Sinemanın sihrinden, sinemasal yüzleşmelere: Nisan Dağ

“Ergenlikten yeni çıkmış gibi hissediyorum kendimi sinemasal yolculuğumda.”
Sinemanın sihrinden, sinemasal yüzleşmelere: Nisan Dağ

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Nisan'ı keşfetmek: İlk izlediğim filmi asla hatırlamıyorum; bu beni baya üzüyor. Hafıza olarak çok zayıf bir insanım, hafızasızlık bende kötü bir yara,” diyor Nisan Dağ. Sinemanın küçükken onun için sihirbazlık gibi olduğundan söz ediyor. Tim Burton’ın aynı anda korkunç ama duygusal olan karakterlerini, ya da örneğin Maya Deren’in Meshes of the Afternoon (1943) filmini izlediğini anımsıyor o zamanlarda. 

Fantastik olanı, içinde gerçeküstü öğeler olanı ya da bir şekilde sinemanın sihrini hissedebileceklerimizi sevmiş en çok küçükken: “İçinde bir yer, umarım o fantastik dünya hiç yok olmaz diyor. Belki o Bir Nefes Daha’daki animasyon sahneleri hâlâ benim içindeki, sinemanın sihrinin var oluşu.

Deniz kenarından, kenar mahallelere: İlk uzun metrajlı filmi Deniz Seviyesi’ni (2014) New York’taki Columbia Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı Esra Saydam’la onun yazlığının bulunduğu Ayvalık’ta çekmiş. Sekiz yıl önce, eski sevgilisine hiçbir haber vermeden New York’a taşınan Damla, yıllar sonra eşiyle birlikte yazlığına döndüğünde bir yüzleşme bekliyor onu filmde. Sırlar açığa çıkıyor. Karakterlerini yüzleştirmeyi, birbirlerinin yüzlerine patır patır her şeyi söyletmeyi seviyor Nisan'ın sineması. 

Bir Nefes Daha


Beş yıl sonra, tek başına çektiği ilk uzun metrajlı filmi Bir Nefes Daha’da bu kez İstanbul’un kurmaca mahallesi Karaçınar’da hem yetenekli bir rapçi hem de bir bonzai bağımlısı Fehmi’yi, ona kariyer ve bağımlılığından kurtulma maceralarında yardımcı olmak isteyen DJ Devin’le bir araya getirmiş. Önce bir araya, sonra karşı karşıya — iki filmdeki ilişki dinamiklerinin sınıfsal farklılıkları açısından benzerliğinden, yapılan planların ve hayattan beklentilerin hayal kırıklıklarına dönüşümünden konuşuyoruz. 

Nisan'la keşfetmek: New York’ta daha çok da Brooklyn'de geçen kendini keşfetme hikâyeleri anlatan Eliza Hittman’ın sinemasından konuşmayı öneriyor Nisan, “karakterlerine çok yaklaşmaktan çekinmemesi ve yarattığı güçlü atmosferden" etkilendiğini söylüyor onun filmlerinde: “Hem karaktere bu kadar yakın olup hem de sana seyirci olarak bir alan verebiliyor.” 

Eliza Hittman filmlerinin nasıl da sanki aynı gezegende geçtiğinden konuşuyoruz. “Sanki üç filmine baktığımda bir gezegene girdim ve üçü de aynı gezegenin içinde birlikte var olabilirler gibi hissediyorum. Üç film de aynı atmosferde, sanki It Felt Like Love’daki Lila’yla metroya binsek Coney Island’a giderken Beach Rats’teki Frankie’yi görebilir, oradan atlayıp Manhattan’a gidip Never Rarely Sometimes Always’deki Autumn’u bulabiliriz gibi bir his var.” 

Nisan'la Moda Sahnesi fuaye alanında, dışarı çıkmamız rica edilmeden hemen önce


Bir hikâye konstrüksiyonuna çok dalınmadığında, bunun karakterle beraber nefes alabilmek için bir alan açtığını söylüyor Nisan, kendisiyse hikâye odaklı olmayı tercih ettiği için karakterlerine Hittman kadar yaklaşamadığını: “Kamerayla karakterlerin yakınına girmek kameranın bir silahı gibi. Ama o silahı sürekli patlatırsan hikaye ağırlıklı bir işin etkisini düşürüyor olacak.” 

Keşif Sineması'nın bu bölümü, iki yönetmenin sinemasını karşılaştırmaktan, karşılıklı kurduğumuz ilişkilerden ve birbirimizi farkına vardırdığımız detaylardan büyük zevk aldım. Nisan kendi sinemasını inşa etmeye, Eliza Hittman gibi kendi gezegenini genişletmeye devam ediyor. Her seferinde bir film bir nefes daha.

Nisan'la Moda'da, sakız reçeli alışverişinde


Diyor ki: “Aslında belli bir duyguyu yakalamak, bir insanın hayatına girip onunla birlikte nefes alabilmenin de ne kadar sihirli olabildiğini görmek, sanırım biraz daha olgunlaştıkça bana dank etti ki hâlâ aslında olgunlaşmamın devam ettiğini düşünüyorum. Ergenlikten yeni çıkmış gibi hissediyorum kendimi sinemasal yolculuğumda.”

Not: Keşif Sineması yeni formatına bürünmeden, hem yazılı hem de sözlü bir yayına dönüşmeden önce Eliza Hittman sinemasına bir bakış atmıştım. Fırtınalar koparsa kopsun: Eliza Hittman başlıklı yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #1.5: Nisan Dağ

Moda sokaklarında, Nisan'la hazine avındayız.

10 Kas 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?
DuendeDuende

HİKAYE

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Ömer Şentürk

·

07 Eyl 2026

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
DuendeDuende

HİKAYE

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Sezen Sayınalp

·

07 Eyl 2026

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
DuendeDuende

HİKAYE

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Eda Solmaz

·

07 Eyl 2026

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu
DuendeDuende

HİKAYE

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Soner Can

·

04 Eyl 2026

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz