

Şehre mahkum kalma: RentiCar RentiCar ’la seyahat alışkanlıklarınızı değiştirerek hayatın tadını yolda çıkarabilirsiniz. Nedir? Temelde araç kiralama platformu olarak hizmet veren RentiCar , yalnızca kullanıcı ve araç kiralama markaları arasında köprü olmayı değil, seyahat kültürünün bir parçası olarak araç kiralama dendiğinde ilk akla gelen olmayı ve pazarda en hızlı çözüm üreten, en pratik ve en güvenilir isim olarak yer almayı amaçlıyor. Özgürlük kavramından yola çıkarak sektör için yeni sayılabilecek bir kitleye de temas etmeyi planlayan RentiCar , araç kiralama hizmetinin iş seyahatleri, yıllık izinler ve tatillerin yanı sıra insanların günübirlik etkinlikleri, hafta sonu kaçamakları, şehir içindeki kısa mesafeli ancak daha esnek planlarının da parçası olması gerektiğine inanarak sektöre yeni bir soluk getiriyor. Dahası: 31 Temmuz’a kadar RentiCar ’daki çarkı çevirerek 3 gün ve üzeri kiralamalarda 100 TL, 5 gün ve üzeri kiralamalarda 150 TL veya tüm kiralamalarda geçerli 50 TL indirim kazanma şansı sizi bekliyor. Siz de RentiCar ’ın kullanıcılarına sağladığı kolaylık ve özgürlüklerden faydalanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
2022 Wimbledon Turnuvası'nı spor spikeri Uygar Karaca ile konuştuk.
100 yıllık bir spor organizasyonu birçok Grand Slam'den ayrı bir yere koyuluyor. Gelenekselleşmiş bir sürü detayı var. Turnuvayı baştan sona takip etmiş ve sunmuş biri olarak bu seneki organizasyonun nasıl geçtiğini düşünüyorsun?
Wimbledon gibi bir son derece köklü bir organizasyondan pek fazla karar ve uygulama hatası beklemezsiniz ve genel seviye de elbette belirgin bir standart yakalandı. Ancak garip birkaç nokta da göze battı:
Şahin gözü sistemi kalibrasyonundaki hatalar hakemleri zan altında bıraktığı gibi, bir maçta oyuncuların maçı durdurup ‘Elektronik sistem devreden çıkmazsa devam etmeyiz’ tehdidine kadar getirdi. Bu seviyede bunun yaşanması garip.
100. yıl kutlamalarında bazı özel bir önemli isimler garip bir şekilde yoktu. Örneğin Steffi Graf, Maria Sharapova (sebebini tahmin etmek zor değil ama yanlış), Pete Sampras. En azından gönderdikleri notlar bir şekilde iletilebilirdi.
Çatı sistemindeki karar hatası, beklenmedik şekilde Rafael Nadal-Ricardas Berankis maçının final setinde yaklaşık 1 saatlik kesintiye sebep oldu. Havada yağış ihtimali olmasına karşın kapanmayan çatı ve aniden başlayan yağmur, zemini ıslattı. Başka günlerdeyse tek bir damla yağış düşmemesine karşın çatı altında oynanan maçlar oldu.
Merkez kortun başlangıç saati biraz geçti. TSİ 15.30’dan başlayan seans, akşam maçları için gerekli olan süreyi azalttı. Djokovic-Van Rijthoven dahil pek çok maç, TSİ 01.00’deki “kapanış saati (curfew)” tehdidiyle yarıda kalma riski yaşadı. Bu arada Pliskova-Martincova maçı sadece 15 dakika için yine curfew uygulamasına takılıp, ertesi güne kaldı.

100. yıl seremonisi, Wimbledon
Bu turnuva özelinde gördük ki Djokovic belki formunun zirvesinde değil ve başlangıçta ona çok büyük sorunlar yaşattı ancak mental dayanıklılığı, tecrübesi ve sahip olduğu oyun çeşitliliği sayesinde maçlarda geliştirdiği çözüm yöntemleriyle bir sonuca götürmeyi başardı. Onun bu en iyi olmadığı dönemde bile aldığı Grand Slam, kariyerinin ileriki dönemleri için neler vadediyor?
Ben Djokovic’in form düzeyini değerlendirirken şu kriterlere bakıyorum:
1- Önde olduğu maçları, rakibe çok da fazla kapı açmayarak tamamlayabiliyor mu? 2- Ritim bulamayıp geriye düştüğü maçları her şeye rağmen çevirebiliyor mu? Her iki soruya da verdiğim yanıt, —evet oldu. Yani Djokovic’in genel performansını, kendi çıkabileceği oyun seviyesinde bir skalaya oturtup, en iyiden ortaya ya da ortanın altına yerleştirmek, onu çok iyi anlatmıyor. O gün kortta ‘var’ ya da nadiren de ‘yok’ bir oyuncu. %60’ını verebildiği bir maç bile olsa, kortta ‘var’ diyebiliyorsunuz. O da rakip kim olursa olsun kazanmasını sağlayabiliyor.
Kariyerinin ileriki dönemleri meselesi biraz karmaşık. Ortada Covid-19 ve aşı meselesi gibi çok büyük bir dert var. Şu an için ABD’ye girme ihtimali çok yüksek gözükmüyor. Bununla birlikte, Covid-19’un tekrardan yükselişiyle beraber aşı kurallarında beklenen yumuşama bir müddet daha ertelenebilir ve geçen yıl sınır dışı edildiği Avustralya Açık’a girip giremeyeceği konusu daha muğlak bir alana gelebilir.
Kaba bir hesapla, bir sonraki Grand Slam’ini neredeyse 1 yıl sonra ihtimali var — ki tüm bunlar gerçekten maç ritmini alt üst eden şeyler. Kaldı ki, kazanabileceği bu değerli turnuvaları — ve bunlara o turnuvaların hazırlık süreçlerini de eklemek lazım, örneğin Cincinnati, Rogers Cup gibi Masters'ları kaçırması, maç ritmini çok bozuyor ve ulaşabileceği toplam Grand Slam sayısını aşağı çekiyor şüphesiz. Üstelik geçen yıldan bu seneye mesela Carlos Alcaraz’ın ve biraz da Jannik Sinner'in geldiği yeri düşünürsek, bundan 1 sene sonrasında da benzer bir gelişim hızıyla ilerlediğini varsayarsak, Djokovic’in senelik Grand Slam kazanma sıklığı belki 1’e düşecek. Djokovic’in bu seviyede en az 3 sene daha var olabileceği görülüyor ama Stefanos Tsitsipas, Sasha Zverev, Daniil Medvedev gibi isimlerin de belki yavaş da olsa oyunlarını daha da öteye taşımasını bekliyorum.
Gördüğüm kadarıyla Rafael Nadal da — en azından toprak kort sezonları için kariyerini mümkün mertebe uzatmaya çalışıyor. O bakımdan, ben Djokovic’in en dominant olduğu dönemlerin artık geride kalmış olabileceği kanısındayım. Her ne kadar Wimbledon’da sunduğu şov, Kyrgios’un deyişiyle kortta onu bir çeşit “Tanrı” gibi gösterse de. Aşı meselesini çözmüş olsaydı, büyük ihtimalle 25 Grand Slam’e çok kısa sürede ulaşabilirdi ama sanırım yine de kariyerini bitirdiğinde en fazla GS kazananlar listesinde, 1 numarada kalma olasılığı yüksek.

Wimbledon
Turnuvanın 100 yıllık tarihi belgesel olarak çekilse ve bu belgesele 2022 turnuvasından bir an eklenecek olsa sence hangi an eklenmeli?
Jannik Sinner-Novak Djokovic maçındaki bir puanı eklerim. Setlerde durum 0-2’den 2-2’ye gelmişti ve Djokovic, kendisine bir servis kırma puanı getiren çapraz passing shot’ı çok dar bir açıdan bulmuştu. Maçı ve bence turnuvayı bir çırpıda özetleyen çok ikonik bir andı; çünkü tam olarak Djokovic’in kendisini diğer oyunculardan ayıran meziyetleri 10-15 saniyeye sığdırıyordu. Sinner’in slice servisini forehandle kortun bir ucundan karşılayıp, devamındaki etkili bir orta kort vuruşunu tam da öbür köşeye doğru koşup puan yaptı. Üstelik kendi beden dinamiklerinin neredeyse kitap gibi bir örneğini sunarak; kendisine has bir esneklikle, dış ayağını olağandışı bir şekilde açarak vurduğu backhand ve vuruşu görünürde imkansız bir noktadan puana dönüştürmesi, son derece “Djokovic” bir olaydı.
Bence o saniyeden itibaren artık turnuvadaki mental üstünlük tamamen Djokovic’e geçti. İlk günlerde setler veriyor ve bir şüphe bulutunun altında daha gri tonlarda dolaşıyordu. O puandan sonra bir daha arkasına bakmadı diyebilirim. Evet setler verdi ama hiçbir zaman Sinner maçındaki kadar yaklaşmadı yenilmeye. Yerdeki “uçma” jesti de aynı şekilde tam bir sembol kareydi. Aynı jesti finalden sonra kortun tam ortasında da yaptı. Eğer turnuvayı Kyrigos kazansaydı, Tsitsipas-Kyrgios maçında yüzüne doğru gelen toplara hiç reaksiyon vermeden sakince yerine döndüğü anları seçerdim. Çünkü onlar da bence Kyrgios’un kendi yarattığı kaosla yüzleşip, gerginliği tırmandırmak yerine sakinliği seçtiği anlardı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kısa kısa: Avusturya GP; Fransa Bisiklet Turu; UEFA Kadınlar Avrupa Şampiyonası; Megan Rapinoe ve Simone Biles
12 Tem 2022

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.



