3 sayı öcüsü: NBA’de reytingler gerçekte neden düşüyor?

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Etrafında milyarlarca dolar dönen bir sektör, saha içi ve dışında istihdam edilen binlerce profesyonel, her gün sokakta arkadaşlarıyla ya da tek başına potaları arşınlayan ve oyuna yeni tatlar katan her yaştan milyonlarca amatör, izlediği oyunu kaleme alan gazeteciler, yazarlar, ekran karşısında yorum yapan televizyon figürleri… Hem teoride hem pratikte üzerine bu kadar emek harcanan küresel bir sporun geçirdiği evrime -şaşırmak değil belki ama- antipati duymak garip. Elbette basketbol değişecek, elbette amaca ulaşmanın yeni yolları bulunacak. Sanatçı ruhlular tamamen keyfine, yeni estetik hareketler icat ederken daha analitik düşünenler sonuca gitmenin daha verimli yöntemleri üzerine uzmanlaşacak. Bundan daha doğal bir şey yok. O yüzden “basketbol değişti” diye hayıflanmanın da bir anlamı yok.
Basketbol değişti çünkü değişmesi gerekiyordu. (25 yıl önce herkes yavaş oyundan, az sayı atılmasından şikayet ediyordu) Basketbol değişti çünkü basketbolcular topu çok daha uzak mesafelerden üstelik çok daha verimli biçimde çemberden geçirebileceklerini keşfettiler. Üstelik bunu yapınca aktif saha alanının büyüdüğü, bunun da en yüksek yüzdeli atışların yapılabildiği boyalı alana girmenin yollarını artırdığı/kolaylaştırdığı görüldü.
Basketbolun hâlâ içinde bulunduğu “3 sayı devrimi” sadece 3 sayılık atışların sayısını dramatik biçimde artırmadı, boyalı alan sayılarını da yukarı çekti. Elbette bunun karşılığında bazı hücum etme biçimleri de demodeleşti, anlamsızlaştı. Orta mesafe ve uzak mesafe 2’lik şutlar bunların başında geliyor. Dar alanda hücum etme zorunluluğunun azalması, “footwork”e yani adımlama hakimiyetine dayanan hücum sanatının gerilemesine neden oldu.
Hakeem Olajuwon, Michael Jordan, Kobe Bryant gibi efsaneleri unutmayanlar için kötü haber ama oyunun doğal gelişimi bunu dikte eder hâle gelmişse yapacak bir şey yok. Unutmayalım bir zamanlar “smaç” da yeniydi, hatta bir zamanlar yasaktı! Rakibe saygısızlık olarak nitelenirdi. Daha doğrusu hâlâ beyazların hakim olduğu ABD kolej basketbolunda, siyah gençleri dizginlemek için böylesi bir argüman uydurulmuştu! Şimdi de logodan kaldırıp üçlük atanlara saygısız deniyor. Pardon ama %40 isabet oranını zorlayan ve haneye 3 puan yazdıran şutların sahiplerine “saygısız” değil “yetenekli” diyoruz. Bu yüzden NBA’i özellikle 10 yıldır daha da açık şekilde domine eden “3 sayılık atış merkezli” oyunla barışmanın vakti geldi de geçiyor.
Sorun üçlükte değil hücumun kalitesinde
2023/24 sezonunda NBA’de şutların %39.5’i 3 sayılıktı, bu sezon bu oran %42.4’e yükselmiş durumda. Son NBA şampiyonu Boston Celtics’te bu oran %50’nin üzerinde. Joe Mazzula’nın öğrencilerinin, bu sezon 2022/23 Golden State Warriors’a ait 1.363 isabetli üç sayılık atışı büyük farkla geçmesi bekleniyor.
Sosyal medyada dolanan birçok videoda hücum süresinin hemen başında, hiçbir set oynamadan kaldırıp atılan şutlar sergileniyor ve “İşte NBA’de reytinglerin düşmesinin sebebi” deniyor. Reytinglerin düşmesinin sebebinin bu olduğu tartışılır ama aslında burada doğru bir eleştiri var. Sorun “çok sayıda üçlük atılması” değil, o şutların, üçlüklerin nasıl yaratıldığı, kalitesinin ne olduğu. Burada NBA’in normal sezondaki kalitesini gerçekten etkileyen bazı sorunlara değinmek lazım. 82 maçlık sıkışık takvim bunların başında geliyor.
Sıkışık takvim başka bir çağın mirası
Sıkışık takvim bambaşka bir çağda para kazanmanın yegane formülüydü. NBA’in kuruluş yıllarında ligin her şeyi olan, çoğu aynı zamanda maçların oynandığı hokey salonlarının sahibi olan takım sahiplerinin gelirlerinin iyimser tahminle %90’ı bilet satışına dayanıyordu.
Zaten ABD’nin kuzeydoğusundaki sanayi kentlerinde toplanmış hokey salonu sahiplerinin, profesyonel bir basketbol ligi kurmasının nedeni hokey maçı olmayan günlerde salonu işler kılabilecek başka bir spor aktivitesine ihtiyaç duymalarıydı. Hokey maçı olmayan günlere mümkün olduğunca fazla maç koyarak bu işi kârlı hâle getirebilirlerdi. Hâl böyle olunca zaman içinde 82 maçlık yoğun NBA takvimi oluştu.
- Dahası: Takım sahipleri 50’li, 60’lı yıllarda para kazanabilmek için takımlarını irili ufaklı her türlü şov maçına koşturduğundan bir günde 2 maç yapıldığı dahi oluyordu.
Rekor TV anlaşması, yıldız bağımlılığı, sakatlıklar
11 yıllığına 76 milyar dolarlık yeni televizyon anlaşması gereği özellikle patronların buna yanaşmayacağı açık ama normal sezondaki maçların önemini azaltan, sakatlıkları artıran, NBA’in tüm ABD’yi kapsamasıyla seyahatleri yoğunlaştıran bu modelin verimliliği daha yüksek sesle sorgulanmalı.
NBA son yıllarda adına “load management” denen ve yıldız oyuncuların, Play-Off düşünülerek normal sezonda daha çok dinlendirilmesine dayanan stratejiyi nispeten kısıtlamayı başardı ama şimdi de sakatlık sorunu baş gösteriyor. Veriler, bir yıldız oyuncunun sakatlığı sebebiyle yer almadığı maçların ortalama %12 daha az izlendiğini ortaya koyuyor. Maalesef NBA’de sakat yıldızdan bol şey yok.
Bu açıdan belki de Cleveland Cavaliers ve Oklahoma City Thunder gibi, 2-3 yıldızdan çok derin rotasyona dayanan organizasyon takımlarının başarısı NBA için sayılı iyi haberden biridir. Belki de bir gün NBA de yıldızlardan çok takım oyununun ilgi çektiği bir kitleye kavuşur. Ligin bu sezonki nadir reyting başarılarından birini -ki o da NFL’de o saatte maç olmamasıyla doğrudan ilişkiliydi- Noel maçlarında, “LeBron James vs Stephen Curry” eşleşmesiyle elde ettiğini düşünürsek henüz o noktaya yakın değiliz. Ama çıkış noktamıza dönersek, yıldızlar bu kadar belirleyiciyse, üç sayılık atışlara kızmak da yine anlamsız, öyle değil mi?
Mecra da değişti, hikaye de, anlatıcılar da
Bu noktada çıkışını üç sayının bu kadar yaygın olmadığı dönemde yapan geçmişin keskin şutörü, podcast yapımcısı, bugünün Los Angeles Lakers koçu JJ Redick’e kulak vermekte fayda var. NBA’in popülaritesi bu kadar yıldız performansına bağlıysa, çoğu zaman imajları ciddi bir medya anlatısına dayanan yıldızların nasıl takdim edildiği hayati öneme sahip.
NBA’in bu kadar yıldız odaklı olması hâkim düzenin ve ABD’nin doğal eğilimlerinin sonucu olabilir ama basketbolun doğasına ne kadar uygun olduğu tartışmalı. Bu konuda zaman zaman takımdaşlığıyla öne çıkan ekiplerin varlığına rağmen bir değişiklik beklemiyoruz. Ama basketbolun medyada, televizyonda (burada kastedilen ESPN) nasıl aktarıldığı, hangi hikayelerin öne çıkarıldığı, nelerin önemsendiği sanılandan daha kıymetli olabilir.
Çok uzun süredir sadece “LeBron mu G.O.A.T. MJ mi”, “Steph mi daha iyi LeBron mu”, “X gerçekten star mı”, “Y overrated mı” benzeri, her biri birbirinin kopyası gündemlerle reyting, tık ve sosyal medya avcılığı kovalayan, buna karşılık Zach Lowe gibi en iyi yazarlarından birine kapıyı gösteren medya imparatorluğunun, hikaye anlatıcılığının basketbolun popülaritesine katkı sunmadığı sorgulaması gayet yerinde.
“Düşen televizyon reytingleri”ne gelince, aslında NBA şu an ABD’de NFL dışında tüm sporların hatta televizyon yayıncılığının çoğu alanının yaşadığı gerilemeden nasibini alıyor. NBA’in pek çok derdi var ama oyunun üç sayı devriminin etrafında şekillenen organik değişimi iddia edildiği gibi merkezde değil. The Ringer’dan Bryan Curtis’in dediği gibi “Gazeteler neden daha az okunuyorsa” NBA’in televizyondan daha az izlenme nedeni de o. Kısacası mecra da, hikaye de, hikaye anlatıcıları da değişti. Bunu kabullenmedikçe çözüme doğru ilerlemek imkansız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Teniste sezonun ilk grand slam'i Avustralya Açık başlarken favorilerin rotasına bakıyoruz. NBA'de düşen reytingleri 3 sayı devrimine bağlayanları sorguluyoruz.
10 Oca 2025

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




