Öngörülemeyen heyecan

Öngörülemeyen heyecan

Hyundai - 17 Eylül - Punto
Hyundai - 2 ile birlikte

Geleceğin bugüne hediyesi: Hyundai KONA Elektrik Bugün herkesin yeni teknolojiler içinde değerlendirdiği elektrikli araçlar aslında bir "yeni normali" temsil ediyor. Elektrikli otomobillerin pek yakında konvansiyonel araçların yerini alacağı gerçeği her gün daha da normalleşiyor. Hyundai Assan da dünyanın ilk seri üretim B-SUV sınıfı elektrikli SUV modeli KONA’yı Türkiye’de satışa sunarak geleceği bugüne taşıyor. Nedir? ABD ve Avrupa pazarlarında yoğun ilgi gören ve SUV gövdesiyle çok yönlü kullanım vadeden KONA Elektrik, 484 kilometrelik menziliyle Türkiye’de satışa sunulan tüm elektrikli araçlar arasında ilk sıraya yerleşiyor. 100 km/s hıza 7,9 saniyede çıkabilen KONA Elektrik, sessizliğiyle sürüş deneyimini üst düzeye taşıyor. Dahası: Akıllı Hız Sabitleme, Şerit Takip, Kör Nokta Çarpışma Engelleme, Akıllı Hız Sınırlama ve Arka Çarpışma Önleme gibi pek çok ileri güvenlik sistemiyle yolculukları daha güvenli hâle getiren Hyundai KONA Elektrik, Akıllı Ayarlanabilir Rejeneratif Fren Sistemi’yle enerjiyi geri kazanmayı mümkün kılıyor. Hızlı DC şarj istasyonlarında 47 dakikada şarj edilebilen KONA Elektrik, ev tipi prizlerde 17-28 saatte tam kullanıma hazır hâle gelebiliyor. Avantajlar: Hyundai Assan; 10 farklı renkle sunulan, keskin farlarıyla öne çıkan ve yatay uzatılmış arka stoplarıyla bütünlüklü bir görünüm sunan KONA Elektrik’i satın alanlara şarj ünitesi Wallbox’ı ve 250 dakikalık e-şarj kartını hediye ediyor. KONA Elektrik bataryaları 8 yıl ya da 160 bin kilometreye kadar garanti kapsamında bulunuyor ve kullanıcılar 1 yıl ücretsiz yol yardımından faydalanabiliyor. Hyundai Assan’da iki farklı donanım ve motor seçeneğine sahip KONA Elektrik’i lansmana özel fiyatlarla keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Bir yanda Büyük Üçlü’nün domine ettiği erkek tenisi, diğer yandaysa istikrarın ve öngörülebilirliğin oldukça düşük olduğu kadın tenisi... ATP ve WTA turları yıllar içerisinde aynı sporu iki bambaşka açıdan izlememize olanak sağladı. 2021 Amerika Açık ise belki de bu iki turun birbirine en çok yaklaştığı ve ibrenin öngörülemezlikten yana kaydığı ilk turnuva olarak akıllarda yer edecek. 

Sevdiğiniz bir sporda “tarihin en iyisi” unvanına sahip bir sporcunun kariyerine şahit olmak çok özel bir duygudur. Şimdi bu özel duyguyu alın ve üçle çarpın! 2003 Wimbledon’dan bu yana oynanan 73 Slam’in 60’ını kazanan Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic 20’şer şampiyonluğu paylaşırken her biri kariyerine “tarihin en iyisi” sıfatına yakışan, ulaşılması çok güç başarılar sığdırdı. Bu üç isimden biri ya da birkaçı pek çok kişinin tenisi sevme sebeplerinde başı çekiyor. ATP turunun istikrar ile anılmasında en büyük pay bu üçlüye ait. Özellikle Novak Djokovic’in 2010’ların ikinci yarısından itibaren ivme kazanarak Slam sayılarını eşitlemesi rekabeti kızıştırmış, taraftarlar arası atışmaları ise alevlendirmiş durumda. ATP turunda şu an süregelen yarış yalnızca kimin şampiyonluk elde edeceği değil, kimin “tarihin en iyisi” unvanını elde edeceği üzerine. 

Novak DjokovicGörsel: Angela Weiss 

WTA turundaysa durumlar biraz farklı. Açık dönemde en çok Slam şampiyonluğu bulunan oyuncu bir WTA oyuncusu olsa da, Serena Williams dışındaki aktif oyuncularda onun istikrarına sahip bir başka kişinin varlığından henüz söz edilemiyor. Son 5 senede düzenlenen 19 Slam’de 14 farklı ismin şampiyonluk yaşaması WTA’nın istikrardan ne kadar uzak olduğunu kanıtlıyor. Kimileri istikrarın olmamasını WTA turunun bir eksikliği olarak görürken kimileriyse bu öngörülemezlikten zevk alıyor.

İşte tam da böyle bir ortamda, Federer’in yeniden ameliyat olarak sezonu kapattığı, Nadal’ın kronik sakatlığının nüksettiği, Serena Williams’ın Wimbledon’da sakatlanıp sonra kortlarda görünmediği bir dönemde düzenlenecek bir Amerika Açık, kimseye pek heyecanlı bir turnuva vaadetmemişti. Olimpiyatlarda Golden Slam hedefi sekteye uğramış olsa da Novak Djokovic’in Amerika Açık’ı kazanarak Grand Slam’e ve 21. şampiyonluğa ulaşacağı ve “tarihin en iyisi” yarışında koca bir adım atacağı en yüksek sesle dile getirilen senaryoydu. Kadınlar tarafında Ash Barty şampiyonluğun en güçlü adayı olarak görünüyordu. Ancak 2021’in tabii ki farklı planları vardı!

Leylah Annie FernandezGörsel: Sarah Stier/ Getty İmages

2021 Amerika Açık kalıplaşmış yargıların yıkıldığı, teniste öngörülemezliğin de ne kadar keyifli olabileceğini gösteren, son yılların en keyifli Slam’lerinden biri olarak akıllardaki yerini aldı. Tarihin en iyi 3 oyuncusunun ve belki de sporun en büyük rekabetinin yeri her zaman çok özel olacak, ancak pek umut vaadediyor gibi görünmeyen yeni neslin heyecan verici yüzünü bu kadar baskın şekilde gösterdiği ilk turnuva diyebiliriz bu seneki Amerika Açık için. 

Özellikle hem kadınlar hem de erkekler tarafında 21 yaş altı “yeni yeni-nesil” diyebileceğimiz oyuncuların getirdikleri yeni soluk oldukça heyecan verici görünüyor. Erkeklerde Carlos Alcaraz, Felix Auger-Aliassime, Jannik Sinner, Jenson Brooksby gibi genç isimlerin maçları ilk turlardan itibaren turnuvaya heyecan ve merak unsuru katmayı başardı. Final öngörülebilir şekilde 1 ve 2 numaralı seri başları arasında oynansa da sonucu pek öngörülebilir olmadı ve Medvedev’in merakla beklenen ilk Slam şampiyonluğu, Büyük Üçlü’nün yarışında oldukça kritik bir noktada gelmiş oldu. Çoğu zaman çelikten bir duvar gibi görünen Djokovic’in üstündeki psikolojik baskıyla mücadelesini izlemek oldukça enteresandı. Kadınlar tarafında finalin 19 yaşındaki Leylah Fernandez ve 18 yaşındaki Emma Raducanu arasında oldukça tatmin edici bir kalitede oynanması da kadın tenisine yönelik heyecanı artırmış görünüyor. “Tarihin en iyisi” olarak anılan raketler kariyerlerinin sonuna yaklaşırken “yeni yeni-nesil” bizlere çok daha farklı, öngörülemeyen ama oldukça heyecan verici yeni bir yol sunuyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

Sporun öngörülemezliği: 2021 Amerika Açık

Spor spikeri Nihan Cabbaroğlu ve spor psikoloğu Ayça Aygün ile 2021 Amerika Açık Turnuvası'nı konuştuk.

17 Eyl 2021

Hyundai - 2 ile birlikte
love all tennis club

YAZARLAR

Elif Alper

Tenis yazarı @Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Ömer Şentürk

·

28 Tem 2026

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek
Punto Punto

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?