Yerli ve millî sosyal medya: İhtiyaç mı, ihtiras mı, hayal mi, mümkün mü?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Sosyal medya tartışmalarının ortak bir özelliği var. Tartışılan konunun genellikle bir önemi yok. Orada önemli olan statü kazanmak ve takipçilerin önünde algısal olarak galip gelmek.
Hâliyle bu tartışmalara girerek veya izleyerek bir şey öğrenmek çok mümkün olmuyor. Çünkü eğer bir tartışmadan bir şey öğrenerek ayrılmak istiyorsanız öncelikle entelektüel tevazu sahibi olmanız gerekiyor. Siyasi ajandalarımız ve egolarımız bunun önünde bir engel. Bugünlerde süren ve basına da yansıyan “yerli ve millî sosyal medya” tartışması bunun bir örneği.
Bir kısır tartışma
Bir yazılım geliştirici, X’te, yerli ve ve millî olarak sunulan yeni sosyal medya platformu Next’in aslında Mastodon’un açık kaynak koduyla oluşturulduğunu yazmış ve olaylar gelişmiş.
Bu paylaşım aslında biraz yanıltıcı. Çünkü Next’in geliştiricisi Teknofest’in yönetim kurulu üyesi Selçuk Bayraktar, daha önce yaptığı bir paylaşımda uygulamanın Mastodon temelli olduğunu zaten vurgulamış. Ayrıca Mastodon’un açık kaynak kodlarını da herkes alıp kullanabilir, bunda da sorun yok.
- Burada olay, aslında X uygulamasındaki Mastodon resmî hesabının Selçuk Bayraktar’a mention yoluyla, yani herkesin göreceği şekilde, kendileriyle özel mesajdan iletişime geçme çağrısı yapmasıyla büyüdü. Bunun da sebebini Eray Özer’in T24’teki haberinden öğrendik.
Mastodon yetkilileri, Mastodon koduna ve telif haklarına yapılan atıfların kullanıcı arayüzünden ve siteden büyük ölçüde kaldırıldığını gözlemlemişler. Ayrıca mobil uygulamanın Mastodon uygulama koduna dayandığı konusunda da bilgilendirildiklerini söylüyorlar. Bu durumları konuşmak için Next geliştiricilerine e-posta yoluyla ulaşmaya çalışmış ama cevap alamamışlar.
Benim bu olaydan anladığım şu: Next tarafı bu uygulamanın Mastodon temelli olduğunu başlangıçta gizlememiş, hatta duyurmuş. Ancak lansman aşamasına doğru ilerledikçe “yerli ve millî algısı” yüzünden olsa gerek, çok da altını çizmek istememişler hatta Mastodon yetkililerinin de iddia ettiği gibi telif haklarına yapılan bazı atıfları kaldırmışlar. Bu da hem tartışma hem de yasal bir sorun yaratıyor hâliyle.
Bir de “Arayüz çok benziyor” gibi daha az önemli ayrıntılar var. Bence yeni bir sosyal medya platformu geliştirirken tartışılması gereken şeylerin başında bunlar gelmiyor. Karşılıklı algı yönetimi mücadelesi yüzünden yine konuyu en olmayacak yerinden tutmayı başarmışız.
Peki bir sosyal medya platformunun tutundurulması ve başarısı için aslen neleri tartışmalıyız?
Önceki başarısızlıkları anlamak
Yonja, Sosyomat, Yaay (Türk Telekom), Finkafe, Yazbee, Dedi… Bunlar yıllar içinde yapılan yerli sosyal medya girişimlerinden en bilinenleri. Bunlar içinde Yonja ve Sosyomat öncü ve erken girişimler olmalarına rağmen Facebook gibi küresel devlerle rekabet edemediler.
Daha sonra bizzat devletin Twitter’a alternatif yaratma projesi olarak ortaya çıkan Türk Telekom girişimi Yaay’ın belirgin başarısızlığı, 2017 yılında benzer bir yerli ve millî sosyal medya rüzgarını ardına alan Finkafe’nin durumu iyi incelenirse kaynak kodları yerliydi veya değildi tartışmasının çok tali, hatta gereksiz bir tartışma olduğu daha iyi anlaşılır.
Çünkü burada asıl aşılamayan bariyer “Ağ etkisi” bariyeridir.
Ağ etkisi nedir?
Bir ürün veya hizmetin değeri, onu kullanan kişi sayısı arttıkça logaritmik olarak artar. Örneğin bir telefon sadece bir kişi sahip olduğunda işe yaramaz ama ağa her yeni kişi katıldığında değeri artar.
Bu bir ekonomik prensip ama sosyal medya platformları için hayati öneme sahip. Çünkü bu platformların değeri, teknolojilerinden çok, milyarlarca insanın zaten orada olmasından kaynaklanıyor. Yani siz ne kadar özgün arayüz yaparsanız yapın, ne kadar iyi bir kod yazarsanız yazın, ne kadar büyük bir yatırım yaparsanız yapın, insanlar orada değilse bunun bir değeri yok.
- Kullanıcılar da bütün arkadaşları, takipçileri, takip ettikleri ve o güne kadar yarattıkları sosyal değer bir platformdayken onu bırakıp gitme konusunda isteksiz oluyorlar. Böyle durumlarda, bir heves hesap açsalar da bu hesaplar aktif olarak kullanılmıyor. Elon Musk’ın satın almasıyla eski adıyla Twitter, yeni adıyla X’ten BlueSky’a göçün bir noktada yavaşlaması ve yeni BlueSky hesaplarının bir türlü aktifleşememesi bunun en son örneği.
Türkiye gibi derin siyasi kutuplaşmaların olduğu yerlerde Next gibi platformlara geçiş için farklı dirençler de var ama olmasa dahi bu etkiyi kırmak hiç kolay değil ve sosyal medya tarihi bu konuda başarısız örneklerle dolu.
Peki Rusya ve Çin nasıl başardı?
Böyle durumlarda akla hemen Rusya ve Çin örnekleri geliyor. “Peki onlar nasıl başardı?” diye sorulduğunda iki farklı neden karşımıza çıkıyor. Birincisi erken harekete geçme. Rusya’da bir Facebook muadili olarak büyüyen VK (VKontakte), 2006 yılında kurulmuştu. Facebook’un 2004 yılında kurulduğu ve ancak 2007 yılında global yaygınlığa ulaştığı düşünülürse bu oldukça erken bir tarih. Yani VK, henüz Facebook ağ etkisine tam olarak sahip olmadan yola çıkmıştı bile.
- VK’nın başlangıcıyla bugünü arasındaki farkı da bilmek gerek. Kurucusu Pavel Durov, hükümetin kullanıcı verilerini paylaşma ve muhalif sayfaları kapatma taleplerine karşı direnince şirket üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş ve yurt dışına çıkmak zorunda kalmıştı.
İkinci örnek Çin ve Weibo örneği. Onun da başarısı, bilindiği üzere Çin hükümetinin Büyük Güvenlik Duvarı diye bilinen kapsamlı internet sansürü politikasından geliyor. Küresel platformları engellediğiniz zaman hâliyle eldeki alternatifler rakipsiz oluyor. Dolayısıyla “yerli ve millî” bir sosyal medya platformunun başarısından değil, ülkenin yapısal durumundan söz etmek gerekiyor.
Örneğin, benzer bir denemeyi Hindistan da yaptı. 2020 yılında, Hindistan hükümeti ile Twitter arasında yaşanan anlaşmazlıkların bir sonucu olarak Koo isimli yerli bir Twitter alternatifi piyasaya sürüldü. Milliyetçi bir dalgayı da ardına alarak hızla yükseldi ve kısa sürede 60 milyon kullanıcıya ulaştı. Ancak bu heyecan, sürdürülebilir bir gelir modeline dönüşemedi. Çünkü küresel devlerin hâkim olduğu bir pazarda, özgün bir fikir olmadığı sürece bu hiç kolay değildi. Nihayetinde Koo, Temmuz 2024’te faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.
Böylece "ağ etkisi"yle birlikte ve ona bağlı olarak sürdürülebilir gelir modeli bulmanın önemi de yeniden anlaşılmış oldu.
Yerli ve millî platforma gerçekten ihtiyaç var mı?
Meseleye Türkiye gibi demokrasi ve hukukun işleyişi konusunda ciddi tartışmalar olan bir ülkeden bakınca ve geleneksel haber medyasının hâlini de üzerine ekleyince, bu soruya “hayır” demek kolaylaşıyor. Ancak bir adım ileriye doğru bakalım.
ABD’de Çin’e ait olduğu için devlet cihazlarında kullanılmasına izin verilmeyen TikTok’tan tutun AB’nin vatandaşlarına ait verileri Avrupa’da tutmak için yaptığı düzenlemelere kadar bu konuda başka bir perspektif de var. Çünkü platformlarda biriken veri, doğrudan ulusal güvenlik konusu. Bir ülkenin vatandaşlarına ait verilerin başka bir ülkede kurulan platformlarda işlenmesi konusu bir veri egemenliği meselesi ve günümüzde ulusal egemenlik kadar önemli.
İşin dijital ekonomi tarafını da düşününce, yerli alternatifler yaratmaya çalışmanın çok da anlaşılmayacak bir tarafı yok. Ancak Türkiye’de demokratik kurumların geldiği nokta, adalet alanındaki uygulamalar ve nihayetinde yaşanan derin kutuplaşma bu konuya sağlıklı bir bakışı engelliyor.
Yerli ve millî yerine inovatif ve küresel bir fikir
Burada aslında “Yerli ve millî bir sosyal medya platformuna ihtiyacımız var mı?” sorusunu biraz değiştirmek gerek. Bizim veya dünyadaki başka ülkelerin "yerli ve millî"den önce inovatif ve küresel bir fikre ihtiyacı var.
İstediğimiz kadar eleştirelim Çin merkezli ByteDance’ın TikTok'u yeni bir fikirdi. Yoğun kişiselleştirmeye dayalı, takipçi varlığından ziyade gelişmiş algoritmalarıyla herkesin oyuna girmesini sağlayan pratik ve yeni bir icattı TikTok. Öyle başarılı oldu ki bugün ABD bile, ABD’li bir şirkete satılmadığı sürece ülkede faaliyet göstermesini yasaklamayı tartışıyor ve yasalaştırıyor. Instagram, TikTok’u taklit eden özelliklerle rekabet etmeye çalışıyor.
- Bu örnek üzerinden bakınca zaten varolan bir platformu ve fikri bire bir kopyalayarak üzerine yerli ve millî damgası vurmanın nafile bir iş olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Örneğin Türkiye’de 1999 yılında kurulan Ekşi Sözlük de o sırada dünyada örneği olmayan, bilimkurgu edebiyatından esinlenilmiş özgün bir fikirdi ve karşılık buldu. Belki ilkin Türkiye’de değil, ABD’de kurulsa küresel bir platforma da dönüşebilirdi. Ekşi Sözlük bugün farklı tartışmaların içinde olsa da niş ve inovatif bir fikrin nasıl kalıcı olacağını da gösteriyor. Geldiği hâle değil, başladığı yere odaklanırsak bu daha iyi anlaşılır.
Stratejik odağımız kopyalamak mı olmalı?
Hepsinden önemlisi stratejik odağımız, var olanı kopyalamak mı olmalı? Türkiye, stratejik odağını kopyalanması kolay tüketici uygulamalarında mı tutmalı yoksa kopyalanması zor ve daha yüksek katma değerli temel teknolojilere mi kaydırmalı?
Günümüzde gerçek dijital bağımsızlık, bir sosyal medya klonuna sahip olmakla değil, dijital ekonominin omurgasını oluşturan altyapıyı kontrol etmekle mümkün. Dahası insanları yapay zeka ve sosyal medyanın etkilerine karşı donanımlı kılmak, bir sosyal medya klonuna yerli ve millî damgasıyla sunmaktan da önemli olabilir.
Sosyal medyanın yükseldiği yıllarda dijital medya okuryazarlığı eğitimini tabana yayamamış bir ülke olarak, üretken yapay zeka devrimine yakalandık. Odağımızı insana çevirmek, eğitime yatırım yapmak, var olan bir sosyal medya platformunu kopyalamaktan daha acil bir ihtiyaç şimdi. “Bir üniversite sınavının bile binbir tartışma doğurduğu ortamda bunu nasıl yaparız?” sorusunun doğru cevabını en kısa sürede bulmak, en yerli ve millî yatırım olur bana kalırsa.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?




