43. İstanbul Film Festivali: Festival Günlüğü #1


Odea Radyo’da ne çaldıysa şimdi hepsi Spotify’da Yatırımda hem ufkumuzu açan hem bizi yatırımın merkezine koyan içerikler , kaçıranın izleme listesinde eksik olacak film, dizi önerileri ve gönülden bağlı olduğumuz şarkıların renk kattığı çalma listeleriyle bizleri mutlu eden Odea Radyo ; kaçıranlar, yeniden dinlemek isteyenler ve hoop elimin altında dursun diyenler için programlara konuk olan şarkıları Spotify’da bizlerle buluşturuyor. Neler var? Türkiye’nin 24 saat yayın yapan ilk ve tek banka radyosu Odea Radyo ’nun sevilen programlarından; Muhtelif , her çarşamba saat 16.00’da Murat Babalık ’ın indie, soul, jazz, funk denizinden muhtelif bir seçkiyle hazırladığı şarkılarla bizlerle. Programda nelere kulak verdik merak edenler için cevap Odeabank’ın Spotify hesabında . Veni Vidi Listen ile her perşembe saat 16.00’da Sena Durmaz Aktaş ’ın gezip gördüğü yerleri bu defa şarkılarla birlikte geziyoruz. Yolumuzu nerelere düşürdük, hangi dünyaları yeniden keşfettik dinlemek için Spotify çalma listesi burada . Ne İzlesem? her cuma saat 16.00’da Teoman Aydınlı ’nın dizi ve önerileriyle kapımızı çalıyor. Sohbete eşlik eden müzikler elbette yine Odeabank’ın Spotify hesabında . Dahası: Bayıldığımız “Top 50” listelerinin Odea Radyo’daki karşılığını keşfetmek için en çok çalan 50 şarkıyı buradan dilediğiniz zaman dinleyebilirsiniz. Yatırımda aklın yolunu, müzikte kalbinin sesini dinleyenlerin radyosu Odea Radyo Karnaval uygulaması ile istediğiniz her yerde sizinle. Programlarda çalan şarkıların izini sürenler için hepsi Odeabank’ın Spotify hesabında .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
16 Nisan Salı:
İstanbul Film Festivali açıldı. Sinema Onur Ödülleri, oyuncu Meral Orhonsay ve yönetmen Engin Ayça’ya takdim edildi. Hatırlarsan festival, tanıtım filminde “Gelin, sevdiğimiz ne varsa koruyalım” diyerek sinema biletlerini, ikonik filmlerden sahneleri ve hatta festivalle özdeşleşen (fakat maalesef Emek Sineması gibi birçok parçasını sevsek de koruyamadığımız) Beyoğlu’nun tabelalarını baloncukla naylonlara sarmalamıştı. Açılış törenindeki kürsünün aynı malzemeye sarılmış olmasının tatlılığıyla rutini biraz renklenmiş açılış töreninin ardından Richard Linklater’ın prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapılan ve önümüzdeki aylarda Netflix’te izleyeceğimiz yeni filmi Hit Man gösterildi. Hit Man, kolay izlenen, eğlenceli, mizahı eksik olmayan ve temposu yüksek bir film, hemen hemen tüm Linklater filmleri gibi. Tilda-Swinton-vari bir enerjiyle onlarca karaktere bürünen Glen Powell’ın sırtlandığı film, kiralık katilmiş gibi yaparak New Orleans polis teşkilatı için sivil polis olarak çalışan sıradan bir adamın sıradanın dışına çıkışını anlatıyor.

Hit Man | Kaynak: İKSV
17 Nisan Çarşamba:
Festivaldeki ilk günümü fark etmeden Çiçek İstemez günü ilan etmişim; izlediğim üç film de kahramanı baskılara boyun eğmeyen, kendi yolunu çizen kadınlar olan bu bölümdendi. Aslı Özarslan imzalı Elbow / Ellbogen / Dirsek, Fatma Aydemir’in Almanya’da çok satan romanından uyarlanan bir ilk film ve 17 yaşındaki Hazal’ın suça karıştıktan sonra Berlin’den İstanbul’a kaçışını konu alıyor. Romanı okumadığım için kaynağını bilemesem de, filmin Almanya’dan Türkiye’ye bakışını da, Türkiye’den Almanya’ya bakışını da sorunlu ve stereotipik buldum. Berlin’deki Wedding semtinin “Düğün” olarak çevrildiği altyazının da etkisiyle oldukça kötü bir başlangıç oldu.

Paradise Is Burning | Kaynak: İKSV
Fransa’dan Delphine Deloget imzalı All to Play For / Rien à perdre, Fransa hukuk sisteminin çıkmazlarını, evde yaşanan bir kazanın ardından çocuğunu kaybetme tehlikesi yaşayan bekar bir annenin dramı. Seyircisini bir şiddet eylemi aracılığıyla yarattığı katarsisle tezahürat attıracak kadar içine çekebilen, o çıkmazı perdeden koltuğa geçirebilen güçlü bir film. İsveç’ten Mika Gustafson’un Paradise Is Burning / Paradiset Brinner ise annelerinin ortadan kaybolmasını umursamadan kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir hayat ihtimalini kendilerine ve çevrelerine kanıtlamaya çalışan üç kız kardeşin hikayesi. Nordik sinemanın bağımsız karakterlerinin yanında kara mizahını ve iyi ışık kullanımını da iyi temsil eden filmin finali, etkisini azaltan fazladan bir sahnenin kurbanı olmuş.
18 Nisan Perşembe:
Festivalin ikinci gününe Genç Ustalar bölümünden, Saltburn benzetmeleri nedeniyle ilgimi çeken Brief History of a Family / Jia Ting Jian Shi ile yaptım. Çin’den Lin Jianjie’nin Sundance’te prömiyer yapan filmine bu etiketin kuir anlamda değil, bir aileyi manipülasyonlarla ele geçirme teması nedeniyle yapıştırıldığını anlamam geç olmadı. Yine de filmin ağır ağır örülen gerilimi ve iki çocuğun haletiruhiyesinin “aileden dışarı itilme” ve “ailenin içine sızma” anlarında değişen renk tonları ve müzik kullanımıyla yansıtması beni tatmin etti.

Brief History of a Family | Kaynak: İKSV
Sonraki iki filmimse Galalar ve Dünya Festivallerinden bölümlerinden oldu: Lone Scherfig’in ülkesi Danimarka ve bir süredir çalıştığı Birleşik Krallık’tan sonra neden Şili’de geçen bir dönem filmi çektiğine de, bunu yaparken neden en önemli rollerden birine anadili İspanyolca olmayan bir oyuncuyu yerleştirdiğine de anlam veremediğim roman uyarlaması The Movie Teller / La contadora de Películas, iyi bir Yeşilçam melodramı gibiydi. 20. yüzyılın ilk yarısında Atacama çölündeki madenlerde geçen film, gittikçe parçalanan bir ailenin hikayesini anlatıyor. Özellikle filmin mutlu anları, yani hikaye anlatıcılığının gücünün sinemayla olabildiğine kesiştiği ve birleştiği anları izlemesi çok zevkli.

The Movie Teller | Kaynak: İKSV
Berlin’in en sevilenlerinden, Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha imzalı İran yapımı My Favorite Cake / Keyke Mahboobe Man ise insanın aşk arayışının ve özgürlük ihtiyacının yaştan bağımsız olduğunu hatırlatan bir ikinci bahar filmi. Berlin’e giden dostlarıma festival önerilerini sorduğum bu yazıda Nefes (Polat) şöyle demişti: “Patriyarkanın 45 yıllık teokrasi pratikleriyle birleştiğinde dahi insan olmaya dair en yalın duyguyu; hazzı nasıl yok edemeyeceğini motivasyon vererek anlatmayı başarıyor.” Katılıyor ve tavsiye ediyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Alex Garland’ın yeni filmi Civil War hakkında bir inceleme, 43. İstanbul Film Festivali’nin ilk günlerinden notlar.
19 Nis 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




