Toprağın ilk Masters’ı: Monte Carlo

Rublev’in önünde artık Masters ve Grand Slam’lerde elde edilecek başarılar var.
Toprağın ilk Masters’ı: Monte Carlo

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Bizleri yılın ikinci Slam’ine götürecek olan toprak sezonuna kavuştuk. Toprağın ilk Masters turnuvası Monte Carlo, dağlar ve deniz arasındaki tesisinin sunduğu müthiş manzarasıyla kalbimizi bir kez daha fethetmeyi başarırken, yeni bir Masters şampiyonunun sahneye çıktığı yer oldu.

Seyir zevki 

Monte Carlo Masters 

Büyük bir bölümü sert kortta geçen teniste doğal zeminler olan toprak ve çim sezonları yoğun tempolara, üst üste büyük turnuvalara sahip olmasıyla heyecan yaratıyor. ABD’de yeşil-gri, Avrupa’daysa kiremit rengi toprak üzerinde, hareket kabiliyeti, oyun zekası ve fiziksel eforun üst düzeyde olduğu bir oyun tarzı gerektiren bu zemin, doğası gereği uzun rallilere ve oyun çeşitliliğinin getirdiği harika puanlara sahne olabiliyor. Sert kortta esip gürleyen kimi oyuncuların toprakta zorlandığını görebiliyoruz, çünkü doğal zeminler özellikle hareket kabiliyeti anlamında farklı meydan okumalar sunuyor.  

Bu kısa ama alevli sezonun ilk büyük turnuvası olan Monte Carlo, turun en özel turnuvalarından biri. Monte Carlo Country Club’da 126 yıldır düzenlenen, 1990 yılından bu yana Masters formatını alan bu turnuva, dağlar ve deniz arasında yer alan konumuyla hem tribünden hem de ekran başından takip eden izleyiciler için müthiş bir oyun zevkinin yanında harika bir manzara da sunuyor. Özellikle üst seviyedeki oyuncuların büyük bir kısmının ikamet ettiği yer olan Monaco’da düzenlenmesi, oyuncular için de bu turnuvayı özel kılıyor. Eleme turlarından itibaren turnuva boyunca 10.200 kişi kapasiteli Court Rainier III boş kalmıyor.  

Yeni bir şampiyon 

Monte Carlo Masters

Rafael Nadal’ın 2005-2012 arasında üst üste 8 kez, toplamda 11 kez şampiyon olduğu Monte Carlo Masters’ta son 2 yılın şampiyonuysa Stefanos Tsitsipas olmuştu. Toprağın en iddialı isimleri Nadal ve Alcaraz’ın yokluğu, sert kortun başarılı ismi Medvedev’in toprağa hala adapte olamayışı, Zverev’in sakatlık sonrası eski performansına hala dönememiş olması düşünüldüğünde, Monte Carlo’da Tsitsipas’ın bir üçleme yapması en yüksek olasılık gibi görünüyordu. Tabii ki burada 2 kez şampiyonluk yaşayan Djokovic de iddialı isimlerden biriydi. Toprakta iyi performans gösteren Casper Ruud, Holger Rune, Jannik Sinner gibi isimler turlar ilerledikçe favori adayları arasında yer bulmaya başladı. Ancak sonuçta, sanıyorum ki pek fazla kişinin aklına gelmeyen oldu. 500’lük turnuvalarda kupaları toplayıp büyük turnuvalarda bir türlü bu başarıya ulaşamayan Andrey Rublev, 2. kez çıktığı Monte Carlo finalinde, kariyerinin ilk Masters kupasını kaldıran isim oldu. 

Kabuğundan çıkmak: Andrey Rublev 

Eğer sıkı bir Punto takipçisiyseniz, bu başlık size tanıdık gelecektir. Tam 2 sene önce, 2021’in Nisan ayında Monte Carlo’da ilk Masters finaline çıktığında, Andrey Rublev için bu başlıkta bir yazı kaleme almıştık. Şimdi, o yazıyı yeniden okumak için iyi bir zaman olabilir.  

Andrey Rublev’in korttaki hareketlerini, bağırışlarını, kendine zarar verişlerini gören birisi bunu oldukça itici, hatta aptalca bulabilir. Ancak Rublev’i tanıdıkça, hayat hikayesini ve karakterini öğrenip, genç bir adam olarak büyümesine tanıklık ettikçe, onu anlamaya başlıyorsunuz ve bu “başa çıkma mücadelesi” sizin için ayrı bir merak konusu oluyor. Rusya’nın en önemli tenis antrenörlerinden birinin oğlu olması, 20 yaşına kadar ekonomik ve günlük kararlarda ailesine bağlı olması, tenis kulübünde ve babannesi-dedesinin yanında geçen çocukluğunun onu yalnızlaştırması gibi faktörlerin karakter gelişimini nasıl etkilediğini bu yazıda detaylı olarak anlatmıştık. Ailesinin yanından ayrılıp kendi yolunu çizmeye başladığı 20 yaşında ilk 30’un kapısına dayanması ve bu noktada yaşadığı büyük sakatlığın ardından bu yolu tekrar tırmanması, Rublev’i bu günlere getiren merdivenin büyük basamakları.  

Rublev’i sıralamada ilk 10’a taşıyan yıldan da ayrıca bahsetmek gerekiyor. 2020 yılında sezona Doha ve Adelaide’i kazanarak girip Hamburg, St. Petersburg ve Viyana’da yaşadığı şampiyonluklarla pandemi döneminde geçen sezonu 8. sırada tamamlayan Rublev, o günden bu yana istikrarlı olarak bir ilk-10 oyuncusu. 2021 yılında yalnızca 1 şampiyonluk yaşasa da, 3 farklı zeminde final görmesi Rublev’in kariyer gelişimi açısından heyecan uyandırmıştı, üstelik bu finallerden ikisi Masters finaliydi! Monte Carlo ve Cincinnati’de final oynayan Rublev’in bu finallerde kendi jenerasyonundan Zverev ve Tsitsipas karşısında özellikle mental olarak gösterdiği zayıflık, onun büyük turnuvaları kazanmasının önünde en büyük engel gibi görünüyordu. Kendisiyle kavgasını yenmeden, rakibini de yenemeyecek gibiydi.  

Dönüşüm yolculuğu 

Fernando Vicente ve Andrey Rublev/ATP

2021 Monte Carlo finalinin ardından “Rublev’in önünde artık Masters ve Grand Slam’lerde elde edilecek başarılar var” diyerek bitirdiğimiz yazı ile Rublev’in elinde Monte Carlo kupasını görmemiz arasında tam 2 sene var. Peki bu 2 senede ne değişti?  

2023’ün başında Rublev, ekibinde bazı değişikliklere gitti. Uzun süreli koçu Fernando Vicente’nin yine başta olduğu ekibe güç ve kondisyon koçu Marcos Borderias ve antrenör Alberto Martin katıldı. Yardımcı antrenör olarak görev yapan ‘Beto’ eski bir tenisçi olmasının yanı sıra Barcelona Üniversitesi’nden Spor Psikolojisi diplomasına sahip. ATPTour.com’a verdiği röportajda Martin, Rublev için kortta “agresiflik ve sakinlik arasında bir denge” kurmanın öncelikleri olduğunu söylüyor. Amaç onu kendine özgü yapan bu özelliklerini bir kenara bırakması değil, bunları dengeye sokmak. Rublev’in vuruş gücü yüksek agresif oyunuyla, kort dışında herkesin gördüğü sakin ve sevecen kişiliği arasında bir denge kurmak gerçekten de Rublev için doğru anahtar olacak gibi, ancak bunu başarmak oldukça zor.  

Her şeyin başı denge 

Tabii ki çocukluğundan beri kortta kendisiyle kavga halinde olan birini 25 yaşında bir dokunuşla değiştirmek mümkün değil, ancak Rublev’in sene başından beri bunu denediği gözle görülüyor. Fernando Vicente’yle yakın arkadaş olması, tenis oyuncusu geçmişine sahip olması ve Rublev’i değiştirmeye çalışmadan dengeye sokmak isteyen bir yaklaşıma sahip bir spor psikoloğu olması, Beto’yu Rublev için en doğru kişilerden biri yapıyor. Rublev yeni ekibiyle kurduğu ilişkiyi şu sözlerle açıklıyor: “Benim için tenis dışında da bir bağ kurmak çok önemli. Ne kadar iyi bir koç olduğu farketmez, bu bağlantı yoksa ben çalışmaya devam edebilecek biri değilim. Bu bir sevgili ilişkisi gibi, bu bağlantıyı sık bulamazsın.”  

Kupaya çıkan doğru yol  

Monte Carlo Masters

Kendisi kendini iyi ifade edemediğini düşünse de, bence kendini en iyi tanıyan ve fikirlerini en iyi ifade edebilen tenisçilerden biri Rublev. Bu yüzden onun bu gelişimini takip etmek oldukça keyifli. Yine onun sözlerine dönelim: “Bir süredir doğru şeyleri yaptığımızı hissediyorum. Kort dışındaki hazırlıklarımız için de bu böyle. Maçlara henüz yansıtamasam da antrenmanlarda bunun sonuçlarını görüyordum ve doğru bir yolda ilerlediğimi farkediyordum. Bir gün bunu bir yerde yansıtabileceğimi ve iyi sonuçlar elde edebileceğimi düşünüyordum ama bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum”.  

Önceki iki Masters finalinde Rublev kazanamayacağının sinyallerini henüz maçın başından vermişti. Bu seferki finaliyse, teniste popüler olan bir tabirle roller-coaster’a benzetebiliriz. Oldukça formda olan, merak ve heyecan uyandıran, Rublev’in sahip olamadığı Masters kupasına 19 yaşında sahip olan Holger Rune karşısında ilk seti 5-7 ile kaybettikten sonra 2. seti 6-2’lik üstünlükle kapatması, karar setinde 4-1 30-0’dan geri dönüp maçı kazanmasını mental olarak güçlü kalabilmeyi başarmasına bağlıyor. “Önceki Masters finallerinde seti kaybetmeye yaklaştığım an mental olarak tamamen aşağıya gidiyordum. ‘Artık bitti, hiç şansım yok’ diye düşünüyordum. Bugün ise kendime ‘bu maçı kaybedeceksen bile son ana kadar savaş, inanmayı bırakma, belki ekstra bir şans bulursun’ dedim, her puanda bunu demeye devam ettim ve eşitliğe geldim. 5-5’ten 7-5’e kadar ise hiçbir şeyi hatırlamıyorum”. Kendisi çok farkında değil ama Avustralya Açık’tan beri yaptığı açıklamalarda bu yaklaşımın izleri görülüyor. Ve bu yaklaşım aslında kendisinin hayran olduğu birine çok benziyor: Rafael Nadal.   

Dönüm noktası 

Bu ilk Masters kupası Rublev’in kariyerinde nihayet bir dönüm noktası olabilir mi? Rublev bu soruya şöyle cevap veriyor: “Bilmiyorum, hala aynıysam, hala eskisi gibi aptalsam bir sonraki turnuvada yine bağırıp çağıran bir oyuncu olurum”. Rublev’in kendiyle savaşında nasıl galip gelmek istediğini her cümlesinde duyuyoruz aslında. O, kendine ördüğü kozadan çıkması gerektiğinin farkında. Geçen seneyle bu sene arasındaki fark ise artık bundan korkmuyor olması. Etrafında güvendiği, onu anlayan ve bu yolculuğuna eşlik etmek isteyen kişilerin varlığı, ülkesine ve kendi tabiriyle aptalca hareketlerine rağmen gördüğü sevginin günden güne artması ve doğru yolda olduğunu hissettiği anda sonuçlarını somut olarak görmesi umarım onun için bir dönüm noktası olur. O zaman bu yazıyı da, biraz totem yaparak, aynı cümleyle bitirelim. Rublev’in önünde artık Masters ve Grand Slam’lerde elde edilecek başarılar var

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

🎾 Toprağın ilk Masters’ı: Monte Carlo

Rublev’in önünde artık Masters ve Grand Slam’lerde elde edilecek başarılar var.

18 Nis 2023

ATP

YAZARLAR

Elif Alper

Tenis yazarı @Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?