

Koç Holding tüm sanatseverleri Bienal ’e davet ediyor
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ve 2007 yılından bu yana sponsorluğunu Koç Holding ’in üstlendiği İstanbul Bienali , 17’nci edisyonuyla başladı. Bir yıl ertelenmesi ve pandemi koşulları altında düzenlenmesi…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Zuhal
Yönetmen: Nazlı Elif Durlu
Süre: 88 dakika
Yapım yılı: 2021
Jenerik: Nazlı Elif Durlu ve Ziya Demirel ikilisi, üretken bir yıl geçirdi. İkilinin birlikte kaleme aldığı ve Nazlı Elif Durlu’nun yönettiği Zuhal geçtiğimiz yılki Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Ziya Demirel’in yönettiği Ela ile Hilmi ve Ali ise İstanbul Film Festivali’nde ilk gösterimlerini yaptıktan sonra Türkiye’deki çeşitli festivallerden ödüllerle döndüler. Bunlardan Nihal Yalçın’ın başrolünde yer aldığı Zuhal, kentli bir kadının bir gece apartman dairesinin duvarları arasından duyduğu kedi miyavlamasını kafasına takmasını ve sesin kaynağını bulmak için yıllardır aynı dairede yaşamasına rağmen iletişim içinde olmadığı komşularıyla bağlar kurmasını konu alıyor.
Neden izleyelim? Türkiye sinemasında çok sık görmeye alışık olmadığımız kadın hikâyeleri bir yana, kentli kadın hikâyeleri öyle kolay kolay karşımıza çıkmıyor. Zuhal, varlığından çok yokluğuyla ilgilendiğimiz bir erkek partnerin yarattığı boşluğu, yaşadığı evin koridorlarını tıkayan bir büfenin yarattığı sıkışıklığı, var olup olmadığına film karakterleri kadar biz izleyicinin de karar veremediği bir kedi sesinin bilinmezliğini güçlü simgelere dönüştürüyor ve başarılı bir kentli kadın portresi çiziyor. Nihal Yalçın’ın son yılların en iyi kadın oyuncu performanslarından birine imza attığı filmde, Zuhal’in dünyası yaşadığı apartmanın farklı dairelerindeki hayatlarla kesişiyor. Apartmandaki kadınların arasındaki sessiz dayanışma Zuhal’e güç ve güven verirken, erkeklerin şüphecilikten tehditkarlığa uzanan bir yelpazedeki tekinsiz tavırları, filme feminist bir derinlik katıyor. Tek mekânı farklı dairelere dönüştüren ve zekice detaylarla süsleyen prodüksiyon tasarımı, kedi sesinin muallaklığını destekleyen ses tasarımı ve oyunbaz müzikleri de filmi güzel kılanlardan.
Nerede izleyebilirsin? Zuhal, bu hafta Başka Sinema salonlarında gösterime giriyor.
Benzer işler:
- Hayatboyu (2013, Aslı Özge)
- Ela ile Hilmi ve Ali (2022, Ziya Demirel)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Batu Akyol'la Türkiye'de Caz belgeseli söyleşisi, The Comet is Coming'in elektronik müziği yeniden keşfi, kentli bir kadın kahraman filmi Zuhal.
30 Eyl 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




