Şirince’ye, zeytine, Efes’e ve bir aradalığa dair


Tarih, doğa ve kültürle iç içe bir yolculuk: Güllü Konakları
Her çıkılan yolculuğun arkasında farklı heyecanlar, yarattığımız fırsatların da kendine has arzuları var. Bizim en sevdiğimiz kombinasyonlardan biri; elbette tarih, doğa ve kültür.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Bir süredir “Birbirimizden nasıl ve neler öğrenebiliriz?”, “Birlikte yaşamak ve üretmek için nelere ihtiyaç duyuyoruz?”, “Farklı ya da benzer fikirleri, bakış açılarını, yaşantıları, bilgileri ve becerileri olan insanlar olarak bir mahalde bir araya gelirsek ortaya neler çıkar?”, “Bir mahali okumanın kaç türlü yolu vardır?”, "Mahali ortak zemin kabul ederek nasıl yeni ortaklıklar tasarlayabiliriz?", “Turist ve lokal olmak ne ifade ediyor?”, “Ne yerli, ne yabancı?” gibi sorulara; bir aradalıklara ve yeni diyaloglara alan açan buluşmalarla cevaplar arıyorduk. Yaşadığımız yeri daha derinlemesine anlamak ve birlikte yaşadığımız insanları daha yakından tanımak, muhakkak hem mahali hem mahale bakış açımızı hem de bizi dönüştürecekti. "Daha renkli” birine ve bir yere doğru.
O zaman zihin rotası oluştu: “Tanıdık–tanımadık; bildiğimiz ya da bilmediğimiz bir mahalde bir süreliğine bir araya gelip orayı araştırsak; bulduklarımıza dair düşünsek, üretsek, paylaşsak ne iyi olur” dedik. Ve SOLİ residency fikri ortaya çıktı. Bizi bir araya getirecek o yerin arayışı başladı.

Başlangıç noktası: Şirince, Güllü Konakları
Bu arayışta geçtiğimiz haftalarda SOLİ olarak daha önce hiç ayak basmadığımız bir yerde: Şirince, Selçuk’ta ilk SOLİ residency için buluştuk. Üç gün boyunca Güllü Konakları evimiz; bizse zeytinlik, orman, mahalle meydanı, bağ ve otel arasında yolda seferi olduk. Zeytin ağacına, ormana, üzüme, Efes’e ve bu topraklara dair okuduklarımızı unuttuk. En azından denedik; bir çocuk zihniyle ve merakla cevabını bildiğimiz soruları yeniden kendimize ve etrafımıza sormayı. Ee çok soru sorduk, muhtemelen daha az cevap verdik. Birbirini hiç tanımayanlar ve yeni–tanıdıklarla yabancısı olduğumuz bir mahalde bir arada yaşamak üzerine düşündük. Taşındık.
Taşınanlardan Elif (Bayram), Fikret (Kuşadalı) ve Roksan (Sarfati)’ın Şirince’ye, zeytine, Efes’e ve birlikte yaşamaya dair aralarında geçen diyalogları arşivledik.
Elif: Kişisel deneyimlerinize dayanarak Selçuk bölgesine dair zihinsel, duyusal ve coğrafi haritalar çizecek olsanız bu haritalar nereleri, hangi düşünceleri, hangi duyumsamaları, hangi yolları kapsar?
Fikret: Selçuk’a dair zihinsel bir harita çizecek olsam bu anılardan ve belli anları simgeleyen, bana anımsatacak küçük ikonlardan oluşurdu. Duyusal haritayı ise daha gördüğüm, kokladığım ve duyduğum şeylerden ibaret olarak hayal ediyorum. Belki de sadece güneşi ne kadar görebildiğimiz, ağaçların ne yoğunlukta olduğu bile olabilir bu. Coğrafi bir harita düşündüğümde de bölgenin denizle ilişkisi geliyor aklıma; Efes'in bir deniz kenti olduğu zamanlar neresi su altındaydı onu öğrenmek üzere topografyayı incelerdim.

Fikret Kuşadalı
Roksan: Kişisel deneyimlerime dayanarak Selçuk bölgesine dair yaşayan bir harita çizerdim. Bildiğimiz haritalardan değil, haritayı okuyana yön verecek merak uyandıracak bir harita; izledikçe bir adım daha atmak isteminizi sağlayacak. İçinde rüzgârın, zeytin ağaçlarının, müziğin, yemeğin, gülümsemelerin, mahallelinin, doğanın olduğu bir harita. Hatta bu haritayı kısa bir videoyla anlattım bile.
Zihinsel haritam, Selçuk bölgesine dair aklımda kalan anıları, izlenimleri ve düşünceleri yansıtırdı; o bölgeyi zihinsel olarak gezerken karşıma çıkan manzaraları ve deneyimleri betimlerdi. Mesela Efes Antik Kenti'nin büyüleyici atmosferini veya Şirince'nin sokaklarını düşünüyorum. İnsanlarla kurduğum diyalogları ve mahalle sakinlerinin hikâyelerini de anlatırdım.
Duyusal haritamda ise rüzgârın hissettirdikleri, zeytinin ve lavantanın kokusu, müziğin ritmi ve mahallelinin gülüşleri var. Bu harita, bölgede hissettiğim duygusal bağları ve duyumları anlatmak için kullanılırdı.
Coğrafi haritamın üzerinde Efes Antik Kenti'nin konumunu ve Şirince'nin sokaklarını, Pamucak sahilini, zeytin ağaçlarını ve ormanlarını koyardım.

Roksan Sarfati
Haritalar ve buluntular üzerine: Efes’ten ormana
Elif: Arkeolog, ziraat mühendisi, forager ya da tarihçi gibi değil; kendi görme ve anlama biçimlerinizle Selçuk’u ve Şirince’yi araştırmak için nasıl bir yol izlediniz?
Fikret: Şirince’ye ve Selçuk bölgesine ilk ziyaretim değil ancak uzun bir aradan sonra ilk seyahatim. Bu nedenle ilk yolum anımsamaya çalışma ve anımsadıklarımla günümüzü karşılaştırmak oldu. Değişkenlere odaklandım. Daha çok gündelik hayattan insanların arkasında bıraktığı izlere (bu bir mandalina çöpü idi bazen) ve bölgede yaşayan canlılara odaklandım. Kimler yerli kimler turist; bunu araştırdım.
Roksan: Selçuk’u ve Şirince’yi araştırmak için bildiklerimi ve daha önce bu yöreye dair duyduklarımı bir kenara bıraktım. Önyargısız bir zihinle yaklaşmaya çalıştım. İnsanların hikâyelerini dinlemek yerine, kendi hikâyelerimi yaratmayı tercih ettim. Bu şekilde gördüklerime ve hissettiklerime odaklandım.
Özellikle Efes'i gezerken sadece yolları izlemek yerine, yapıların gelişimini ve hikâyelerini takip etmeye çalıştım. Her yapı ve kalıntı, kendi başına bir hikâye anlatıyordu ve bu hikâyelerin sesine kulak verdim. Bu bana, tarih ve mimariyi daha derinden anlama fırsatı verdi.
Elif: Roksan, motiflerle çalışan biri olarak Efes’te dikkatini çeken motifler ve semboller oldu mu? Bunların anlamları hakkında daha önce bildiklerinden bağımsız olarak ve bildiklerinden referansla nasıl okumaların oldu?
Roksan: Motiflerin geçmişte tek başlarına hikâyeler anlattığını ve farklı yorumlara açık olduğunu biliyorum. Efes'teki motiflere baktığımda, bazılarının anlamları ve hikâyeleri hakkında daha önce bildiklerimden bağımsız olarak kendi yorumlarımı da ekledim.
Efes'e girdiğimde ilk gözüme çarpan basit çiçek motifiydi. Bu motif benim için bir sevgi ifadesini temsil ediyordu. Birinin çiçek koparmak yerine taşlara işlediği bu çizim, âdeta bir hediye gibiydi. İlerledikçe motifler daha fazla anlam taşımaktan ziyade dönemin hikâyelerini, gösterişi ve zenginliği yansıtıyordu. Bu motifler, Efes'e ait en büyük sanat eserlerinden biri gibiydi. Mimariyi tamamlayan ve büyük geçitleri süsleyen bu motiflerin işlenişi hayranlık uyandırıcıydı.
Sonra Efes'teki motifleri inceledikçe onların sadece estetik bir rol oynamadığını, aynı zamanda o dönemin kültürel ve tarihsel zenginliğini yansıttığını fark ettim. Bu motifler, geçmişin izlerini taşıyarak bize bu antik şehrin hikâyesini anlatıyor.

Roksan'ın kadrajında motifler
Elif: Peki Fikret, Efes’i yürüyerek, koklayarak, dinleyerek, görerek ve ona dokunarak anlamaya çalışmak kitaplardan öğrendiğinden farklı olarak sana neler düşündürdü?
Fikret: Özellikle artık orada bir yerleşim yoksa antik kentlerin bir yerlisi olmaması üzerine düşündüm. Belki çok basit ama orada yaşayan birilerinin olmamasını garipsedim. Buradan yola çıkarak biz ziyaretçilerin nelere ihtiyaç duyduğunu, nasıl müdahalelerde bulunduğunu, geride neler bıraktığını araştırdım. Orada yaşayan kedilerin ve keçilerin arkada bıraktıklarını ve her yerden fışkıran doğal bitki örtüsünü inceledim.
Elif: Bu defa belki de kitaplardan öğrendiklerinden referansla Şirince’de, ormanda hangi bitkilere rastladın, onları nasıl tanıdın?
Fikret: İlk dikkatimi çeken Cyclamen oldu. Kuru çam döküntülerinin arasında pembe pembe açmıştı. Çamlar, zeytinler, yürürken düşmemek için pek dikkat edemediğim çeşitli çalılar. Bitkileri ilk olarak yapraklarından tanımaya çalışıyorum. Varsa meyvesinden, bunlar yoksa gövdesinden. “Daha önce tırmandığım bir ağaç mı?” diye soruyorum kendime.

Göze takılanlar
Bir aradalık üzerine: Şirince'de
Elif: Bir aradalık sizin için ne ifade ediyor? Residency boyunca “bir arada” ifadesinin karşılığı bir an yaşadınız mı?
Fikret: Bir aradalık benim için gücü ifade ediyor diyebilirim. Bir deste kalemi kırmak tek bir kalemi kırmaktan zordur. Benim için bir araya gelen insanlar da daha güçlüdür; birbirinin farklı özelliklerinden beslenir, öğrenir ve büyürler.
Bağ evinde yemek için sofraya oturduğumuz zaman, en bir arada hissettiğim an oldu. Herkes sofraya az çok katkıda bulunmuş ve zamanın tadını çıkarıyor gibiydi.
Roksan: Şirince’de geçirdiğimiz süre zarfında, her anın bir arada olmanın bir parçası olduğuna inandım.
Elif: Şirince’de daha önce tanımadığınız bir grup insanla belirli bir mahalde üç gün boyunca düşünerek, sorular sorarak ve anlamaya çalışarak geçirdiğiniz vakitte neler öğrendiniz ve gözlemlediniz?
Fikret: Bu vakitte en çok kendimi öğrendim. Yeni insanlarla vakit geçirmenin, tekrar ve derinlemesine; özenle tanışmanın ne kadar beni heyecanlandırdığını gözlemledim. “Bu heyecanı yaşadığım diğer alanlara taşıyabilir miyim?” sorusunu düşündüm.
Roksan: Özellikle kendimi dinlerken aynı zamanda çevremdeki insanları da dinlemeye özen gösterdim. Onların hikâyeleri, yaşam deneyimleri ve hissettikleri kendi deneyimlerimle buluştu. Bu deneyimlerin birleşimi, ileride hayata geçirmeyi düşündüğüm planlar konusunda bana büyük ölçüde ilham verdi.
Diğer yandan da residency, birlikte yaşamanın ve çalışmanın önemli öğretilerini sundu. Bu öğretiler, hem Şirince’de hem de bugün yaşadığım mahallede birlikte zaman geçirdiğim insanlarla ilgili beni düşündürdü.
Her birimizin farklı hayat amaçları ve yaşam tarzlarına sahip olduğunu ve bu farklılıkların bir araya geldiğinde, ortak değerleri nasıl oluşturduğunu gözlemledim. Daha iyi dinlemeyi ve soru sormayı öğrendim.
Birlikte yaşamanın ve birlikte çalışmanın gücünü ve dayanışmayı vurgulayan düşüncelerle döndüm. Birbirinden çok farklı insanlar, bir arada yaşayabilir ve ortak amaçlar için bir araya gelebilirler. Bu hem Şirince’de hem de kendi mahallemde, insanlarla daha derin ve anlamlı ilişkiler kurmamı sağladı.
Elif: Aslında değinmek istediğim noktalardan biri de buydu: buradan yaşadığımız yere neler götürüyoruz? Şirince’de geçirdiğimiz günlerden hareketle yaşadığınız yerde ve yeni tanıdık—yabancılarla geliştirdiğiniz diyaloglarda nelere ihtiyaç duyduğunuzu fark ettiniz?
Fikret: Sözde İstanbul-Kadıköy adresim. Ancak bir süredir oraya ait hissetmiyorum. Özellikle Kahramanmaraş depremlerinden sonra kendimi daha sık yer değiştirirken buldum. Sürekli seyahat hâlindeyim ve sanki yoldayken evimdeyim.
Evimde veya yolda karşılaştığım insanlarla diyaloglarda samimiyet ve biraz güvene ihtiyaç duyuyorum ya da o diyalogu sürdürecek kadar dinlenebilmiş olmaya. Bir yerde sakin kalabilmeyi tekrar öğrenmem, her gün aynı insanlarla rutin sohbetler yapabilmek üzerine kendimi geliştirmem gerek sanırım.
Roksan: Ben Teşvikiye’de yaşıyorum ve mahallem benim için önemli. Burada büyüdüm ve çevremdeki insanları yakından tanıyorum. Sokağımdaki apartman görevlilerini, ailelerini ve komşularımı biliyorum. Yıllardır buradaki bakkalın günlük koşuşturmasını izlerken halden çıkıp sokakta sebze satan ağabeyi selamlarım. En sevdiğim kahvecide saatlerimi geçiririm ve köşedeki kuaföre giderim. Çünkü mahallemde vakit geçirmekten keyif alıyorum ve böylece birlikte aynı mahalde yaşadığım insanlarları yakından tanıyor, mahallemde güvende hissediyorum.
Mahalleliyle tanıdık olmak, ihtiyaçlarımı ve duygusal gereksinimlerimi paylaşmamı kolaylaştırıyor. Onlarla ilişkimi güçlendirmek yaşadığım yeri daha güvenli kılıyor. “Mahallecilik” benim için tek taraflı bir alışveriş değil, birbirimize yardımcı olduğumuz bir ilişki şekli.
Elif: Fikret; Şirince’ye, Pamucak’a, ormana, zeytin ağacına ya da Efes’e bir soru soracak olsan hangisine, ne sorardın?
Fikret: Sanırım Efes'e sorardım: Bir zamanlar burada yaşayan insanlar nelerden ilham alırdı?
Elif: Son olarak Roksan, sen ekipten birine bir soru soracak olsan kime, ne sorardın?
Roksan: Kaan’a bir şef olarak yemekle ilişkisini sorardım. Yaptığı yemeklerde kendisinden neler kattığını merak ettim. En kısa zamanda onun mahallesine; Tomtom’a gidip Rutin’i keşfetmeyi planlıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Mahal: Şirince, Selçuk. SOLİ residency #0'ın ardından zihnimizde kalanlar: Şirince’ye, zeytine, Efes’e ve bir aradalığa dair diyaloglar.
30 Eki 2023

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.



