Murat Meriç ile 'Şarkılarla Memleket Tarihi': Kolektif hafızamız hangi şarkılarla yazılıyor?

21 Haziran Dünya Müzik Günü’nde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, İstanbul’un hafızasına yer etmiş şarkılara ev sahipliği yapacak. İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu, İBB Türk Halk Müziği Topluluğu ve İBB Kent Orkestrası’nın sahne alacağı gecede Murat Meriç de “Şarkılarla Memleket Tarihi” başlığıyla kolektif hafızamızda yer alan memleket hikayelerini anlatacak. Meriç ile konseri ve bugünün memleket müziğini konuştuk.
Murat Meriç ile 'Şarkılarla Memleket Tarihi': Kolektif hafızamız hangi şarkılarla yazılıyor?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

21 Haziran Dünya Müzik Günü’nde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, İstanbul’un hafızasına yer etmiş şarkılara ev sahipliği yapacak. İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu, İBB Türk Halk Müziği Topluluğu ve İBB Kent Orkestrası’nın sahne alacağı gecede Murat Meriç de anlatıcı olarak yer alacak. 

Meriç, “Şarkılarla Memleket Tarihi” başlığıyla kolektif hafızamızda yer alan memleket hikayelerini anlatacak. Murat Meriç ile konseri ve bugünün memleket müziğini konuştuk.

Konserde İstanbul’un müzikal çizelgesini hangi yıllardan başlatıp hangi yıllarda son noktayı koydunuz?

Konseri planlarken çıkış noktamız 1923’tü. Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayacak ve ilerleyecektik ama özne İstanbul olduğu için bunu biraz daha geriye çektik ve repertuvarın başlangıç noktasına eski İstanbul şarkılarını ve türkülerini yerleştirdik. Onları takip edenler de bir şekilde İstanbul’a değmiş, en azından buradan çıkmış ya da kendini burada bulmuş eserler. 

Son noktayı koyduğumuzu söyleyemem, o galiba noktalı virgül olarak kaldı ama konseri “Bugünün İstanbul’unu kim temsil eder?” sorusunun cevabı olabilecek bir topluluğun coşkuyla söylenecek bir şarkısıyla bitireceğimizi söyleyebilirim. Hangi şarkı olduğunu söylemeyeyim, sürprizi kaçmasın.

Sahnedeki ekipte kimler olacak? 

Orkestramız İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulmuş İBB Orkestra’ya bağlı üç topluluğun sanatçılarından oluşan bir büyük orkestra. Gökhan Karcebaş yönetimindeki Türk Sanat Müziği Topluluğu, Nurettin İlhan yönetimindeki Türk Halk Müziği Topluluğu ve Üstüner Büyükgönenç yönetimindeki Kent Orkestrası... 

Başta bütün topluluklar kendi şeflerinin yönetiminde temsil ettikleri türlere ait eserlerden küçük bir tadımlık bölüm sunacak, sonrasında büyük orkestrayı Üstüner Büyükgönenç yönetecek ve orkestraların solistleri şarkıları seslendirecek. Konser boyunca sahne üzerinde yaklaşık 70 kişilik bir müzisyen topluluğu göreceğiz.

'Müzikal değişimin başladığı dönem 60'lı yıllar'

Repertuvarı seçerken en çok zorlandığın an neydi? “Bunu almazsak bu ülkenin tarihi eksik kalır” dediğin...

İstediğim şarkıların çoğunu süre yüzünden dışarıda bırakmak durumunda kaldım. Benimki küçük bir seçki ve memleketin neşeli tarihine odaklanıyor. Aynı seçkiyi acılar üzerinden de kurabiliriz ya da politik durumlara hiç girmeden bambaşka bir hikaye de anlatabiliriz ama hangisini dışarıda bırakırsak o eksik kalır. Ben neşeli kısmı aldım, diğerlerini içine serpiştirdim. Şarkılarda anlatamadıklarımızı da bizzat ben aktaracağım. Küçük seçki derken yanlış anlaşılmasın, potpuriler dahil 21 parçalık bir bütün bu ve toplamda 45 şarkı/türkü çalınacak ve söylenecek. Bu bile gerçekten çok küçük bir rakam.

50’li yılların ortasında başlayan, 70’li yılların başına uzanan dönem diyebilirim çünkü her şey o kadar hızlı değişiyor ki ayak uydurmak, yetişmek, özetlemek mümkün değil. Hayatımıza bir anda rock’n roll’un girişi, Anadolu-pop, aranjmanlar, alaturkanın değişimi derken olaylar hızlanıyor. İşin içine radyo ve plakların saltanatını da kattığımızda ürün anlamında en büyük çeşitliliğin yaşandığı dönem bu. Dolayısıyla hem seçmek zor oldu hem de onları repertuvarın içine yerleştirmek. O dönemi anlatırken yıllar arasında ileri geri zıplayarak ilerledik.

Türkiye tarihinde müziğin sadece fon müziği olmaktan çıktığı, bizzat tarihin içinde yer aldığı ya da olayları değiştirdiği bir dönem var mı? Yani memleket tarihinde müziğin başrol olduğu o dönem hangisi? 

Yine 60’lı yılları anmak durumundayım burada çünkü halk ozanlarının yaptığı türküleri saymazsak öncesinde yönlendirici diyebileceğimiz isimler, şarkılar, türküler yok. Bu dönemde her şey değişirken bakış açısı da değişiyor ve örneğin o güne dek aşk şarkıları söyleyen Alpay bir anda fabrikada çalışan bir işçi kadının hikayesini anlatmaya başlayabiliyor. Memleket müziğinin başrole oturduğu dönem o olmayabilir ama değişimin başladığı dönem olduğu için çok değerli.

Başrol dersen 70’li yılların ortasında başlayan ve bütün karanlığına rağmen 80’li yıllarda devam eden dönem önemli çünkü müzik (bilhassa 12 Eylül darbesi sonrasında) etrafı aydınlatan bir role büründü. Dahası, bugün o şarkılarla o dönemi anıyoruz, anlıyoruz ve yaşananları onlar sayesinde geleceğe aktarıyoruz.

'Şarkılarla kaybetmek istemeyeceğimiz tek duygu umut'

Siyasi olarak çok sert dönemlerin şarkılarıyla, popüler kültürün halkı neşelendiren şarkılarını sahnede ardı ardına dizerken nasıl bir duygu trafiği hedeflediniz? Seyirci Harbiye’den hangi duyguyla ayrılsın istersin?

Seyircinin kaybetmesini istemediğim tek bir duygu var: Umut. Kaybetmek istemediğim tek duygu bu çünkü. Neşe artık geride kaldı çünkü yaşananlar neşemizi soğuruyor. Ağlamak bir noktaya kadar bize iyi geliyor ama sürekli ağladığımızda, yakındığımızda bu bambaşka bir şeye dönüşüyor. 

Tam da bu yüzden repertuvarı oluştururken acılardan söz eden şarkıları biraz geri plana aldım ve onları kendi anlatımıma aktardım. Sert dönemlerden seçtiğim şarkılarda bile bir umut var çünkü o olmazsa hiçbir şey olmuyor. Duygu trafiği elbette karışık olacak, gülerken bir anda ağlayabileceğiz ama memleket tam da böyle bir memleket değil mi zaten?

Bu ülkenin ortak neşesini ve ortak üzüntüsünü en iyi özetleyen müzisyenler ya da şarkılar hangileri oldu?

Halk ozanlarından rock gruplarına uzanan farklı türlerde ürün veren pek çok isim sayabilirim. Benim için Âşık Mahzuni Şerif’le Duman arasında bu anlamda bir fark yok çünkü ikisi de döneminin vakanüvisi gibi davranıyor. Cem Karaca’dan Sadık Gürbüz’e, Grup Yorum’dan Bulutsuzluk Özlemi’ne ve hatta Sezen Aksu’dan Zeki Müren’e pek çok ismi burada anabilirim çünkü politik şarkılar yapmayanlar bile toplumun neşesi ya da üzüntüsünü katmerleyen şarkılar yapıyor.

Zeki Müren bir ayna örneğin ve bu anlamda çok önemli. Elbette şarkıcı ve topluluk isimleri sayarken Şanar Yurdatapan, Bora Ayanoğlu gibi önemli bestecileri de unutmuyorum.

'Bu dönemi en iyi Adamlar’ın 'Utanmazsan Unutmam'ı ve Duman’ın 'Kufi'si anlatıyor'

Konserdeki en sert ya da duygusal geçiş hangi iki şarkı arasında yaşanacak?

Bu galiba 70’li yılları anlatırken olacak; bir Emel Sayın şarkısından Âşık Mahzuni Şerif türkülerine geçerken... Yumuşatmak için araya bir Erol Evgin şarkısı ve bir Neşet Ertaş türküsü koydum ama o geçiş sahiden sert. Sonrasında umudu yeşerten şarkılar olacak neyse ki. Bir de 80’li yıllarda tuhaf bir geçişimiz olacak. Oradaki şarkıları söylemeyeyim, sürprizli çünkü.

Provada orkestranın çalarken en çok eğlendiği şarkı hangisiydi?

Dışarıdan gördüğüm kadarıyla “Lüküs Hayat” ve “Dom Dom Kurşunu.” Bu cevabım bir önceki cevabımla tezat oluşturuyor gibi görünebilir çünkü Âşık Mahzuni Şerif bu türküde aslında acılı bir hikayeyi anlatıyor. Şarkının gücü bir yana toplumun onu algılaması ve acılarla başka türlü baş edebilme yetisine bir örnek bu.

Bir hikaye anlatıcısı ve şehir hafızasının izini süren biri olarak memleketin şu an müzikal havasını nasıl tarif edersin? Bu dönemleri sence hangi şarkı ya da müzisyen ile hatırlayacağız?

Hava fena çünkü işin içine bir de yapay zeka girdi. Artık herkes “beste” yapabiliyor, “şarkı” söyleyebiliyor. Rock ve rap içinde bir şekilde isyanını dile getiren şarkıcılar ve topluluklar var; bu güzel. Pop şarkıcıları, biraz da iktidarın baskısıyla ister istemez politik bir yöne çekiliyor. İnsanlarının giyimlerinin ya da içtiği şeylerin bile “politik duruş” olarak algılandığı bir dönem bu. Müziği de kendi gibi karışık ama elbette kötüler elenecek, iyiler yolunu bulacak. Bu dönemi çok iyi anlatan şarkılar yapıldı, yapılıyor ama iki şarkıyı kenara ayırmak isterim: Adamlar’ın “Utanmazsan Unutmam”ı ve Duman’ın “Kufi”si. Yıllar sonra bugüne bakıldığında bu şarkılar yaşadıklarımızı özetlemeye yetecek.

'''Bir Gece Ansızın Gelebilirim'e 'Memleketim'den daha çok anlam yüklenmiş"

Seyirciyi hikayesi bakımından en çok şaşırtan şarkı hangisi olacak?

“Dom Dom Kurşunu” bu anlamda enteresan. Hikayesiyle değil denk düştüğü yerle en şaşırtacak şarkılardan biri, “Bir Gece Ansızın Gelebilirim.”Kıbrıs Harekatı döneminde çok söylenen şarkılardan biri bu. Biz “Memleketim”i biliriz ama bu şarkıya ondan daha büyük bir anlam yüklenmiş. Bir de repertuvardaki Sezen Aksu şarkısını önemsiyorum. Adını söylemeyeceğim şimdi ama denk düştüğü şey ve zamansızlığı çok acayip.

Türkiye’nin hiçbir zaman değişmeyen imza memleket şarkısı nedir ve niçin?

Bu zor bir soru. Ben en fazla kişisel bir seçim yapabilirim. Başkalarına sorsanız akıllara gelecek şarkı çok; “Memleketim”den “Onuncu Yıl Marşı”na, “Yiğidim Aslanım”dan “Ankara’nın Taşına Bak”a uzanan cevaplar alırsınız ama bu şarkılar zaman zaman ortaya çıkıyor, çıktığında da belli bir kesimin imzası oluyor. 

Büyük bir kutuplaşmanın yaşandığı bir ülkede imza şarkı bulmak sahiden güç. Belki “Samanyolu” ya da alaturka bir şarkı ama onlar bile bölündü. Kendi adıma bir şarkı adı vereceğim: “Aldırma Gönül.” İçindeki tek dize her şeyi özetlemeye yeter: “Görecek günler var daha…”

'Müzik her zaman her derde deva ve aslında her şeyin özeti'

Sence bugün bu kadar sert kutuplaşma içinde, müzik bu memlekete hâlâ en çok neyi hatırlatıyor?

Müzik her zaman her derde deva ve aslında her şeyin özeti. Bizim proje de aslında bu güne özel bir proje. İBB Orkestralar Şube Müdürü Ozan Bircan’ın önerisiyle buluştuk, ilerledik. Aklında Dünya Müzik Günü’nü bambaşka bir şekilde kutlamak vardı; birlikte yola çıktık ve bu noktaya geldik. Memleketi, tarihini şarkılardan daha iyi anlatacak bir sürü şey var belki ama bu, akılda kalıcı bir anlatım olacak. Yaptığımız güne yakışan bir şekilde müziği bir başka disipline entegre etmek ya da ona bir başka paye biçmek. Bugün bir sürü yerde bir sürü etkinlik olacak; bizimkini diğerlerinden ayıran şey bu galiba.

Bu konserlerin devamı gelecek mi? 

Kendi adıma bunu çok isterim. Farklı şekillerde, farklı isimlerle, farklı alanlara ve sahnelere aktarılabilir bu. Keşke olsa... Müziğin sadece eğlenmek için olmadığını göstermek, bunu anlamak, anlatmak gerekiyor. Bu ara bu çok önemli.

Kendi adına bu projenin heyecanını nasıl tarif edersin?

Bu elbette tarifsiz çünkü Harbiye Açıkhava bugüne kadar Miles Davis’ten Bob Dylan’a dünya müziğinin efsanelerini ağırlayan bir sahne. Bir kısmını ben de orada izledim. Buradaki müzisyenler için oraya çıkmak, orada çalmak kariyerin neredeyse zirvesi. Her şey bir yana, o sahnenin üzerinde bir şeyler anlatacak olmak bile beni heyecanlandırıyor. Karşımda 100 kişi de olsa heyecanım dinmeyecek. 

Bunun iki sebebi var; biri o sahnenin üzerinde olmak. Büyük ve yetkin bir orkestranın seçtiğim şarkıları icra edecek olması da heyecanımı artırıyor. Bir yandan da şöyle bir durum var: Seyirci koltuğunda oturup izleseydim çok heyecanlanacağım bir projeyi izleyemeyeceğim çünkü içinde olacağım.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.