımsız bir ifade gücüne, ışığın ise doğrudan sanatın malzemesine dönüşmesini izliyoruz. Bu kapsam, Lumina'yı uluslararası ölçekte güçlü bir sergi olarak değerlendirmemizin temelini oluşturuyor. Böyle bir seçkiyle İzmir’de doğrudan karşılaşabilmek, Türkiye’deki sanat izleyicisi için çok kıymetli bir imkân.

Giderek dijitalleşen, görüntülerle ilişkimizin hızlandığı bir dünyada, özgün bir yapıtın karşısında durmanın insani boyutunu özellikle önemsiyorum. Eserin ölçeğini hissetmek, malzemesini gözlemlemek, siz yer değiştirdikçe algınızın nasıl değiştiğini fark etmek, ekrandaki görüntüsünün aktaramayacağı bir deneyim. 

İzleyicinin sergiden yalnızca etkileyici eserler görmüş olarak değil, onların ardındaki araştırmaları fark etmiş ve deneyimlemiş olarak ayrılmasını umuyoruz. Bir sanatçının rengi nasıl özgürleştirdiğini, ışığın neden başlı başına bir ifade aracına dönüştüğünü merak etmesi, kendi bakış açısının da bu hikayeye katıldığını fark etmesi bizim için önemli.

Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin programında sergilerin yanı sıra söyleşiler, atölyeler, seminerler, konserler ve film gösterimleri gibi farklı disiplinleri biraraya getiren etkinlikler de önemli bir yer tutuyor. Bu programı oluştururken, bir sanat merkezinin izleyicisiyle nasıl bir ilişki kurması gerektiğine dair nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? 

Müjde Unustası: Bir sanat merkezinin izleyicisiyle ilişkisinin zaman içinde geliştiğine inanıyoruz. İnsanların buraya tekrar gelmek için farklı nedenler bulmasını, her gelişlerinde yeni bir düşünceyle karşılaşmasını ve giderek kendilerini bu kültürel yaşamın parçası olarak hissetmesini istiyoruz. Programımızı oluştururken temel aldığımız yaklaşım bu.

Wassily Kandinsky, Accord réciproque | Karşılıklı Uyum, 1942. Tuval üzerine yağlıboya ve Ripolin | Oil and Ripolin on canvas,114 × 146 cm. Ph ©️ Centre Pompidou, MNAM-CCI/Hélène Mauri/Dist. GrandPalaisRmn

Farklı disiplinler, sanatla ilişki kurmanın farklı yollarını açıyor. Bir izleyici sergide karşılaştığı bir soruyu söyleşide derinleştirebilir, bir başkası atölyede kendi üretimi üzerinden keşfedebilir. Sinema ve müzik de aynı temayı başka duyular ve anlatım biçimleriyle düşünmemizi sağlayabilir. Nitekim Lumina'da renk, ritim, ses ve hareket arasındaki ilişkiler serginin kendi anlatısında da yer alıyor. Dolayısıyla programı, eserlerin açtığı düşünce alanını genişleten bir bütün olarak ele alıyoruz.

Bu yaklaşımda insanın kendi deneyimi ve başkalarıyla kurduğu ilişki merkezde. Bir sanatçının düşüncesini doğrudan dinlemek, aynı yapıt üzerine farklı yorumlarla karşılaşmak ya da birlikte üretmek, sanatla kurulan ilişkiyi etkiliyor. İzleyiciyi, sorularıyla ve yorumlarıyla bu ortama katkıda bulunan bir katılımcı olarak görüyoruz.

Çocuklar ve gençler de bu yaklaşımımızda özel bir yere sahip. Öğrenme programlarında kendi gözlemlerine güvenmelerini, merak etmelerini ve farklı yorumlara açık olmalarını desteklemek istiyoruz. Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin, insanların sanatla bağlarını geliştirebildikleri ve yaşamlarına düzenli olarak dahil etmek istedikleri bir buluşma alanı olmasını hedefliyoruz.

Lumina, Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde renk ve ışık ekseninde gelişecek daha geniş kültür-sanat programının da önemli adımlarından biri olarak konumlanıyor. Bu açıdan sergiyi, merkezin program çizgisinin devamında nasıl görüyorsunuz? Gelecek dönemde izleyiciyi hangi yeni alanlara taşımak istiyorsunuz? 

Müjde Unustası: Lumina, merkezin ilk tematik sezonuna güçlü bir sanat tarihi perspektifi kazandırıyor. Fovizmden elektrik ışığının yarattığı yeni görsel dünyaya, renk ve ses arasındaki araştırmalardan Op Art’a uzanan anlatısı, sezon boyunca farklı alanlarla geliştirebileceğimiz çok sayıda bağlantı içeriyor. 

İzleyicinin sergide başlayan merakını yeni alanlara taşımasını istiyoruz. Rengin mimarlıkta ve tasarımda mekan deneyimini nasıl değiştirdiği, ışığın sinemada nasıl bir anlatı kurduğu veya görsel bir ritmin müzikle nasıl ilişkilendirilebileceği, bu bağlantılardan bazıları. Serginin içeriğinden beslenen söyleşiler, atölyeler ve diğer buluşmalarla izleyicinin aynı konuya farklı açılardan yaklaşmasını amaçlıyoruz.

Renk ve ışık sezonu, Through Color sergisiyle devam edecek. Bir temaya farklı sergiler ve disiplinler üzerinden yeniden dönebilmek, izleyiciye ilk karşılaşmada fark etmediği ilişkileri keşfetme ve deneyimini zenginleştirme fırsatı sunuyor.

Sonraki sezonlarda da her serginin özgün içeriğine kulak veren bu yaklaşımı sürdürmek istiyoruz. Hedefimiz, ziyaretçinin her yeni sergide farklı bir dille karşılaşırken önceki deneyimleriyle de bağ kurabilmesi. Böylece merkezdeki program, zaman içinde gelişen bir keşif sürecine dönüşebilecek.

Önünüzde Centre Pompidou ile beş yıla yayılan, 10 sergiden oluşan bir program var. İlk iki serginin ardından geriye dönüp baktığınızda, bu programı yalnızca birbirini takip eden sergiler olarak değil, İzmir’de zaman içinde bir sanat anlatısı kuran tek bir büyük proje olarak düşünmek mümkün mü? Eğer öyleyse, bu anlatının ilerleyen bölümlerinde izleyiciyi nereye götürmek istiyorsunuz?

Müjde Unustası: Evet, bu işbirliğini İzmir’de zaman içinde gelişecek bütünlüklü bir kültür projesi olarak görüyoruz. Centre Pompidou’nun Türkiye’deki ilk uzun soluklu programının beş tematik sezon ve 10 sergiyle burada düzenlenmesi, ülkemizin kültür-sanat yaşamı açısından önemli bir adım. Uluslararası ölçekte de koleksiyon paylaşımını, kurumlararası bilgi alışverişini ve uzun vadeli program üretimini biraraya getiren güçlü bir ortaklıktan söz ediyoruz. İzmir’in bu ortaklığa ev sahipliği yapması, kentin uluslararası sanatla kurduğu ilişkiye yeni bir boyut kazandırıyor.

Bu projenin arkasında Arkas Sanat’ın 15 yıllık birikimi ve bu süreçte kazandığı kurumsal güven var. Böylesine kapsamlı bir ortaklık, kurumların birbirlerinin uzmanlığına, çalışma standartlarına ve uzun vadeli sorumluluk üstlenme kapasitesine duyduğu güvenle mümkün oluyor. Centre Pompidou ile işbirliğimizi, yıllardır istikrarla sürdürdüğümüz çalışmaların ve geliştirdiğimiz uluslararası ilişkilerin bir çıktısı olarak görüyoruz. Lucien Arkas’ın sanatı geniş kitlelerle paylaşma vizyonu, bu sürekliliğin temelini oluşturuyor.

İzleyici açısından ise her serginin bir sonrakine kapı açmasını istiyoruz. Farklı dönemlerden ve yaklaşımlardan eserlerle düzenli olarak karşılaşmak, zaman içinde daha zengin bir sanat birikimi oluşturacak. Bu programı yalnızca İzmirli izleyiciler için değil, Türkiye’nin farklı yerlerinden ve yurt dışından sanatseverler için de önemli bir buluşma vesilesi olarak düşünüyoruz. Amacımız, uluslararası öneme sahip bu işbirliğinin etkisini sergi sürelerinin ötesine taşıyarak İzmir’in kültürel yaşamında kalıcı bir karşılığa dönüştürmek.

Laurent Le Bon

Centre Pompidou koleksiyonunun İzmir’de sergilenmesi, bir koleksiyonun Paris’ten başka bir coğrafyaya taşınmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Sizce bir müze koleksiyonu farklı bir kültürel bağlama girdiğinde ne kazanır? Eserlerin anlamı yeni bir izleyici kitlesiyle karşılaşmaları sayesinde dönüşebilir mi?

Laurent Le Bon: 150.000’den fazla eserden oluşan ve Avrupa’nın en büyük modern ve çağdaş sanat koleksiyonunu barındıran Centre Pompidou; çok çeşitli sanatçıları, akımları ve mecraları temsil ediyor. Biz, izleyici kitlesinin de en az bu kadar çeşitli olması gerektiğine inanıyoruz. Paris’teki binamızın kapsamlı yenileme süreci sırasında koleksiyonumuzun "Constellation" programı aracılığıyla dolaşıma girmesi, onu Paris bölgesinde, Fransa genelinde ve dünyanın farklı noktalarında ziyaretçilere nasıl sunabileceğimizi yeniden düşünmek ve yeniden tasarlamak için bir fırsat sunuyor.

Eserlerimiz ile yeni izleyici toplulukları arasındaki karşılaşmalar, sergi tasarımını yeniden hayal etmemizi, küratoryal seçimlerimizi yeniden değerlendirmemizi, yerel sanat ortamlarını ve yeni yorumlama biçimlerini keşfetmemizi teşvik ediyor. Bu dönem, bize 21. yüzyıl müzesini yeniden tasavvur etme fırsatı veriyor: Kendi duvarlarıyla sınırlı kalmayan küresel bir kurum.

Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasındaki işbirliği beş yıl boyunca sürecek ve 10 sergiyi kapsayacak. Bu tür uluslararası bir ortaklıkta en büyük değerin nerede olduğunu düşünüyorsunuz: Bir koleksiyonun daha geniş bir coğrafyaya ulaşmasında mı, yoksa karşılıklı bakış açılarının paylaşılmasında mı? Bu ilişkinin sonunda Centre Pompidou’nun Arkas Sanat’tan neler öğrenmiş olmasını umuyorsunuz?

Laurent Le Bon: Centre Pompidou, Musée national d’art moderne’e (Ulusal Modern Sanat Müzesi) ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle koleksiyonumuzu daha geniş bir izleyici kitlesine ulaştırmak hem bir sorumluluk hem de kurumumuzun DNA’sının ayrılmaz bir parçasıdır. Karşılıklı bakış açılarının paylaşımı ise özellikle Fransa dışındaki ortaklıklarımızda büyük önem taşıyor.

Biz hazır bir sergi modelini ihraç etmiyoruz. Daha ziyade her projeyi ortaklarımızla yakın bir diyalog içinde geliştiriyor ve onların ihtiyaçlarına göre uyarlıyoruz. Arkas Sanat ile yaptığımız ve beş sezon boyunca 10 sergiyi kapsayan işbirliğinin ayırt edici özelliği, her serginin Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlanmış olmasıdır.

Gerhard Richter, 1024 Farben (350-3) | 1024 Renk (350-3), 1973. Tuval üzerine lake boya | Lacquer on canvas, 254 × 478 cm. Ph ©️ Centre Pompidou, MNAM-CCI/Philippe Migeat/Dist. GrandPalaisRmn ©️ Gerhard Richter 2026 (29072026)

İlk sergi sezonu olan Renk ve Işık, İzmir’in tarihsel, coğrafi ve kültürel kimliğiyle güçlü bir uyum içindedir. Koleksiyonumuzdaki eserleri bu bağlamda sunmak, eserlerle izleyicileri arasında bir diyalog kurulmasını sağlayarak yeni bakış açılarının, anlamların ve bağlantıların ortaya çıkmasına olanak tanıyor.

Modern rengin icadına Delaunay’ların yaklaşımını ele alan ilk sergi ile renk ve ışığın algıyı nasıl dönüştürebildiğini inceleyen ikinci sergi arasında etkileyici bir süreklilik bulunuyor. Bu iki sergiyi birlikte düşündüğünüzde, İzmirli izleyicilere modern ve çağdaş sanat tarihine ilişkin nasıl bir hikaye anlatmayı umuyorsunuz?

Laurent Le Bon: Bu iki sergi birlikte ele alındığında, sanatçıların modern ve çağdaş sanatta renge dair anlayışımızı nasıl kökten dönüştürdüklerinin hikayesini anlatıyor. Delaunay gösterimi, Sonia ve Robert Delaunay’ın rengin bağımsız bir güç hâline gelebileceği yönündeki öncü fikirleriyle bu yolculuğun başlangıcını ortaya koyuyordu. Onlara göre renk, yalnızca görünür dünyayı betimleyen bir unsur değil; modern kentin hızını ve enerjisini yakalayabilen, ritim ve duyum yaratabilen bir güçtü.

Lumina ise bu hikayeyi ileriye taşıyor ve rengin özgürleşme sürecinin 20. yüzyıl boyunca nasıl devam ettiğini gösteriyor. Sanatçılar giderek ışık ve rengi temsil etmekten, bunların nasıl algılandığını araştırmaya yöneldiler; elektriğin ortaya çıkışı, sinestezi, fotoğrafçılık, soyutlama, Color Field resmi ve Op Art gibi gelişmeler bu süreci şekillendirdi. Bu açıdan bakıldığında hikaye, rengin görülen bir şey olmaktan çıkıp mekan içinde deneyimlenen bir şeye dönüşmesini anlatıyor.

İzmir’deki izleyiciler için, bu sergilerin birlikte modern ve çağdaş sanatı algının kendisine yönelik süregelen bir araştırma olarak ortaya koymasını umuyoruz. Bu sergiler, farklı kuşaklardan sanatçıların görmenin ne anlama geldiğini nasıl sorguladıklarını ve renk ile ışığın yalnızca bir sanat eserinin unsurları değil, dünyayı deneyimleme biçimimizi şekillendiren etkin güçler hâline nasıl gelebildiğini gösteriyor.

Centre Pompidou gibi küresel bir kurum ile Arkas Sanat arasındaki ortaklık, her iki kurumu da kendi yerleşik bakış açılarının ötesine bakmaya davet ediyor. Bu işbirliğinde sizi en çok heyecanlandıran nedir: Centre Pompidou’nun İzmir’e sunabilecekleri mi, yoksa İzmir’in Centre Pompidou’ya kazandırabileceği yeni bakış açısı mı?

Laurent Le Bon: Uluslararası ortaklıklarımızı benzersiz kılan unsur, bunların çok farklı bağlamlarda ve coğrafyalarda gerçekleşmesidir. Arkas Sanat ile yürüttüğümüz çalışma, Türkiye’deki ilk uzun soluklu ortaklığımızdır. 10 serginin her biri, İzmir’in zengin ve canlı kültürel ortamıyla kurulan diyalog doğrultusunda geliştirilmiş olup, iki kurumun küratoryal ekipleri arasındaki verimli fikir alışverişinin bir sonucudur.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Müge Çubukçu ile Galerist’in 25 yıllık kolektif portresi: 'Gönül İşi' sergisi

İstanbul kültür ortamının hızlanmaya başladığı dönemde, 2001 yılında kurulan Galerist, 25. yılını "Gönül İşi" sergisiyle kutluyor. Galerist Direktörü Müge Çubukçu ile sergiden yola çıkarak galerinin 25 yıllık hafızası, İstanbul sanat ortamının dönüşümü, sanatçı-galeri ilişkilerinin görünmeyen katmanları, sanat üretiminin güçlü kökleri ve geçmişin yarattığı gelecek üzerine konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Eyl 2026

Müge Çubukçu ile Galerist’in 25 yıllık kolektif portresi: 'Gönül İşi' sergisi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ed Sheeran'ın apolitiklik sınavı: Müziğin tarafsızlık çağı sona mı erdi?

Geçen hafta Macklemore ile Ed Sheeran arasında patlak veren ve müzik dünyasını sarsan krizin ardından, günümüz endüstrisinde siyasetin müzikten ayrı tutulamayacağına artık emin olduk. Ed Sheeran gibi küresel bir pop devinin dahi tarafsızlık kalesine sığınamayacağını kanıtlayan bu kriz, toz pembe sahnelerin çok geride kaldığını ilan ediyor.

Eda Solmaz

·

21 Eyl 2026

Ed Sheeran'ın apolitiklik sınavı: Müziğin tarafsızlık çağı sona mı erdi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?

Korku komedisi "Widow’s Bay"in 14 ödülle rekor kırdığı 78. Primetime Emmy Ödülleri’nde Apple TV, HBO ve Netflix’i geride bıraktı; drama kategorilerinde "The Pitt", mini-dizi kategorilerinde "DTF St. Louis" öne çıktı.

Emre Eminoğlu

·

18 Eyl 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?