Ulusal kültürden politikaya, sporun izinde bir inceleme

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Yazı: Müje Selek
“Manchester United’ı çok seviyordum. Ama diğer her şeyin önünde gelen, bir numaralı hayalim, İngiltere için oynamaktı.” Bu sözler David Beckham’a ait. Ekim ayının başında Netflix’te yayına giren ‘Beckham’ belgeselinde; aile hayatı, kulüp yönetimleri ve efsane futbolcuların yanı sıra spor ve millî duyguların kesişim kümesine dair pek çok içgörüye yer veriliyor. Futbolcular adeta ülkelerini savunan birer asker gibi sahada görevlerini yaparken, taraftarlar da o an için dünya üzerindeki en önemli eylemi icra ederek, sporcularını galibiyet yolunda yarınlar yokmuşçasına destekliyor. “Dünya Kupası herkesin hayalidir, ama o baskı…” diyor Paul Ince, çünkü mevzubahis uluslararası arenada bir milletin temsiliyeti olduğunda, en ufak hataya dahi yer olmadığını, bu konunun hem halkı, hem sponsorları, hem de devlet yönetimini yakından ilgilendirdiğini çok iyi biliyor.
Spor ve milliyet kavramları gittikçe daha çok iç içe geçiyor. Son asırda siyaset bilimciler, sosyal psikoloji alanında çalışan akademisyenler ve spor yöneticileri, bireylerin spor ile bağı ve milletler için spor müsabakalarının önemi üzerine ciddi çalışmalar yapıyorlar. İnsanların neden taraftarlığa eğilimli olduğundan, sporcuların millî forma motivasyonuna; spora özel dış politikalardan, içişlerinin yönetilebilirliğine… Spor branşları, kitleleri harekete geçirme konusunda oldukça büyük bir güce sahipken, bu gücü doğru yönetebilmek her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.
Uluslararası ilişkilerde ‘yumuşak güç’ olarak spor
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını kutladığımız 29 Ekim günündeki gazetelerin baş sayfalarına bakalım; Filenin Sultanları, Şahika Ercümen, Bizim Çocuklar, Mete Gazoz, Merve Dizdar, Sertab Erener… ‘Biz yüz yılda neleri başardık?’ sorusunu cevaplayan gazetelerde kapak konusu olarak seçilen kişilerin ortak noktası, uluslararası arenada başarı elde ederek Türkiye Cumhuriyeti’ne dair olumlu izlenim yaratmış olmaları.
İnsanın spor ile mükemmelleşen beden ve zihin bütünlüğünü koruma fikri ‘spora siyaset karıştırmayın’ klişesiyle özdeşleşse de, sporu diplomasinin olmadığı bir düzlemde düşünebilmek son yüzyılda neredeyse imkansız. Spor ve toplum denince önde gelen akademisyenlerden C.L.R. James’in kaleme aldığı Beyond a Boundary (Bir Sınırın Ötesinde) isimli anı kitabı, bu savı destekleyen ilk örneklerden. Trinidadlı, siyahi bir düşünür olan James, kitabına spor dünyasında ünlenen şu soru cümlesiyle başlıyor: “Kriket hakkında, sadece kriketin bildiği neyi biliyorlar?” Bununla demek istediği; Trinidad’da veya herhangi başka bir yerde bir spor dalı olarak kriketi anlamak için, sadece skora ve oyunculara bakamayacağımız. Öncelikle anlaşılması gereken, oynanan oyunla, oyunun oynandığı coğrafya arasındaki kültürel, politik ve tarihsel bağlamdır. Bu örnek özelinde, Trinidad ve kriketin bir arada olması, İngiliz sömürgeciliği hakkında düşünmeyi beraberinde getirir. Kriketi Trinidad’a İngilizler getirmişti ve kriket, zamanında Trinidad’da ırksal hiyerarşiyi pekiştiren bir oyundu. Kişisel hırslar, eşitlik mücadeleleri, devrim, bağımsızlık…
Sportif başarılar, temelinde, bir ülkenin dünyaya kendini olumlu yönleriyle tanıtma ihtiyacını karşılamanın en etkili yollarından biri. Bize çok yabancı bir ülkede, oranın en başarılı aşçısı tarafından büyük bir özenle hazırlanan bir yemeği başkaları çok beğenirken, bizim lezzetli bulmama ihtimalimiz varken; tüm ölçme ve değerlendirme kriterleri titizlikle hesaplanmış spor branşlarında öznelliğe neredeyse hiç yer yok. Son yüzyılda bunun bilincinde olan ülkeler, sporu dış siyasetlerinde bir ‘yumuşak güç’ olarak kullanıyorlar. Yani, bir devletin diplomatik hedeflerine ulaşmak için para veya zorlamadan ziyade cazibesini kullanma yeteneği. ABD'nin Spor Diplomasisi Bölüm Başkanı Ashleigh Huffman'a göre, "Spor diplomasisi, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda en iyi saklanan sır." Fransa ise bu konuya daha şeffaf yaklaşarak, spor hakkındaki iç ve dış politikalarını, Fransız Diplomasisi adlı web sitesinde tüm dünya ile paylaşıyor.
Manchester Metropolitan Üniversitesi, Spor Siyaseti Profesörü Jonathon Grix’e göre, sporu diplomasinin bir parçası yapan üç yol var. Bunlardan birincisi, büyük spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmak. Tarihte bunun pek çok örneğiyle karşılaşıyoruz. Hitler’in Nazi rejimiyle küllerinden yeniden doğan Almanya portresini çizdiği 1936 Berlin Olimpiyatları, Soğuk Savaş’ın yarattığı kültürel hegemonya rekabetinin gölgesinde düzenlenen 1980 Moskova ve 1984 Los Angeles Olimpiyatları, Katar’ın Batılı toplumlar arasında kabul görme hedefinin bir yansıması olan 2022 Katar Dünya Kupası… İkinci yol; sporda elde edilen yüksek millî başarılar. Üçüncüsü ise ilk ikinin karışımı, yani ülkelerin çok başarılı oldukları bir spor dalında büyük bir spor organizasyonu gerçekleştirmesi. Dünya Basketbol Şampiyonası’nın ABD’de düzenlenmesi gibi…
Taraftar kitlesinin büyümesi, başarıyla doğru orantılı
Sporcu ve taraftar gözünden baktığımızda, sporla tutkulu bir bağ kurulmasının sebebi olarak, zor hareketlerin icrasını takdir etmemizin yanında, kültürel bağlamları da gösterebiliyoruz. C.L.R. James'in de kitabında ifade ettiği üzere, hem oyun alanında hem de oyun alanının sınırlarının ötesinde neler olup bittiğini anlamadan, sporun tüm resmini anlayamayız. Kültürümüze daha yakın bir söylemle; futbol, yalnızca futbol değil.
Millî Voleybolcu İlkin Aydın’ın Sözcü TV’de söylediği “Gelecek nesillere, küçük kız çocuklarına, kadınlarımıza ilham olabilmek, bizim için bu sene metal birl madalya ya da kupadan çok daha önemli bir duyguydu” sözleri, tıpkı Trinidad ve kriket anlatısında da olduğu gibi kültürel bir bağlam taşıyor. Diğer bir millî voleybolcu, Hande Baladın, Milliyet Gazetesi’ne “Türk kadını isterse, izin verilirse her şeyi başarır demiştik. Biz başardık” diyerek kendini ifade ediyor. Bu örnekler de kadın haklarının, eğitim hakkının, çocuk gelinlerin sık sık gündeme geldiği bir coğrafyada, kadın voleybolunun yalnızca bir spor anlamı taşımadığı, aynı zamanda gurur duyduğumuz veya yaralı hissettiren pek çok durumun temsilcisi hâline geldiğini açık bir şekilde anlatıyor.
Peki, insanlar neden sporu takip ediyorlar? Northwestern Üniversitesi Pazarlama İletişimi Profesörü Candy Lee’ye göre taraftarları spora sadık kılan sebeplerin başında gerçekten kaçış(escapism) geliyor. Belirli bir süre için hayatı geride bırakmak, önceliklerin değişmesi… Bir diğer sebep sosyalleşme ihtiyacı. Spor aracılığıyla sosyalleşmek, arkadaşlarla veya tanıdıklarla yapılabilecek eğlenceli bir aktivite ve yabancılara sohbet için bir giriş noktası sağlar. Başka bir sebep ise bilgi birikimidir. Taraftarlar belki daha önce destekledikleri spor dalıyla uğraşmış olabilirler ya da o spora dair derin bir anlayışa sahiptirler. İnsanlar bilgi sahibi oldukları konuları daha çok merak etmeye eğilimlidirler. Heyecan ise Lee’ye göre, tamamlayıcı bir sebeptir. Başarı geldikçe, bu olguları yaşamak isteyen insan sayısı artış gösterir ve daha kalabalık taraftar kitleleriyle karşılaşırız. Yarışmayı kulüp düzeyinden millî takımlar düzeyine çıkardığımızda, tüm bu olguların yanına millî duygular ve iyi temsil edilme ihtiyacı eklenir. Böylelikle taraftar grupları birleşir, spor izlemeyen kitleler spora ilgi duymaya ve sporu takip etmeye başlarlar ve yeni profiller açığa çıkar. Kitlenin büyümesi de genellikle, gelen başarılarla doğru orantılıdır.
“Artık biz de varız”
A Millî Artistik Yüzme Sporcusu Ece Üngör, başarılarıyla artan ilgiyi şöyle anlatıyor, “Bu yaz Dünya Şampiyonası’nda solo branşında finale kalarak dünyanın en iyi 10 solo sporcusundan biri oldum. Ardından Avrupa Şampiyonası’nda beşinci olarak final yüzdüm. Bütün bunlardan sonra çok büyük bir ilgiyle karşılaştım. Yurtiçi ve yurtdışından, sporun içinden olsun olmasın, pek çok tebrik mesajı ve olumlu geri dönüşler aldım” diyor ve ekliyor: “Yarıştığım solo branşında en iyi ülkelerle birlikte finale kalıp ülkemiz için bir ilki başarmak tarifsiz bir duygu. Artistik yüzmede söz sahibi ülkelerin arasına girmek ve bu sporda artık biz de varız diyebilmek ülkemiz için çok değerli.” Bu başarılarla birlikte artan ilginin ardından profesyonel fizyoterapi, beslenme, psikoloji ve sporcu yönetimi uzmanlarının Üngör’ü sahiplenmesi de başarının yarattığı mıknatıs etkisinin ve uluslararası arenada yükselme arzusunun başka bir boyutu. Fenerbahçe Spor Kulübü Artistik Yüzme Şubesi ve A Millî Artistik Yüzme Takımı Baş Antrenörü Laçin Kökçay, millî takımlar konusunu insani bir yerden ele alıyor. “Öncelikle kulübümü çok seviyorum ve kulübümü temsil ettiğim her noktada elimden geleni sonuna kadar yapıyorum. Ama söz konusu milli takım olduğu zaman, milli temsiliyeti hayatımdaki bir çok şeyin önüne koyuyorum. Sosyal yaşam, aile, arkadaşlık ilişkileri, kendimize ayıracağımız zaman olmak üzere çok fazla şeyden fedakarlık ediyoruz. Milli takım bizim için aslında bizden de önce geliyor.” Kökçay’ın bu sözlerine kişisel bir hırstan ziyade, bir sorumluluk bilinci hakim. Şöyle devam ediyor; “Öncelikle, milli sporculuk hayatımı kapattıktan sonra, antrenör olarak bu işe çok daha farklı hislerle sarılmaya başladım. Sporumuz için yaptığımız, bu temsil için yaptığımız bütün çalışmalar, aslında, bize aşılanan vatan millet sevgisiyle bütünleştiğinde çok daha farklı bir noktaya çıkıyor. Her şeyin bizim imzamız olduğunu ve ülkemizin bayrağının ne kadar değerli olduğunu gösterebileceğimiz bir arenaya çıkıyoruz. Onu her zamankinden daha güçlü, daha değerli gösterebilmek için, parçası olduğumuz bayrağın tamamen renklerine bürünüp o şekilde yüzmeye çalışıyoruz. Bunun sebebi bir duygu ve kelimelerle ifade etmek çok zor. Ama şunu söyleyebilirim ki, bayrağımızı temsil ettiğimiz hiçbir yerde hataya yer yok benim için.”

“Her iş birliğimizde, katacağımız değeri de düşünüyoruz.”
Sponsorluk ve marka işbirlikleri de günümüzde sporun olmazsa olmaz bir diğer bileşeni. Sponsorluk işi kulüp düzeyinden millî takımlar düzeyine geçtikçe, azalan sandalye sayısından dolayı markalar arası rekabet de artıyor. Sponsorluğu almayı başaran markalara baktığımızda, yatırımlarına karşılık isim görünürlüğü elde etmenin ötesinde, bir değer yaratma çabasında olduklarını gözlemleyebiliyoruz. Çünkü, kalıcı bir etki yaratmanın yöntemi, geleceğe dönük gelişime katkıda bulunmak. BtcTurk Pazarlama Direktörü Eda Elif Özbek, 2018 yılından bu yana millî takımları ve bireysel millî sporcuları destekleyen kampanyalar üretiyor. Kendisiyle sohbet ettiğimizde, bu yazıda değindiğimiz pek çok olgunun markanın pazarlama iletişiminde yer bulduğunu öğreniyoruz. Özbek, ilk çıkış noktalarını şöyle özetliyor: “2019’da BtcTurk Yeni Malatyaspor ile ilk büyük sponsorluk anlaşmamızı gerçekleştirdik. Takıma ve taraftarlara içerikler ürettik. Bilinirliğimiz arttı. Spor işi bizim için çok doğruydu ama lig bizim için kısıtlı kaldı. Kumarla özdeşleşmekten kaçınmak istediğimiz halde, kumar oynayan kitleyle hedeflediğimizden daha büyük bir kesişim kümesi oluşturduğumuzu fark ettik ve alternatif yollar düşünmeye başladık.”
Özbek’e BtcTurk’ün millî takımları destekleme tercihindeki sebebi sorduğumuzda, “Türkiye’nin önde gelen markası olmak için derinliği olan, kapsayıcı bir iş yapmak lazım. İnsanlar ailecek o televizyonun önünde o maça bakarken, çok büyük bir heyecanın parçası oluyorlar. Hormonları bir anda harekete geçiyor. Coşkuyu, mutluluğu, mutsuzluğu paylaşmak, ortak empatiyi beraberinde getiriyor. Biz bu anlarda onların yanında olmak istiyoruz. Bu, markayı derinleştiren, insanlara yakınlaştıran bir şey. Her gün olumsuz haberlerle sarsılıyoruz ve çevremizde savaşlar var. Türk vatandaşları olarak, siyasi başarılardan daha çok, iyi duygular üretmeye ihtiyacımız var” diyor ve konu toplumsal birliğimize ve hislerimize geliyor. Özbek, millî başarıların sosyal dönüşümü tetiklediğine inanıyor. “Eminim ki Filenin Sultanları’nın başarısıyla çocuklar spora yöneliyorlar. Karadeniz tarafında Rastgele isimli bir sörf okulu var. Tolga ve Bengisu, kendi çabalarıyla açtıkları sörf okulunda çocuklara sörf öğretmeye çalışıyorlar. Kültürel değişimi tetiklemeye çalışıyorlar, bir idealleri var. Katılım arttıkça çevrelerindeki ekonomi ve işgücü dengeleri değişecek. Sörf sporcusu arttıkça, başka yerlere de bu sporun gitmesi ve ülkemizi temsil edecek başarılı sporcuların çıkması ihtimali artacak. Spor, çok fazla mikro dönüşüme yol açıyor. Milli başarılar ve basının ilgisi kültürel dönüşümde çok önemli. Minnacık finansal veya iletişimsel desteklerle belki de ileride çok başarılı olduğumuz dallar ortaya çıkacak. Bir adım atmanın büyüğü veya küçüğü yoktur. Mesela Cengiz Ünder bizim markamız için çok önemli, ama daha az kitlesi olan kayak sporunda, BtcTurk olarak desteklediğimiz Millî Kayakçı Özlem Çarıkçıoğlu da çok değerli. Kitle boyutları çok farklı olsa da bizim için aynı değerdeler çünkü değişimi onlar tetikliyorlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde A Millî Futbol ve Voleybol Takımları’nı destekliyoruz. Bunun yanında Bitcoin’in arzının 21 milyon adetle sınırlı olmasını temsilen, olimpiyata kota kazanan 21 bireysel sporcunun da sponsoruyuz. Artık amacımız sadece tanıtım yapmak değil, her iş birliğimizde katacağımız değeri de düşünmek ve büyütmek.”
Son olarak Özbek’ten, millî başarıların toplumsal değişimi tetiklediğine inandığı bir örneği paylaşmasını istediğimizde, A Millî Kadın Voleybol Takımı’nı seçiyor. “Kişisel olarak, Filenin Sultanları özelinde, yarattıkları toplumsal değişimin büyük oranda kadının temsili konusuna da katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Sabahtan akşama kadar meydanlarda yürüyüş düzenleyip bu derdimizi haykırmaya çalışsak, bu kadar iyi verilemezdi bu mesaj. Pek çok çocuk için kapılar açıldı. İnsani olarak bize bir aşama atlatılmasından memnunum.”
Sporla birlik olmak
Millî seviyedeki spor başarılarını incelediğimiz bu yazıda, odak konumuza hem devletler, hem taraftarlar, hem sponsorlar hem de sporcu ve halk gözünden yaklaşmaya çalıştık. Bir kültür mozaiği olan Türkiye’de, haliyle fikirde çeşitlilik çokken, halkın büyük çoğunluğunu aynı zeminde toplamanın en doğrudan yollarından birinin uluslararası spor başarılarından geçtiğini hem deneyimleyerek, hem de literatürü inceleyerek anladık. Doğru bir planlama, doğru yatırımlar ve girişimci vatandaşlarla, bir spor ülkesine dönüşüp ulusal birliği canlandırmak, bir yandan çok zahmetli olsa da aslında hiç uzak bir fikir değil…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Voleybolda yeni başlayan kulüp sezonunu, puan durumlarını ve öne çıkan yeni sporcuları inceliyoruz.
23 Eki 2023

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026



