Tribeca’da “MUTTER”: Seventyfour Films’in ilk uzun metrajı New York perdesinde

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Bu yıl 25. yaşını kutlayan Tribeca Film Festivali, sinemanın perdenin ötesine uzanan etkisini merkezine alarak yapımcıları, yönetmenleri ve izleyicileri New York’un yaratıcı ruhunda buluşturuyor. Festival, 3–14 Haziran 2026 tarihleri arasında New York’ta gerçekleşiyor.
Festivalin bu yılki resmî seçkisinde, yönetmenliğini Alphan Eşeli’nin üstlendiği ve Seventyfour Films’in ilk uzun metraj projesi olan MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri de yer alıyor. Seventyfour Films’in çıkış yapımı, aynı zamanda Tribeca’nın 25. yıl programı içinde öne çıkan işlerden.
2001 yılında Robert De Niro, Jane Rosenthal ve Craig Hatkoff tarafından kurulan Tribeca Film Festivali, 11 Eylül sonrası Manhattan’ın özellikle alt bölgesinde yaşanan yıkımın ardından şehrin kültürel ve yaratıcı enerjisini yeniden canlandırma amacıyla doğdu. Bugün ise dünyanın en prestijli bağımsız film festivallerinden biri.
Alphan Eşeli’nin yönettiği, başrolünde Hazar Ergüçlü’nün yer aldığı MUTTER ise “Escape from Tribeca” seçkisi kapsamında izleyiciyle buluşuyor. Karadeniz’in sisli ve kapalı atmosferinde geçen film, dışlanmış bir kadının tekinsiz bir bebekle kurduğu sarsıcı ama aynı zamanda evrensel annelik bağını merkezine alıyor.

Tribeca Film Festivali kapsamında MUTTER, 6 Haziran’da Jonathan Penner’ın sunumuyla başlayacak dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Festival boyunca 7 ve 9 Haziran tarihlerinde MUTTER gösterimleri ve soru-cevap oturumlarıyla film, izleyiciyle buluşmaya devam edecek.
Tribeca Festivali’nde filmi seçen isimlerden Escape from Tribeca bölümünün eş programcısı Jonathan Penner, gösterim öncesinde MUTTER’ı “daha önce gördüğü hiçbir filme benzemeyen” ve “olağanüstü oyunculukları ve prodüksiyon kalitesiyle öne çıkan” bir yapım olarak tanımladı. Penner ayrıca, “Bazen insanın aklını başından alan bir filmle karşılaşırsınız; MUTTER tam olarak böyle bir film” dedi.

Seventyfour Films ve ’74GROUP çatısı altındaki bu yolculuk, 10 Haziran’da New York’ta düzenlenecek özel bir davet ile kutlanacak. Gecede Harvey Keitel, Inez & Vinoodh, Drena De Niro, RoseLee Goldberg ve New York Türkiye Başkonsolosluğu temsilcisinin katılımıyla MUTTER, Tribeca ve Seventyfour Films’in yaratıcı üretim alanındaki birlikteliğini onurlandıracak.
Mutter'ın fragmanına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.




