Ayvalık sokakları, tren kompartımanları ve insanları birleştiren, küçük, sihirli anlar: Azize Tan


Filmekimi, Paribu sponsorluğunda devam ediyor
Ekim ayını güzel kılan etkinliklerden biri olan Filmekimi, 8 Ekim'de başladı. Bu yıl İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 20'nci kez düzenlenen, 17 Ekim'e kadar İstanbul, Ankara ve İzmir'de sürecek olan etkinlikte Altın Lale…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Azize’yi ve festivali keşfetmek: Burhaniye’de, klasik bir anne-baba yazlık eviyle başlamış Azize’nin Ayvalık’la ilişkisi. Biraz büyüdüğünde oraya gelmemeyi seçtiği yıllar ayırmış yollarını — ta ki on yıla yakın direktörlüğünü üstlendiği İstanbul Film Festivali’nde geçen yılların ardından Başka Sinema’yla geri dönene kadar. “Ayvalık bildiğim bir yerdi,” diyor, “ama burada bir etkinlik yapmak söz konusu olduğunda başka bir gözle bakmak gerekiyor tabii ki.”
Festivali yapmaya karar verdiklerinde ve neresi olabilir diye düşündüklerinde yanıtı bulmak çok zor olmamış. İstanbul'a yakın, ciddi bir izleyici potansiyeline sahip, Ege’deki festival boşluğunu doldurabilecek, mimarisi, tarihi ve gastronomisiyle dikkat çeken, hatta uluslararası bağlar kurmak için Midilli’ye bir feribot uzaklıkta. Sonuç olarak izleyiciyle iletişimin çok daha kolay olduğu, konukların bir aradalık hissini çok daha iyi hissettiği, yarışmasız bir festival olmanın samimiyeti beraberinde getirdiği bu karar için “Ayvalık bize çok iyi geldi,” diyor. Katılıyorum, bir izleyici olarak bana da iyi geliyor.
Azize'yle keşfetmek: Keşif yolculuğumuz için, kayıttan önce, festivalde filmi gösterilen bir yönetmen ve festivalde gösterilen bir filmi seçmeyi öneriyorum. “Kuosmanen konuşalım mı?” diyor, “İzleyeceksin, değil mi?” Söz ettiği film tabii ki listemde, Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazanan Compartment No. 6.
Azize’nin süren pandemi koşullarına rağmen kafaya koyduğu iki şeyden biri o zorunlu aradan sonra Ayvalık’a festivali geri döndürmekse diğeri de yeniden Cannes’a gitmek olmuş bu yıl. “Yarattığı hisler, beklenmedik şeyler,” diyor Cannes'daki favorisi için. Uzun bir yolculuk sırasında bir tren kompartımanında karşılaştıklarında birbirini hiç sevmeyen iki yabancının, zaman ilerledikçe kurduğu bağlar filmdeki tek beklenmedik şey değil gerçekten de.
Tıpkı önceki filmi The Happiest Day in the Life of Olli Mäki'de (2016) yaptığı gibi ters köşeye yatırıyor Kuosmanen, ufak ama incelikli anlarla dolduruyor filmini. Her şey son derece doğal gelişirken duygularınızı harekete geçiriyor, umut veriyor, kalbinizden vuruyor. Festival gibi.
Diyor ki: "Hepimizin hayatında benzer şeyler olmuyor mu? İnsanlarla ilişki kurduğumuzda bizi şaşırtmıyor mu karşımızdaki birdenbire? O kalıplardan, köşelerden, kategorilerden kendimizi kurtarabildiğimizde, bir insana gerçekten kendimizi açıp, bir paylaşım yapmaya kendimizi hazır hissettiğimizde o küçük, sihirli anlar oluşmuyor mu?"
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Azize Tan'la Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'ne, küçük detay ve tesadüflerdeki mutluluklara uzan bir yolculuk.
13 Eki 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




