
n okuyoruz|Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
2023’ün son haftalarından bu yana Substack etrafında gelişen tartışmalar giderek büyüdü ve platformların içerik yönetimi konusundaki sorunları ve sorumlulukları konusunu gündemin önemli bir başlığı hâline getirdi. Sorunun köküne inmeden önce nasıl başladığını ve ilerlediğine bir bakalım.
The Atlantic, 2023 Kasımının son günlerinde Substack üzerinden yayın yapan birçok Naziyi ve bunların nasıl rahat bir şekilde platformu kullanmaya devam edebildiğine dair bir makale yayınladı. Bu makaleye Substack tarafından bir yanıt gelmeyince bu sefer platformu kullanan birçok büyük ismin de dahil olduğu 247 yazar bu konuda Substack yönetiminden bir yanıt ve eylem talep eden bir açık mektup yazdı.
Bekledikleri cevap 21 Aralık’ta, Substack kurucularından Hamish McKenzie’nin Substack’in Twitter klonu olan Notes üzerinden paylaşılan bir post ile geldi. Kısaca özetlemek gerekirse McKenzie, Nazilere yayın yapma ve para kazanma imkanı vermemenin durumu daha da kötüleştireceğini ve bunun yerine “ifade özgürlüğünü savunup” doğrudan şiddeti desteklemedikçe kimseyi platformdan kovmayacaklarını söyledi.
Bunun ne kadar kötü bir argüman olduğunu anlatmama gerek yok diye düşünüyorum. Böyle bir cevap doğal olarak hem mektup imzacılarının hem de diğer birçok büyük yazarın ve yayının platformdan taşınma kararı almasına veya bu konuda planlar yapmaya başlamasına neden oldu. Sadece kendi abonelik listemde bile 2024 başladığından bu yana en az 10 tane “Substack’ten taşınıyorum” emaili almışımdır.
Son olarak platformun en büyük yayıncılarından birisi olan ve Substack yönetimine hatalarını düzeltmeleri için bir şans daha veren Platformer da bu hafta içerisinde taşınacaklarını duyurdu. Bunun hemen ardından McKenzie’nin “her şey harika gidiyor, 2024 daha da iyi olacak” postu paylaşması ve altında bol miktarda gizli ve açık Nazilerden destek cevapları gelmiş olması da durumun Substack için iyice kötüleşmesine neden oluyor. Zaten finansal sorunlar yaşayan ve kullanıcı sayısını büyütmekte zorlanan Substack için 2024’ün zor geçeceği kesin.
Peki Substack’in bu duruşu ve “eğer onlara yayın alanı vermezsek onların faydasına olur” argümanı neden tehlikeli ve yanlış bir duruş? Bunu anlatmanın en iyi yolu internette sıkça kullanılan “Nazi barı” argümanı ve hikayesinden geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse: Eğer bir bar işletiyorsanız ve iyi huylu davranıyor ve olay çıkartmıyor diye bir iki Nazinin gelmesine izin verirseniz, sayıları giderek artacak ve mekanda çoğunluğa sahip olduklarında herkes sizi “Nazilerin gittiği bar” olarak görüp ona göre davranacak. Eğer insanların gözünde bu şekilde etiketlenmek istemiyorsanız bunun önünü en baştan kesmeniz gerekiyor.
Bu hikaye sosyal platformlar için çok önemli bir ders taşıyor. Eğer siz belirli davranışları veya belirli grupları kimi bahanelerle tolere ederseniz, onların kendilerini rahat hissetmelerine ve platformu sahiplenmelerine sebep olursunuz. Eğer bunlar kötü niyetli veya şiddet yanlısı gruplarsa, bir noktadan sonra platformda başka kimseye huzur vermeyip herkesin kaçmasına neden olacaklardır. Sizin de bu durumda o grubun platformu olarak etiketlenmeniz kaçınılmaz. (Aynı dersi uyarlayabileceğiniz birçok farklı senaryo ve ortam da var ama konudan sapmamak adına bunları düşünmeyi size bırakıyorum.)
Substack’in argümanındaki bir diğer sorun da “doğrudan şiddete yönlendirmedikleri sürece dokunmayacağız” demeleri. Böyle bir ayrım ilk bakışta içerik moderasyonu için faydalı görünebilir ama bahsettiğimiz politik grubun ideolojisinin temeli belirli grupların tamamen ortadan kaldırılması ve onların insan-altı olarak görülmesi üzerine kurulu. Bu tür bir ideolojisinin “şiddete yönlendirmeyen” bir ifadesi nasıl mümkün olabilir?
Bana göre buradaki asıl sorun ifade özgürlüğü gibi dünyanın birçok yerinde gerçekten ciddi bir sorun olan ve insanların hayatlarına veya işlerine mal olan bir kavramı aşırı sağcıların özgürce bülten yayınlamasına kılıf uydurmak için kullanmaları. Bunun bir ifade özgürlüğü meselesi olmadığını ve tamamen belirli bir grubun kendi fikirlerini baskın hâle getirmek için bir kılıf olarak kullandığını tekrar vurgulamak istiyorum çünkü bu taktik ülkemiz de dahil olmak üzere giderek daha sık kullanılmaya başlanan araçlardan birisi hâline gelmiş durumda.
Sözün özü, Substack özel bir platform ve kendileri için istedikleri kuralları belirlemekte ve bunları uygulamakta özgürler. Bunun sonucunda insanlar platformu kullanmayı bıraktığında ve kendileri bir “Nazi barı” muamelesi gördüğünde de bunun sonucuna katlanmayı kabul ediyorlar demektir. Ama ortada bir ifade özgürlüğü sorunu yok, sadece Nazilerle aynı mekanı paylaşmak istemediği için platformu terk eden insanlar var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
n okuyoruz|Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu haftanın anahtar kelimeleri: Substack, Mickey Mouse, YouTube, Reuters Institute.
14 Oca 2024

YAZARLAR

n okuyoruz|
Ahmet A. Sabancı dünyada gazetecilik ve medya alanındaki gelişmeleri ve trendleri takip ediyor ve her pazar sabahı NewsLabTurkey tarafından yayınlanan n okuyoruz| bülteninde okurları için derliyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir haber sitesi neden 3 dakikada 50 MB indirme yapıp 1.5 GB RAM kapasitesi kullanır?
29 Mar 2026

Gazeteciliğin durumuna romantik değil, gerçekçi bir şekilde yaklaşmalıyız.
01 Mar 2026






