PASAJ'ın sanatçı kitapları projesi Singapur Art Book Fair'da: 'Küçük Acılar, Büyük Şarkılar'

PASAJ Sanat İnisiyatifi’nin kurucularından Seçil Yaylalı’nın küratörlüğünü üstlendiği "Küçük Acılar, Büyük Şarkılar" projesi, Singapur Art Book Fair’da yerini aldı. PASAJ’ın avuç içine sığan minik sanatçı kitapları projesi, Barın Han’daki yıllara yayılan ciltevi geleneğinden ilham alarak kişisel sanatçı deneyimlerini ve kolektif hikayeleri taşınabilir bir sanat formuna dönüştürüyor.
PASAJ'ın sanatçı kitapları projesi Singapur Art Book Fair'da: 'Küçük Acılar, Büyük Şarkılar'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

"Küçük Acılar, Büyük Şarkılar" projesi; Basel, İstanbul, Bodrum ve Los Angeles’ın ardından son olarak Singapur Art Book Fair’da yer aldı. 2013’ten bu yana Asya’nın en önemli sanat kitapları buluşmalarından biri olan fuar, bağımsız yayıncılığa ve sanatçı üretimlerine alan açıyor. PASAJ Sanat İnisiyatifi’nin katılımı, Singapur’un sanat, tasarım ve yayıncılığı buluşturan dinamik ortamına Türkiye’den özgün bir katkı sunuyor.

Singapur, son yıllarda galeriler, sanat mekanları ve bölgesel işbirlikleriyle Asya’nın en aktif çağdaş sanat merkezlerinden biri hâline geldi. Singapur Art Book Fair ile aynı hafta açılışı olan 8. Singapur Bienali “Pure Intention” başlığı ile sanatçıların mekana özgü, etkileşimli eserleri ile kenti sarıyor. 

  • Bienalin teması etrafında şekillenen eserler dayanışmaya, ritüellere, tarihsel anlatılara ve gündelik yaşam pratiklerine odaklanıyor. Bienal, Singapur’u bir karşılaşma ve buluşma mekanına dönüştürerek izleyicilere kentin katmanlı yaşamını ve dönüşümünü yeni bir bakış açısıyla deneyimleme olanağı sunuyor.

Bununla birlikte Singapur Art Book Fair’ın dayanışmacı ve kolektif yayıncılık ruhu ile Singapur sanat ortamının ticari varoluşu zıt bir görüntü de sunuyor. Singapur’da, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, bağımsız bir sanatçının, sanat yayınının ya da inisiyatifin var olma çabası güncel sanat ekosistemi içinde kolay karşılık bulmuyor. Sanat dünyası büyük ölçüde ticari kaygıları yüksek galerilerle özdeşleşmiş durumda. Bu açıdan Singapur Art Book Fair’ın uluslararası kapsayıcı ve dayanışmacı rolü güçlü bir yeni rota da çiziyor. 

Bu söyleşi, PASAJ Sanat İnisiyatifi’nden kurucu ve küratör Seçil Yaylalı ve PASAJ üyesi Zeynep Nur Ayanoğlu ile Singapore Art Book Fair Direktörü Renée Ting’i biraraya getiriyor; küçük sanatçı kitapları üzerinden üretim, paylaşım ve uluslararası sanat yayınları ve fuarlarının güncel durumlarına ışık tutuyor.

PASAJ Sanat İnisiyatifi olarak genel proje üretiminiz, çalışma arkadaşlarınız ve tüm ilerleyişiniz üzerine bir giriş yapalım ve “Küçük Acılar, Büyük Şarkılar/Small Pains, Great Songs” projesinin nasıl başladığından söz edelim isterim.

Seçil Yaylalı: PASAJ’ı Elif Bursalı, Zeynep Okyay ve Suna Tüfekçibaşı (artık üye değil) ile 2010’da kurduk, 15 yılda beş mekan değiştirdik ve ekibimiz de zaman içinde genişledi. Bugün üç ülkeden (Almanya, İtalya ve Türkiye) 9 kişiyiz; Abdullah Güler, Aslı Dinç, Giorgio Caione, Nuray Özdoğan, Selin Atik ve Zeynep Nur Ayanoğlu. Şu an Barın Han’da bir proje mekanımız var; “küçük şeyler” stüdyo rezidansını yürütüyoruz. Sene içinde topluluk odaklı, katılımcı sergiler açıyor, uluslararası fuarlara katılıyor, öğrenme programları ve işbirlikleri geliştiriyoruz.

PASAJ’ın proje yaklaşımı aslında yumuşak bir metodolojiye, esnek ve birlikte evrilen bir düşünme biçimine dayanıyor. Her proje kendi bağlamına göre şekilleniyor; kimi zaman bir fikirden, kimi zaman mekanın ya da karşılaştığımız bir topluluğun sunduğu imkanlardan doğuyor. Birimiz bir adım atıyor, diğerleri o sürece dahil oluyor ve proje organik biçimde büyüyor. 

Eskiden her kararı birlikte alırdık ama ekip genişledikçe küçük çalışma gruplarıyla ilerlemek hem iş gücünü daha verimli kullanmamıza hem de daha hızlı adım atmamıza yardımcı oldu. Yine de bu değişim PASAJ’ın doğasına, yani açıklığa ve dayanışmaya dayalı yapısına zarar vermedi. Kim katkı sunmak isterse katılıyor; bir projenin belirli bir desteğe ihtiyacı olduğunda ise doğal olarak o kişiye çağrıda bulunuyoruz.

“Küçük Acılar, Büyük Şarkılar/Small Pains, Great Songs” projesine gelince… PASAJ’ın da mekanının bulunduğu Barın Han’ın girişinde Turan Coşkun buradaki 100 yıllık ciltevinden miras kalan yöntemlerle küçük defterler üretiyordu. O defterler çok güzeldi; hem bir sanat objesi gibi duruyor hem de sanatçı kitabı fikrine yaklaşıyordu. Ben de uzun zamandır sanatçı kitaplarını ilginç nesneler olarak görüyordum ve bu iki fikri birleştirecek bir konsept arayışındaydım. 

Bir gün Adorno’nun Minima Moralia kitabını okurken “Small Pains” başlıklı bölüme rastladım. Oradan Heinrich Heine’nin şiirine geçtim ve taşlar yerine oturdu. Hem PASAJ’ın bulunduğu binayla kurduğu ilişki hem projenin konsepti hem de mini kitapların seyahat edebilirliği, avuç içi büyüklüğündeki ebatları… Hepsi birbiriyle örtüştü. Türkiye’de yaşayan sanatçıların üretimlerini gittiğimiz yerlere taşıyabilme sorumluluğu da bu formu çok anlamlı kıldı. Barın Ciltleme Evi’nin teknik desteğiyle de projeye hızlı bir şekilde başlayabildik.

Peki Heinrich Heine’nin dizesi, Adorno’nun “Küçük Acılar, Büyük Şarkılar” okuması ve projeniz nasıl kesişiyor?

Seçil Yaylalı: Aslında Heinrich Heine o meşhur dizesinde tersini söylüyordu; ona göre acılar büyük, şarkılar küçüktü “Out of my great sorrows/I make little songs” (Çeviri: Richard Strokes). Adorno ise bunu küçük acılar, büyük şarkılar olarak yeniden formüle ediyor. 

Konu olarak “acı” gerçekten çok çekici. Sanatçılar çektikleri acılarla ürettikleri işin gücü arasındaki oranı illaki düşünmüştür. Heine’nin söylediği gibi, “kendi büyük acılarımdan küçük şarkılar yaptım” diyen sanatçı sayısı hiç de az olmasa gerek. Adorno’nun yaptığı yorum ise bu düşünceyi derinleştiriyor; ona göre sanatsal üretim çekilen acının üzerinde bir getiri sağlıyor, ki kabul edelim, bu iç açıcı bir yaklaşım. Tabii acı ile üretim arasındaki ilişki, yani bir eserin duygusal yoğunluğu ile sanatsal gücü arasındaki bağ her zaman sorgulamaya açık. Bu oran ne kadar olmalı ya da böyle bir oran gerçekten var mı? Bence bu, sanatçının kalbine dokunan, onu hem motive eden hem de yaralayan bir mesele.

Avuç içine sığan bir kitap formatı seçmenizin kavramsal ve pratik gerekçelerini anlatır mısınız?

Seçil Yaylalı: Avuç içine sığan kitap formatını seçmemizin kavramsal ve pratik nedenleri iç içe geçiyor. Kavramsal olarak, bu küçük ebat kişisel deneyimin yoğunlaşmasına imkan tanıyor; tıpkı acının içe doğru kıvrılması gibi, kitap da içsel bir yoğunluk taşıyor. 

Pratik açıdan ise PASAJ’ın 2010’dan bu yana kurduğu ilişkiler ve mobil yapısı düşünüldüğünde, bu form seyahat etmeye, farklı coğrafyalarda dolaşmaya çok uygun. Yanımızda taşıyabileceğimiz, aynı zamanda sanat objesi niteliği taşıyan kitaplar üretmek bize göre çok cazip. Yalnız, başlangıçta hesaba katmadığım bir şey de oldu. Küçük ebat ilk bakışta daha az iş gibi görünse de, aslında hiç de öyle değilmiş. Alışık olunmayan bir format olduğu için her sayfa, her katlama, her dikiş çok daha dikkat ve sabır gerektiriyor. Bu da projeyi teknik ve düşünsel anlamda daha incelikli bir sürece dönüştürüyor.

Basel’deki “I Never Read” kitap fuarından, PASAJ’ın Barın Han’daki mekanında düzenlenen sergiye, oradan hareketli bir kitap fuarları rotasına uzanan süreçte projenin küratoryal kurgusu, stratejisi nasıl evrildi?

Seçil Yaylalı: “Small Pains”in ilk sergisini 12-15 Haziran 2024’te Basel’deki “I Never Read Art Book Fair”de on beş sanatçıyla yaptık. Projesini Zeynep Nur Ayanoğlu’nun yazdığı, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle yarattığımız “Once Upon a Time: Art and Life/Bir Sanatmış Bir Hayatmış” podcast serisi kapsamında Art Basel’e gittiğimizde kitap fuarına da katıldık. 

Küratoryal açıdan, sanatçılardan istediğimiz ya da onlara sunduğumuz şey o günden bugüne pek değişmedi ancak proje genişleyip aramıza yeni sanatçılar katıldıkça mevcut kitaplar arasından yeniden küratoryal seçimler yapmak bir zorunluluk hâline geldi. Kitap fuarlarına tüm kitapları götürmeye devam edeceğiz fakat sanat fuarlarında veya mekansal sergilerde belirli temalar üzerinden kürasyonla ilerleyelim istiyoruz. Bu noktada projeye yeni bakış açıları kazandıracak farklı küratörlerle işbirliği de yapacağız. Örneğin Venedik’te su ve dil temaları, Stuttgart’ta ise göç teması üzerine çalıştığımız re-curation'lar yolda.

“Küçük Acılar, Büyük Şarkılar”ın uluslararası dolaşım sürecinde proje ölçeği nasıl evrildi; farklı şehirlerde dayanışma ve işbirliği kültürü nasıl biçimlendi?

Seçil Yaylalı: Basel’in ardından, çekirdek gruptaki sanatçılardan her birine birkaç kişiyi davet etmelerini önerdim; böylece proje genişlemeye başladı. Davet edilenlerin yanı sıra, projeyi duyup ilgilerini dile getiren sanatçılar da oldu. İtalya, Almanya, Güney Afrika, ABD, Avusturya ve Avrupa'nın farklı yerlerinde yaşayan Türkler de var aramızda. Bu süreçte çoğu sanatçıyla bire bir iletişimdeydim. Kendi mekanımızdaki sergi ise tüm kitapları birarada görebilme arzusundan doğdu. En genç üyemiz Abdullah Güler’in birçok işi üstlenmesiyle sergiyi hızla organize ettik; Selin Atik görsel iletişimi, Elif Bursalı kurulumu, Nuray Özdoğan bez çantalarımızı yaptı. Böylelikle 29 Aralık 2024 - 8 Şubat 2025 tarihleri arasında, 39 sanatçı ve 42 kitaptan oluşan bir sergi çıktı ortaya. Tüm bunları yapıp İstanbul’da border_less’a katılmamak olmazdı… Barın Han’daki sergiden sonra 9-11 Mart 2025’te düzenlenen border_less Art Book Days’e katılma kararını sanatçılarla birlikte aldık.

Proje kolay bir süreç olmasa da çok keyifli ilerliyor. Urla’daki Tohum Art Space, Bergama’daki Sarı Denizaltı ve Çanakkale’deki Shelter Artists Run Space gibi sanat kolektifleri de projeyi sahiplendi; kendi projeleri gibi aidiyet hissettiler. Bodrum’da yaşayan Züleyha Altıntaş, Elvan Erdin ve Gülşah Bayraktar’ın özverileriyle 30 Temmuz - 10 Ağustos 2025 tarihlerinde Gümüşlük Akademisi’nde sergimiz açıldı. Almila Yıldırım ise çevrimiçi ve fiziksel iki ayrı kitap ciltleme atölyesi düzenledi.

Böylece birbirine destek olan, dayanışma temelli bir sanatçı grubuna dönüştük. Bu yerel işbirliklerinin, o şehirlerden yeni sanatçıların projeye dahil olmasıyla büyümesi bizi çok mutlu ediyor. Kendi pratiğimde de aynı şekilde kapsayıcı olmayı önemsiyorum. Gittiğim şehirlerde yerel aktörlerle proje yapmak benim için çok doğal; “Küçük Acılar, Büyük Şarkılar” da bu yaklaşımın bir uzantısı oldu.

11-13 Temmuz 2025’te Los Angeles’ta gerçekleşen TRYST Independent Art Fair’den bir davet geldi. Şaka yollu “Bir de Amerika’ya gitsek ne güzel olur” diye grubumuza yazmıştım; Zeynep Nur’un fon yazmasıyla gerçekten mümkün oldu ve gittik. Zeynep Okyay’la birlikte standımızın kürasyonunu ve sunumunu yaptık. Orada da çok olumlu geri dönüşler aldık. Şimdi de 63 sanatçının kitaplarıyla, 31 Ekim - 2 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlenen, Asya’nın en önemli sanat kitap fuarlarından Singapur Art Book Fair’deyiz. Fuarlardaki sanatçı listelerine pasaj.org’dan bakabilirsiniz. Proje her gittiği şehirde yeni karşılaşmalarla büyümeye devam ediyor; Endonezya, Güney Kore ve Japonya’dan davetler alıyoruz. Üstelik burada tanıştığımız Hindistan, Singapur, Japonya ve Güney Kore’den sanatçılar da mini kitaplar üreterek aramıza katılmak istiyor.

Bugünlerde bir yandan da 13 Aralık’ta Urla’daki Tohum Art Space’te açılacak sergiye hazırlanıyoruz; proje bu şekilde kendi coğrafyasını kurmaya devam ediyor.

Basel, İstanbul, Bodrum, Los Angeles ve şimdi dediğiniz gibi Singapur… Bu güzergah için nasıl bir uluslararasılaşma stratejisi kurdunuz? Fuarların farklı izleyici profilleri ve piyasa dinamiklerine göre proje anlatısını nasıl konumlandırıyorsunuz?

Zeynep Nur Ayanoğlu: PASAJ’ın üretim ve sergileme anlayışı her şeyden önce değer temelli bir ortaklık geliştirme pratiğine dayalı. Yerel topluluklar, sanatçılar ve izleyicilerle birlikte düşünme, üretme ve tartışma süreçlerinden oluşan bir ekolojinin aktif katılımcısı olarak görüyoruz kendimizi. İletişim stratejimiz de kendiliğinden geliyor. Benimsediğimiz değerleri görünür kılmaya çabalıyoruz. Bağımsız fuarlar özel ve kapalı exclusive davetler yerine, katılımcıların ağ kurmasına (aslında basitçe sohbet edecek alanlar bulmasına) odaklanıyor ve güçlü kamusal programlar geliştiriyor. Biz de bu gibi vesilelerle sanatsal üretimi yaşam hakkı olarak gördüğümüzü anlatıyor, benzer zihniyeti paylaştığımız insanlarla tanışıyoruz. İstanbul’da bir mekanımızın olması ve “küçük şeyler” stüdyo rezidansı programımız özellikle ilgi çekiyor. Değişim programı yapmak isteyen inisiyatiflerle, "Small Pains"e iş üretmek isteyen sanatçılarla yollarımız kesişiyor. Keza standımızı sergi estetiğinde belirli bir kürasyonla kurmak da etkili oluyor. Bunu strateji amaçlı yapıyor değiliz, bizi iyi temsil eden bir duruş… Büyük anlatıların çöktüğü, mikro deneyimlerin ise direniş biçimi olarak öne çıktığı bir dünyada, küçük acıların başlı başına bir proje anlatısı sunmaya yettiğini tecrübe ediyoruz. Basel, İstanbul, Bodrum, Los Angeles ve Singapur güzergahlarında belirli bir temsil hattı kurmaktan çok, karşılaşmalar haritası elde ettiğimize inanıyorum. Güzel güzel demlenen direngen ilişkilerin peşindeyiz.

Bu kapsamlı sergi ve fuar deneyimlerinizle birlikte dünyanın birbirinden farklı bölgelerindeki kitap fuarlarına katılıyorsunuz. Bu projelere katılırken özellikle AB fonlarından kaynak yaratmaya ve sanatçı kitaplarını bu alanlara götürerek sanatçıları da tanıtmaya devam ediyorsunuz. Kaynak bulma, fonlara başvuru süreçlerinden söz eder misiniz?

Zeynep Nur Ayanoğlu: Sanatsal üretim hakkını yaşam hakkı olarak görüyoruz; bu anlayışla örtüşen Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı gibi esnek ve çevik mikro fonlarla, Creative Europe gibi proje bazlı desteklerle ve öz kaynaklarımızla çalışıyoruz. Harcanan kaynağın doğrudan üretime, paylaşıma ve erişime dönüşmesini önemsiyoruz.

Mobilizasyon süreçlerinde temel ilkemiz PASAJ’ın değerleriyle örtüşen etkinliklerde yer almak. Yani yalnızca görünürlük ya da uluslararası dolaşım için değil, gerçekten diyaloğa açık, katılımcı ve dayanışmacı platformlarda bulunmayı tercih ediyoruz. Örneğin Stockholm’deki Supermarket Art Fair, Atina’daki Platforms Project, Basel’deki I Never Read Art Book Fair, Los Angeles’taki TRYST Independent Art Fair ve Singapore Art Book Fair gibi yapılar alternatif üretim biçimlerini, mikro yayıncılığı ve kolektif temsili destekleyen nitelikte.

Fon başvurularını da bu mantıkla kurguluyoruz. Üretimle paylaşımın, bireysel emekle kolektif görünürlüğün dengede olduğu bir yapı kurmaya özen gösteriyoruz. Küçük fonlarla çalışmak aslında büyük bir özgürlük alanı. Daha az bürokrasi, daha çok yaratıcılık, daha çevik harcama kabiliyeti oluyor. Bizim için önemli olan, fon sağlayan yapıların projelerimizin doğasını şekillendirmesine izin vermemek. Her zaman hazır fikirlerimizden, canlı projelerimizden yola çıkarak uygun çağrıları değerlendiriyoruz; asla fonu merkeze alarak içerik üretmiyoruz. Kaynak bulma sürecinin kendi ritmimizle, kendi değerlerimizle uyumlu olması şart. Her şey PASAJ’ın kolektif üretim anlayışına dayanıyor.

El yapımı, tekil sanatçı kitaplarının üretim, sergileme, satış ve işbirlikleri arasında nasıl bir denge söz konusu? Burada varsa işbirliği geliştirdiğiniz kişi ve kurumlarla çalışmalarınızdan da söz edelim isterim. 

Zeynep Nur Ayanoğlu: Satış konusunda hızlı döngüler yaratmanın peşine düşmek yerine, kitapların doğru kişi ve kurumlarla buluşmasını önceliyoruz. Bu da her bir kitabın hikayesini, konseptle bağlantısını da vererek anlatmaktan geçiyor; standımızı ziyaret eden izleyiciler bu kitapların birer sanat işi olduğunu fark ettiklerinde gerçekten heyecanlanıyorlar. Bu proje etrafında el emeğine, tekilliğe ve hikayeye yatırım yapan, kitabı bir sanat nesnesi olarak gören küçük bir uluslararası topluluğa evrildiğimize dair ufak işaretler yakalamak bizi çok mutlu ediyor.

Fuar katılımlarımız mikro düzeyde kaynak geliştirme fırsatları da yaratıyor. Bu bağımsız ekonomiyi güçlendirmek için iki unsura odaklanıyoruz. Birincisi, kitapları sınırlı varyasyonlarda tutarak koleksiyon değerlerini korumak; ikincisi ise bu üretim biçimini destekleyen ortak atölye ve sunum modelleri geliştirmek. Yakında Barın Han’da bir “Small Pains Great Songs” kitaplığı açmaya niyetlendiğimizi de ilk kez burada duyurmuş olalım. Öte yandan Barın Ciltleme Evi ile geliştirdiğimiz işbirliği bizim için çok kıymetli. Burada çalışan Turan Coşkun gibi zanaatkarların ustalığı her biri tek ve biricik olan, el emeğiyle üretilen bu kitapların teknik ve estetik kalitesini yükseltiyor; üretim sürecini ortak bir deneyime dönüştürüyor. Hedefimiz değer temelli bu üretim pratiğini yerel ve uluslararası alanda daha da görünür kılmak; fuarlardan atölyelere, sanatçı kitaplığından kamusal etkinliklere uzanan bir dayanıklılık ekonomisi kurmak. Hayallerimiz var…

Küçük acılardan büyük şarkılar fikrini, malzeme, sayfa kurgusu, katlanma/cep formatı, tipografi ve görsel ritim gibi kararlarla somut bir obje-dile nasıl çevirdiniz? Bir kitabınızın tekilliğini korurken seri içinde tüm sanatçıların üretimdeki tek yapılı, aile hissini nasıl yarattınız?

Seçil Yaylalı: Sanatçılar malzeme, teknik ve kitabın tipolojisi konusunda tamamen özgürler. Yalnız, kitapların taşınabilir olması için belirli dayanıklılık ve ebat sınırlarını birlikte belirledik: Kolay kırılmayan, fazla büyük olmayan, dolaşıma elverişli işler üretmelerini istedik. Her sanatçı bize biyografisini, konsept notunu, ölçüsünü, edisyon numarasını gönderiyor. Genellikle dört ila dokuz arasında edisyon üretiyorlar. Bu çerçeve temel bir rehber sunuyor ama bazı sanatçılar bunu kendi biçimlerine göre esnetmeyi tercih ediyor. Sonuçta her biri özgün, tekil parçalar oluyor ama biraraya geldiklerinde ortak bir bütün oluşturuyorlar. Bu küçük kitaplar sanatçıyı hem zanaatle hem düşünsel üretimle eşzamanlı bir sürece davet ediyor. Kimi kitap tamamen metin odaklı, kimi bir dikişin ya da kağıt dokusunun şiirselliğiyle biçimleniyor. Şu anda tüm kitapları ve sanatçı bilgilerini içeren kapsamlı bir katalog üzerinde çalışıyoruz. Her kitap; konusu, sanatçısı ve üretim sürecine dair kısa bir bilgiyle belgeleniyor. Bu katalog arşiv niteliği taşıdığı gibi, önümüzdeki fuar ve sergilerde de bir referans noktası olacak. Zeynep Nur’un da bahsettiği gibi, uzun vadede bu koleksiyonun Barın Han’da, herkesin erişimine açık, kalıcı bir “Küçük Acılar, Büyük Şarkılar” kitaplığında yaşamaya devam etmesini hayal ediyoruz. Başından beri birbirine destek olan, çalışmalarını tartışabilen sanatçı toplulukları yaratmak, satılan sanatçı kitapları ile satın alanlar arasında köprü kurmak ve Türkiye’den sanatçıların kitaplarını farklı noktalara taşıyabilmek amacını taşıyoruz.

“Küçük Acılar, Büyük Şarkılar” projesi Singapur sanat sahnesine sanatsal üretim ve paylaşım pratikleri açısından nasıl bir katkı sağladı? 

Singapur Sanat Kitabı Fuarı Direktörü Renée Ting: Bence özellikle Singapur için, bizim fuarımız yayıncılık mefhumunu geniş bir ölçekte temsil ediyor. Yelpazemiz bireysel yayıncılıktan kurumsal yayıncılığa açılıyor; ancak büyük ticari yayıncılık anlayışından özellikle uzak durmaya çalışıyoruz. PASAJ’ın katılımı bize sanatçı kitaplarının çok özgün, tekil üretimler olabileceğine dair farklı bir bakış açısı kazandırdı. Singapur’da bunun çok örneğini gördüğümüzü söyleyemem.

Tabii ki çok sayıda küçük yayınevimiz var ama bu kadar özgün sanatçı kitaplarını (bu ölçekte ve bu kadar küçük üretim hacmiyle) üretme fikriyle daha önce pek karşılaşmadık. Bence bu durum fuarın izleyici kitlesi için ilham verici; hatta öz-yayıncılığı da (self-publishing) teşvik ediyor. Anlaşılan o ki illa bir yazıcınızın hatta matbaanızın olması gerekmez; 10 kopya, 100 kopya ya da 1.000 kopya üretmeniz de gerekmez. Small Pains’te öne çıkan tekil edisyonlar yaratma fikri Singapur izleyicisine sanatçı kitaplarını daha iyi tanıtma çabalarımızın değerli bir yansıması.

Mikro-yayıncılık ve sanatçı kitabı üretimindeki güncel eğilimler bağlamında Small Pains’i özgün kılan nedir? 

Renée Ting: Singapur giderek küçük yayınevlerine ve “kendin yap” yaklaşımına aşinalık kazansa da 50, 100, 300, hatta 1.000 kopyalık edisyonlar üreten yayınevleri ağırlıkta.

PASAJ’ı bu kadar özgün kılan unsur elinize aldığınız her bir kitabın kendi başına bir sanat eseri olması. El işi ile sanatçı kitabı arasındaki sınırda duran bir üretim biçimi bu. İşler dokunsal ve metinsel bakımdan bir sanatçı kitabının taşıdığı tüm özellikleri içinde barındırıyor.

Yazıcınız olmasa bile üretim olanağı her zaman var, bunu fark ettim. Çok çeşitli malzemelerle ve farklı yaklaşımlarla hikayenizi anlatabilirsiniz. Öz yayıncılık potansiyeli çok güçlü.

Fuar tarafında ne tür izleyici etkileşim stratejilerine yer verdiniz?

Renée Ting: Bu konuda özellikle çok bilinçli davrandık. Bu edisyonda fuar alanındaki geçiş yollarında daha fazla boşluk bırakmak istedik. Stantlar arasında daha fazla mesafe bırakmak bizim için önemliydi. Çünkü Singapur izleyicisinin satın alma eğilimi kitaplarla daha çok etkileşime girdiklerinde artıyor, keza yayınevleri veya sanatçılarla bire bir konuşma fırsatı bulduklarında da öyle.

Bu nedenle geniş bir alan yaratmak istedik. Geçen yıl örneğin, fuar çok kalabalıktı. Geçiş yolları çok dardı, insanlar iç içeydi ve bu yüzden gerek kitaplarla zaman geçirmeye gerekse katılımcılarla sohbet etmeye alan kalmıyordu. Ama bu yıl izleyiciler durup bakabildi, geri çekilip alanı tarayabildi, hangi stantla ilgilenmek istediklerine karar verip stantlara ona göre yaklaşabildi. Bu etkileşim hem katılımcılar hem de izleyiciler için çok faydalı oldu ve her iki tarafa da daha fazla alan, zaman ve nefes alma imkanı tanıdı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Melike Bayık

Bağımsız küratör, sanat yazarı ve akademisyen. Kamusal alan, kentsel adalet, imece, sosyal eşitlik, sürdürülebilirlik ve katılımcı, dayanışma temelli sanat ekosistemleri üzerine çalışmaktadır. AICA Türkiye, CIMAM ve ICOM üyesi olup, sosyo-kültürel ve toplumsal dinamikleri irdeleyen araştırma temelli projelere odaklanmaktadır. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Programı’nda akademisyen olarak görev yapmaktadır. 2018’den bu yana Eldem Sanat Alanı’nın kurucu danışmanı, 2020’den bu yana Hitay Vakfı ve Koleksiyonu’nun sanat danışmanı ve koleksiyon yöneticisidir. Küratöryel projelerinde akademik araştırmaların önemini gözeterek söyleşi ve seminer programları düzenlemiş, farklı yaş gruplarına yönelik çocuk atölyeleri tasarlayarak eğitsel faaliyetler geliştirmiştir. Akademik, küratöryel ve yazınsal çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi