Thrifting is The New Sexy: Bütçe Dostu ve Sürdürülebilir Bir Alışveriş Deneyimi Mümkün mü?


Şehir içi ulaşımın çevre dostu alternatifi: hop hop'la şehrin keyfini sür Dünya çapında yaklaşık 1,4 milyar arabanın yollarda bulunduğu ve gezegende neredeyse her 7 kişiye bir arabanın düştüğü günümüz; karbon emisyonu, gürültü ve hava kirliliği nedeniyle çevre felaketlerine neden oluyor. Çevre dostu ulaşım alternatifi sunan hop , her yıl 16-22 Eylül tarihleri arasında kutlanan ve şehirleri sürdürülebilir ulaşım çözümleri bulmaya teşvik eden Avrupa Hareketlilik Haftası ’nı ve 22 Eylül Dünya Otomobilsiz Kentler Günü 'nü kutluyor. Nedir? Sürüş kolaylığı, teknolojisi ve performansıyla zamandan tasarruf edilmesini sağlayan hop , paylaşımlı elektrikli araçlarla günlük ulaşım ihtiyacını karşılıyor. Neden önemli? Sürdürülebilir bir dünya için ulaşım kaynaklı çevre kirliliğini, karbon salınımını ve trafikte geçen zamanı azaltmayı hedefleyen hop, rüzgâr enerjisinden sağladığı çevreci enerjiyle 2 ülkede 20’den fazla şehre derin bir nefes aldırıyor. hop , karbon ayak izini azaltmaya yardımcı olarak ulaşımın çevreye olan etkisini azaltmayı amaçlıyor. Ne yapabilirim? Şehir içi ulaşımda hop’u tercih edenler karbon emisyonu azalmasına katkıda bulunarak çevreye olan baskıyı azaltıyor ve sürdürülebilir bir gelecek hedefine katkıda bulunuyor. Araştırmalar 2030 yılına kadar paylaşımlı elektrikli araçların kullanımının yaygınlaşmasıyla 80 bin tona kadar karbon tasarrufu yapılabileceğini ve 130 hektarlık yeşil alanın kurtarılabileceğini öngörüyor. Hava ve gürültü kirliliğine yol açmayan, sessiz ve ekonomik yolculuklarla ulaşım alışkanlıklarını değiştirmek için bu bağlantıyı ziyaret ederek hop’u keşfedebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Giriş Notu: “Thrift” sözcüğüne Türkçe bir karşılık olmadığı için yazıda sık sık İngilizce olarak kullandım. Thrifting, uygun fiyata ikinci el alışveriş yapmak anlamına geliyor. “Thrifted” ise bu şekilde aldığınız ürünleri tanımlamak için kullanılan bir sıfat.
Durun tahmin edeyim: iklim kriziyle alakalı bu bülten anksiyetenizi tetikledi. Dünyanın sonunun geldiğine, belki de her şey için geç kalındığına dair kaygılarla kıvranıyorsunuz. Belki bir sigara yaktınız. Belki arama çubuğuna en sevdiğiniz e-alışveriş sitesinin adını yazdınız. Biraz alışveriş yapacak ve rengarenk kazaklara ve ayakkabılara bakarken dertlerinizi unutacaksınız. Ben hep öyle yapmışımdır. İşyerinde kötü bir gün müydü? Merhaba eski dostum Trendyol. Sevgilimle mi tartıştım? Selam Hepsiburada, seni görmek çok güzel.
Bundan sekiz yıl önce İsveçli tekstil mühendisi arkadaşım, İstanbul’daki evimi ziyaret ettiğinde, antrede dev yığınlar oluşturan kargo paketlerini görüp dehşetle kaşlarını kaldırmış ve bu kadar çok ne almış olabileceğimi sormuştu. Omuz silkip, yalnızca birkaç kışlık kıyafet, demiştim. Türkiye’de sürdürülebilirlik, iklim krizi, karbon ayak izi gibi kavramların yalnızca çevre aktivistleri, gazeteciler ve bilim insanları tarafından dile getirildiği; toplumun kalanınınsa tıpkı benim gibi omuz silktiği yıllardı. Kuzey Avrupalı bilinciyle bana bu kadar çok tüketimin dünyaya büyük zarar verdiğine dair bir ufak bir nutuk çekmiş, bense ona pek kulak asmadan hevesle yeni aldığım %100 akrilik kazakları denemeye başlamıştım.
Yıllar önce aldığım o uyduruk kazakları kaç kere giydim dersiniz? Sanırım bir elin parmaklarını geçmez. “Renginin modası geçti” / “kumaşı kaşındırıyor” /”bu kesim bana yakışmıyormuş” / “kombinleyemiyorum.” Adını siz koyun. Siz de benim gibiyseniz, yalnız değiliz. The Guardian’ın bir haberine göre İngiltere’de her üç genç kadından biri kıyafetlerini bir veya iki kere giydikten sonra “eski” olarak değerlendiriyor ve çöpe atıyor! Ortalama bir Amerikalı ise her yıl yaklaşık 37 kilo tekstil ürününü çöpe atıyor.
Peki Bu Durum Tam Olarak Neden Kötü?
Cevap rakamlarda gizli. Hızlı moda endüstrisi, petrolden sonra çevreye en büyük zararı veren endüstri olarak biliniyor. Tüm karbon salınımının %8’ini ve küresel atık sularının %20’sini moda endüstrisi meydana getiriyor. Dünya üzerindeki çöp yığınlarının ise %5’inin tekstil ürünlerinden oluştuğunu biliyoruz.
Biraz daha somutlaştıralım: Satın aldığımız her yeni tişörtün üretiminde 1 tondan fazla su harcanıyor. Kot pantolonlarda bu miktar 6 tona kadar çıkıyor. Evet, kalçamızı en iyi şekilde saracak jean’i bulmanın bedeli her yeni pantolonda 6 ton suyun boşa gitmesi. Ayakkabılarda ise harcanan su miktarı 8 tonu buluyor. Elbette bu durum yalnızca tekstil sektörüne has değil, evimize aldığımız her yeni bardak, vazo, kalem, tencere için de tonlarca su harcanıyor.
Yıllar önce arkadaşım bana bunları anlattığında “ben almasam ne olacak ki, yine de üretilecekler” diye karşı çıktığımı hatırlıyorum. Durum tam olarak öyle değil, en basit iktisadi temellere dayanarak söyleyebilirim ki talebimiz arzı doğuruyor. Biz talep ettikçe, o ürünleri satın aldıkça, daha çok ürün üretiliyor. Moda endüstrisi o kadar fazla üretiyor ki çoğu zaman üretilenler tüketilemiyor bile! Satılanlar da, satılmayanlar da kısa vadede çöp oluyor! Her yeni fuzulî üretimde dünyanın kaynakları kullanılıyor, yeni atık oluşuyor ve biz arzı talep etmeyi asla bırakmayalım diye şirketler dört bir yandan reklam pompalayarak o son moda çizmeleri almazsam ölecekmişim hissiyatını yaşatıyor.
Batı Cephesinden İyi Haberler de Var – Mesela İkinci El!
Elbette bu yazıyı sizi satın aldığınız her yeni şey için suçlamak ve kötü hissettirmek için kaleme almadım. Alışverişi ve iyi giyinmeyi benim kadar seviyorsanız, siz de bilirsiniz. Bazı anlar gelir ki o şahane kaşmir kazak veya porselen vazo için çevreye ne kadar zarar verildiğini göz ardı edebiliriz.
İyi haber şu ki iyi giyinmek için veya stil sahibi bir eve sahibi olmak için mutlaka bu tüketim çarkının bir parçası olmak zorunda değiliz. Bunu keşfedişim thrift kültürüyle tanışmam ile oldu. Hayatımda ilk kez Stockholm’de dört başı mamur bir ikinci el dükkanına girdiğimde ağzımın açık kaldığını hatırlıyorum. Tüm o muhteşem vintage deri ceketler, kemerler, çantalar, ipek şallar önüme serilmişti, hepsi erişilebilir fiyattaydı ve en güzeli bunları satın almamın çevreye hiçbir zararı yoktu! Dürüst olmak gerekirse, çoğu da mağazalardaki ürünlerden daha şıktı! O dükkanda 30 Euro’ya (o dönem 1 Euro = 2 TL idi) ilk vintage ayakkabılarımı aldım: İtalya’da üretilmiş süet Oxfordlar. O günden beri bir şey alacak olduğumda ilk baktığım yer her zaman ikinci el dükkanları oldu ve bugün gururla söyleyebilirim ki şu an gardrobumun yarısını ikinci el, thrifted parçalar oluşturuyor.

İşte o ayakkabılar. Hala benimle, yıpranmış, yıllanmış, ama hala çok güzel.
Türkiye’ye döndüğümde anneanneme bu ayakkabıları göstermiştim. Beğenmiş, ama dudak bükerek şöyle demişti: “Başkasının eskilerini mi giyeceksin?”
İşin güzel kısmı şu ki, yukarıda bahsettiğim alışveriş çılgınlığı sebebiyle satın aldığımız ürünler zaten eski(ye)miyor! Yani başkasının eskisini giymek gibi bir durum zaten çoğunlukla söz konusu olmuyor. Çoğumuz kıyafetlerimizi sayılı giyiyoruz. Bir arkadaşım, her bir kıyafetini en az 10 kere giymeye kendini zorladığını, ondan sonra gönül rahatlığıyla hayatından çıkardığını söylemişti. Ortalama kalitede bir montun 10 kere giyilerek eskimeyeceği açık, peki onuncu defadan sonra montun akıbeti ne oluyor? En başta bahsettiğim çöp yığınına mı katılacak? Yoksa onu daha çok sevecek yeni sahibine mi gidecek? Ev eşyalarına geldiğimizde durum daha da iç açıcı. Yaptığım iş sebebiyle elimden yüzlerce ikinci el ev eşyası geçiyor ve 50-60 yıllık ürünler çoğu zaman neredeyse ilk günkü gibi!
Bir Thrifting Sevdalısından İkinci Ele Kompakt Bir Giriş Rehberi
Neyse ki Türkiye ikinci el kültürüne hiç de yabancı değil. Kendi çocuğunun küçülmüş temiz kıyafetlerini, pusetini, mama sandalyesini komşusunun yeni doğmuş bebeğine bağışlayan ailelerin çocuklarıyız biz. İkinci elin en güzel hali, sanırım eşimizin dostumuzun ihtiyaç duymadığı eşyalarını bize bağışladığı hali. Lütfen kullanmadığınız ve çok iyi durumdaki eşyalarınız varsa çöpe atmadan önce arkadaşınıza, annenize, kardeşinize “sen ister misin?” diye sormaktan çekinmeyin. Sizin teninize gitmeyen o kırmızı ruj arkadaşınızda harikalar yaratabilir. Bir türlü kombinleyemediğiniz o yelek annenizin çok işine yarayabilir.
Oturduğumuz yerde ikinci el ürünlere ulaşabileceğimiz, aynı zamanda kendi istenmeyen eşyalarımızı da onları daha çok sevecek kişilere ulaştırabileceğimiz bir sürü mobil uygulama da mevcut: Dolap, Gardrops, Modacruz, Letgo ilk aklıma gelenleri. Özellikle ekonominin kötüleşmesi ve alım gücünün düşmesiyle birlikte insanların hem alıcı hem de satıcı olarak ister istemez bu aplikasyonlara daha sık yönelmeye başladığını gözlemliyorum.

Son thrifted parçamı merak edenler için: Bir ikinci el uygulamasından 120 liraya satın aldığım %100 ipek vintage elbise.
Uygulamalara komisyon ödemeden ikinci el alışveriş yapmak isteyen ve ellerini -gerçekten- kirletmeye hazır olan İstanbullular için Dolapdere’de Pazar günleri ve Hasanpaşa’da Cuma günleri kurulan bit pazarlarını şiddetle tavsiye edebilirim. Biraz sabrınız ve şansınız varsa karmakarışık tezgahlarda 10-20 liraya inanılmaz şeyler bulabilirsiniz. Daha nezih ve düzenli bir alışveriş deneyimi için ise Pazar günleri Feriköy’de ve Kadıköy’de kurulan antika pazarlarına uğrayabilirsiniz. Cihangir, Galata, Balat ve Kadıköy’de de pek çok ikinci el dükkanı mevcut. Pazarlık yapmayı unutmayın!
Hayır hayır, dağınık tezgahları alt üst etmeyi sevmiyorum, ben daha sofistike bir ikinci el deneyimi yaşamak istiyorum diyenler için Türkiye’de kürate edilmiş vintage/ ikinci el dükkanları da var Belli bir tarza yönelik giyim kuşam ürünleri bulabileceğiniz için Franny Vintage, Büyükannemin Sandığı, Sentetik Sezar, Dem Vintage, Bal Vintage ilk aklıma gelenler. Ben güzel giyindim, evim de güzel olsun diyenleri ise kurucusu olduğum Marji’s Room’a alabiliriz. ☺
Her bütçeye uygun bir ikinci el alışveriş deneyimi mevcut. Elbette, tüm ihtiyaçlarımızı ikinci el alarak gidermeye çalışmak hiç gerçekçi değil. Satın aldığımız her yeni ürün için kendimizi cezalandırmamız, “tüh, şu kadar ton su gitti” diye hayıflanmamız da gerekmez. Sıradan insanlarız ve mükemmel olmak zorunda değiliz. Dürüst olmak gerekirse iklim krizine sebep olan şey Fatma’nın Zara’dan satın aldığı gömlek ya da duşta akıttığı su miktarı değil. Problemin boyumuzu aşan, çok daha girift ve komplike sebepleri olduğunun farkındayım. Bu yazıyı yalnızca, kaynakları gitgide azalan dünyamızda daha farklı, daha etik bir tüketim deneyiminin de mümkün olabileceğini göstermek için yazdım.
Mesela, tamamen kendimizi iyi hissetmek için alacağımız o çantayı, çiçeklerimizi koyacağımız vazoyu, masada duracak şamdanı ikinci el alsak? Dünyayı değiştirmez belki ama – tünelin ucundaki ışığa giden yolda mini minnacık da olsa bir katkısı olur.
Junk Note:
Sırf meraktan bu yazı için Marji’s Room takipçilerine “neden vintage/ thrifted ürün tercih ediyorsunuz?” sorusunu sorduğumda aldığım cevaplardan bazıları. Gördüğüm kadarıyla insanlar ikinci el ürünleri genelde sürdürülebilirlik dışında sebeplerle tercih ediyor, ama nihayetinde bu tercihleri sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor!

✍️ Editörün notu: Ayşe'nin Türkiye’de Z kuşağının durumundan ve iklim krizinden bahsettiği "Avrupa’da Bulaşıkçılık Yapsam Daha mı İyi?" adlı yazısını okumadıysanız, okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Thriftin, minimalizm ve doğa için küçük adımlar rehberi
22 Eyl 2022

YAZARLAR

Ayşe Burçak Tuğrul
Yazar - 20'lik

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR



