Sosyal medyaya kimlikle giriş dönemi geliyor: Riskler ve belirsizlikler neler?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Son haftalarda Türkiye’de sosyal medya kullanımına ilişkin iki düzenleme taslağı gündemde. 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına kısıtlama getiren yasa taslağı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Komisyonu’ndan geçerken Adalet Bakanı Akın Gürlek de sosyal medyaya kimlikle giriş uygulamasını başlatacak bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını duyurdu.
Tüm kullanıcıları bir kimlik numarasıyla eşleştirmenin önünü açan düzenlemeler, hızla ifade özgürlüğü ve anonimlik kültürünün geleceğine ilişkin endişeleri gündeme taşıdı. Uzmanlar ayrıca, iki düzenlemenin de gerçek dünya senaryolarında karşılığı olmayan flu alanlar yaratabileceği konusunda uyardı.
Ayrıntılar: Türkiye’de 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına kısıtlama getirilmesine ilişkin bir madde de içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, yakın zamanda TBMM Komisyonu’ndan geçti. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi durumunda sosyal medya platformları, 15 yaşını doldurmamış kullanıcılara hizmet sunamayacak ve bu düzenlemeye uymak için gerekli yaş doğrulamasını yapmakla yükümlü olacak.
Sosyal ağlar, 15 yaşını dolduran, fakat reşit olmayan çocuklar için ayrıştırılmış hizmetler sunma konusunda gerekli tedbirleri almakla da yükümlü kılınacak. Platformlar ayrıca, kullanıcılara çocuklarının hesap ayarlarını kontrol etmeye, ücrete dayalı işlemleri ebeveyn iznine tâbi tutmaya ve ekran süresini izlemeye olanak tanıyan ebeveyn denetimi araçları sunmak zorunda olacak.
Madalyonun diğer yüzü: Yasa, yaş doğrulaması için bir kimlik bilgisi girilmesini de gerektirecek. Siber Güvenlik Başkanlığı Dijital Devlet Genel Müdürlüğü yetkililerinin açıklamalarına göre 15 yaş altına sosyal medya yasağı geldiğinde sosyal medya kullanmak isteyen her birey, önce e-Devlet’e giriş yapacak. Sistem, o kişinin sosyal medya hesabına özel bir dijital anahtar üretecek. Bu anahtar, kullanıcının 15 yaşın üzerinde olduğunu teyit eden bir mühür işlevi görecek.
Uzmanlara göre ise bu mevzuat, çocukların çevrimiçi güvenliğini koruma kisvesi altında tüm kullanıcıları kapsayan bir kimlik doğrulama sistemi ve gözetim altyapısı yaratma riski taşıyor. Zira düzenleme, fiilî olarak dijital dünyadaki her eylemin gerçek bir kimlikle eşleştirilmesini gerektiriyor. Bu altyapının kurulması, teknik olarak hükümetlerin ve platformların kimin hangi platformda ne paylaştığını anlık olarak takip edebilmesi anlamına geliyor.
Bununla birlikte: 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması getirilmesini öngören kanun teklifinin TBMM Komisyonu’ndan geçmesiyle eşzamanlı olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek de sosyal medya hesaplarına ilişkin yeni bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını ve üç ay içinde Türkiye’de sosyal ağlara kimlikle giriş uygulamasının başlatılacağını duyurdu.
Konuyla ilgili sosyal medya platformlarının temsilcileriyle müzakereler yürüttüklerini ve Türkiye’nin kimlikle giriş şartının platformlar tarafından kabul edildiğini vurgulayan Gürlek, düzenlemenin sahte ve bot hesaplar üzerinden yapılan hakaret, yargısız infaz ve itibar suikastlarının önüne geçmeyi amaçlayacağını dile getirdi. Sosyal medyada sorumluluk bilincini güçlendirmek istediklerini ve kullanıcıların bu düzenleme sayesinde artık paylaşımlarından hukuken sorumlu tutulabileceğini ifade eden Gürlek, teknik hazırlıkların tamamlanmasının ardından kullanıcıların hesaplarına erişebilmek için kimlik doğrulaması yapmak zorunda kalacağını da sözlerine ekledi.
- Gürlek’e göre yasanın yürürlüğe girmesinin ardından başlayacak üç aylık geçiş süreci sonunda kimlik bilgisiyle doğrulanmayan tüm hesaplar kapatılacak.
- İkinci yargı paketinde yer alacak düzenleme, hem yanlış bilginin hem de hakaret temelli içeriklerin önüne geçmeyi amaçlayacak.
Sosyal medyaya kimlikle giriş şartı nasıl uygulanacak?
Gürlek’in paylaştığı ayrıntılara göre düzenleme taslağı yürürlüğe girerse kullanıcılar, sosyal medyada hesap açarken gerçek kimliklerini kullanmak zorunda olacak. Mevcut kullanıcılar ise platformu kullanmaya devam etmek için kimlik doğrulaması yapmalarını gerektiren bir uygulama içi bildirimle karşılaşacak. Sistem, her hesabı gerçek bir kişiyle eşleştirecek. T.C. kimlik numaraları da sisteme dahil edilecek ve hesaba bu numarayla giriş yapılabilecek.
Sahte hesaplar ve bot hesaplara ise üç aylık bir geçiş süreci sunulacak. Bu süre içinde kimlik doğrulaması yapmayan tüm hesaplar kapatılacak. Düzenlemenin TBMM’ye sunulmasının ardından kısa süre içinde yasalaşmasını beklediklerini vurgulayan Gürlek’e göre altyapının hazırlanması için de bir geçiş dönemi olacak.
Belirsizlikler neler?
Uzmanlara göre Gürlek’in açıkladığı düzenleme taslağı, birkaç flu alan yaratma riski taşıyor. İlk flu alan, düzenlemenin bireysel kullanıcılar ve işletme hesaplarında nasıl uygulanacağı noktasında doğuyor. Zira bir kişi, sosyal medyayı hem bireysel, hem kurumsal olarak, hem de bir sivil toplum kuruluşu adına kullanırsa bu hesapların her biri için ayrı bir dijital anahtar üretilmesi gerekiyor. Bu durumda bir kurumsal hesabın kimin kimlik bilgisiyle eşleştirileceği ve o hesabın yaptığı bir paylaşımdan kimin sorumlu tutulacağıyla ilgili belirsiz bir alan oluşuyor.
Bunun yanında dijital anahtar üretimine sınır konulması durumunda kurumsal hesapların yönetiminin imkansız hâle gelmesi, sınırsız dijital anahtar hakkı sunulması durumunda ise düzenlemenin fiilen uygulanamaması riski doğuyor.
Öte yandan: 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması getiren düzenleme ele alındığında ise bir ebeveynin veya büyük bir kardeşin küçük çocuk için dijital anahtar üretmesine yönelik hiçbir teknik engel bulunmuyor. Bu da uygulamada flu bir alan yaratıyor.
Benzer şekilde sosyal medya hesabının kapatılması veya ele geçirilmesi durumunda da kullanıcının paylaşımlardan sorumlu tutulmamak için kimliğiyle eşleştirilen dijital anahtarı iptal etmesi gerekiyor. Düzenlemenin bu tip bir iptal prosedürü öngörüp öngörmediği henüz bilinmiyor.
Aynı kişinin aynı platformda yeni hesap açıp yeni bir dijital anahtar üretmesine müsaade edilmesi ise amaçlanan “tek kimlik-tek hesap” eşleşmesi mantığını ortadan kaldırıyor.
Ek olarak: Yurt dışında yaşayan ve Türkiye vatandaşı olmayan ama Türkçe içerik üreten kullanıcıların hangi mevzuata tâbi tutulacağı da belirsizliğini koruyor.
Ayrıca bir sosyal medya platformuna Türkiye’den erişen kullanıcılara yalnızca kimlikle doğrulanan hesapların gösterilmesi durumunda yabancı hesapların Türkiye’den fiilen görünmez hâle gelmesi riski doğuyor.
Bunun yanında VPN kullanımıyla da sistemin atlatılabileceği ve fiilen geçersiz hâle getirilebileceği tahmin ediliyor. Bu da düzenlemenin uygulanabilirliğine yönelik yeni bir flu alan yaratıyor.
Riskler neler?
Sosyal medyaya kimlikle giriş uygulaması, özü itibariyle üç temel riski beraberinde getiriyor.
1. Anonimliğin sonu: İnternetin en temel savunma mekanizmalarından biri olarak nitelendirilen anonimlik kültürü, kullanıcıların kimliklerini açıklamadan fikirlerini beyan etme özgürlüğüne erişmesini mümkün kılıyor. Türkiye’nin tarafları arasında bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesi ve özel yaşamın gizliliğine ilişkin 8. maddesi, yurttaşların anonim olarak fikir beyan etme hakkını güvence altına alıyor.
Kimlik bilgilerinin sosyal medya hesaplarıyla zorunlu olarak eşleştirilmesi ise bu maddeleri ve anonimlik hakkını ihlal ediyor. Kullanıcılar üzerinde ciddi bir baskı oluşturma potansiyeli taşıyan bu uygulamanın, kullanıcıların fikirlerini beyan etmekten çekinmesine ve dijital dünyada devasa bir otosansür dalgası başlamasına yol açması bekleniyor.
Sosyal medyada oldukça yaygın olan anonimlik kültürü, kullanıcıların hükümetlere, şirketlere ve otorite figürlerine karşı kimliklerini gizleyerek fikir beyan edebilmesinin önünü açıyor. Düzenlemenin öngördüğü sistem ise bu kültürü hem fiilen hem de hukuken ortadan kaldırıyor.
Bu tip bir sistemde sosyal medyada bir eleştiri yazan, bir çağrı yapan ya da bir hukuksuzluğu ifşa eden herkes, kullandığı hesabın e-Devlet üzerinden T.C. kimlik numarasına kriptografik olarak mühürlendiği bilgisiyle bu aksiyonu alıyor. Bu eşleştirme; fişlenme, işten atılma, hedef gösterilme ve yargılanma gibi korkularla bir dondurucu etki yaratma potansiyeli taşıyor.
2. Veri güvenliği: Tüm hassas verilerin merkezî bir sistemde toplanması, potansiyel bir veri sızıntısında milyonlarca kullanıcının kimlik bilgilerinin çalınması riskini de beraberinde getiriyor. Zira sistemin işleyebilmesi için kullanıcıların e-Devlet’e girip “Bu sosyal medya platformundaki hesap adım budur” diye beyanda bulunması gerekiyor. Bu mekanizma, e-Devlet’i dünyanın en büyük kimlik bilgisi ve sosyal medya hesap adı eşleştirme veritabanına dönüştürüyor.
3. Dijital anahtar karaborsası: Öngörülen sistem, bir dijital anahtar karaborsası yaratma riski de teşkil ediyor. Tıpkı yasa dışı bahis ağlarının banka hesaplarını kiralayarak kara para aklaması gibi finansal gücü zayıflayan kişilerin de dijital anahtarlarını başkasına kullandırarak gelir elde edebileceği tahmin ediliyor.
Uzmanlar ayrıca, hacker’ların yetkisiz erişim sağladıkları e-Devlet hesapları üzerinden “zombi dijital anahtarlar” üreterek karanlık ağda satabileceğine dikkat çekiyor.
Dünyada örnekleri var mı?
Sosyal medyaya kimlikle giriş uygulamasının dünyada benzer örnekleri olsa da bu örnekler, giriş için kimlik ön şartı ve yaş doğrulaması olmak üzere iki farklı kategoriye ayrılıyor. Kimlik ön şartı, kullanıcının hesabını devlet kimliğiyle eşleştirmesi ya da sosyal medyayı zorunlu olarak gerçek adıyla kullanması anlamına geliyor. Bu uygulamayı benimseyen ülkeler arasında ise Çin başı çekiyor.
Çin’de sosyal medya platformları, uzun süredir gerçek adla kullanımı zorunlu tutuyor. Kullanıcılar, platformlara telefon numaraları, kimlik numarası veya resmî kimlik bilgileriyle kayıt oluyor. Özellikle yorum yapmak, canlı yayın açmak ve ödeme yapmak gibi özelliklerde kimlik eşleştirmesi zorunlu kılınıyor.
Önemli ayrıntı: Kullanıcı adı olarak bir takma isim seçilebilse de arka planda gerçek kimlik bilgisi kayıtlı tutuluyor.
Çin hükümeti, birçok popüler sosyal medya platformunun ülke içinde kullanımını da kısıtlıyor. Ülkede ağırlıklı olarak WeChat, Weibo ve Douyin gibi yerel uygulamalar kullanılıyor.
Öte yandan: Çin’in aksine pek çok ülkede kimlik bilgisi, yalnızca yaş doğrulaması için zorunlu tutuluyor. Örneğin Avustralya, Aralık ayından bu yana 16 yaş altı kullanıcıların erişimini yasakladığı sosyal medya platformlarında yaş doğrulamasını zorunlu kılıyor. Bunun için kimlik taramasının yanı sıra başka doğrulama yöntemleri de kullanılabiliyor.
Avustralya’daki yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana İngiltere, Fransa, Danimarka, İspanya, Polonya, Avusturya ve Yunanistan’ın da aralarında bulunduğu başka ülkeler de benzer yasa tasarıları üzerinde çalışıyor. Fransa, Norveç, İspanya ve İngiltere gibi Batı ülkeleri, özellikle belirli platformlarda çocukların çevrimiçi güvenliğini korumak için yaş doğrulamasını zorunlu tutuyor. Benzer şekilde ABD’nin bazı eyaletlerinin de yetişkinlere uygun içerikler sunan belirli platformlarda resmî kimlik kartıyla yaş doğrulamasını zorunlu tuttuğu biliniyor.
Fakat bu yaklaşımlar, tüm kullanıcıların sosyal medyaya kimlik bilgileriyle giriş yapmasını zorunlu tutmaktan ziyade, “18 yaşından büyük müsün?” veya “16 yaşın altında mısın?” gibi spesifik bir sorunun yanıtını doğrulamayı amaçlıyor. Bu yaklaşımı benimseyen birçok ülkede yüz tarama gibi alternatif doğrulama yöntemleri de kullanılabiliyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin üzerinde çalıştığı düzenleme, Batı ülkelerindeki yaş doğrulama modellerine ek olarak Çin’in yaklaşımına benzer bir modele de yakın duruyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Doğa Yurduneri
İş Dünyası ve Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.




