Modern zamanlarda vampir olmak: What We Do in the Shadows

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Karanlık, bundan yüzyıllar öncesine aitmiş gibi gözüken ihtişamlı kostümler giymiş, ağdalı sözcüklerle konuşan, gözleri parlayan, ürkütücü bir adam ya da kadın düşünün. Gündüzleri hiç ortalarda gözükmeyip, geceleri yaşıyor. Onun yanında görünenlerden bir daha haber alınamıyor. Onun yanından ayrılanlar, hakkında hiçbir şey hatırlamıyor. Haşmetli, otlarla kaplı, pencereleri sıkı sıkı kapalı bir köşkte yaşıyor. Ve tabii herkes gibi faturalarını ödüyor, market alışverişini yapıyor ve ev arkadaşlarıyla kavga ediyor!

Yeni Zelanda'nın çağımıza en eğlenceli armağanlarından olan Taika Waititi ve Jemaine Clement ikilisi, 2005 yılında What We Do in the Shadows: Interviews with Some Vampires başlıklı bir kısa filme imza atmış, bu kısa film 2014 yılında What We Do in the Shadows, uzun metrajlı bir mockumentary'e (sahte belgesel) dönüşmüştü. İnsanlar ve vampirlerin iç içe yaşadığı bir evrende, Yeni Zelanda'nın başkenti Wellington'ın banliyölerinde geçen belgesel, ev arkadaşı dört vampirin gündelik yaşamlarını ve modern çağa ayak uydurma mücadelelerini konu alıyordu. Kanını emecekleri insanları avlamaya giderken belediye otobüsünü kullanan, bir yandan on yıllar önce tanıştıkları eski aşklarını bulmak için interneti öğrenmeye çalışırken bir yandan vampir avcıları ve kurtadamlarla yüzlerce yıllık meselelerini sürdüren, en genci 183 yaşındaki bu vampirlerin insanlarla etkileşimlerini belgesel ciddiyetiyle işleyen bir korku-komedisi... What We Do in the Shadows, 2019'da ise bir FX dizisine dönüştü.

Mevzu nedir? Yine mockumentary tarzında çekilmiş dizi, bu kez New York'taki Staten Island'daki bir vampir hanesine konuk oluyor. Evde yaşayan vampirlerin hepsi birbirinden renkli karakterlere ve geçmişlere sahip: Bir zamanlar Orta Doğu ve Balkanlar'a hükmetmiş Acımasız Nandor (Kayvan Novak), modern çağda kendini ifade etmekte ve ev arkadaşları üzerinde otorite kurmakta zorlanan kibar, örnek bir vatandaşa dönüşmüş. İngiliz asilzadesi Laszlo (Matt Berry), bir seks bağımlısı. Yüzyıllar boyunca Laszlo dâhil birçok âşık edinmiş Yunan asıllı tutkulu Nadja'nın (Natasia Demetriou) ise büyük aşkı Gregor'a her kavuşması, reenkarne olmuş bu adamın kafasının kesilmesiyle sonuçlanıyor. Üçlüye, günü geldiğinde vampire dönüştürülme vaadiyle kandırılmış ve koşulsuzca her işlerine koşan, temiz kalpli hizmetlileri Guillermo (Harvey Guillén) eşlik ediyor. Kurbanlar, rakip vampirler, elit bir konsey, vampir avcıları, kurtadamlar, cadılar… What We Do in the Shadows, yan karakterleriyle daha da eğlenceli hâle geliyor, Tilda Swinton'dan Mark Hamill'e birçok ünlü oyuncuyu konuk ediyor.
Colin Robinson'a dikkat, uyutur! Dizinin filme yaptığı en yaratıcı ekleme, enerji vampiri kavramı. Staten Island'daki bu tuhaf evin sakinlerinden Colin Robinson (Mark Proksch), bir enerji vampiri. Evdeki diğer vampirlerin hiçbirine benzemeyen, hatta olabilecek en ortalama insanın benzediği kadar sıradan bir insana benzeyen Colin Robinson'un rutin bir ofis işi, oldukça sıkıcı hobileri ve anlattıkça bitmeyen boş hikâyeleri var. Dizinin en eğlenceli karakterinin en sıkıcı replikleri sıralıyor olması tezatı bir yana, vampirleri konu alan bir dizinin en ilgi çekici karakterinin kan emmiyor oluşu, en az dizinin kendisi kadar tuhaf.
2020'de yayımlanan ikinci sezonu En İyi Komedi Dizisi dâhil 8 Primetime Emmy adaylığı elde eden What We Do in the Shadows, ekranlardaki en eğlenceli fantastik dizi olmaya bir süre daha devam edecek gibi gözüküyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bağımsız plak şirketleri, atalarının omuzlarında bir caz piyanisti, 2021 sanat piyasası ve dahası.
08 Oca 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




