Albüm incelemesi: James Blake, Playing Robots Into Heaven


Piksel. | O’art Yeni Medya Misafir Sanatçı Programı mezunlarından: Yumuşak Disiplin Yumuşak Disiplin Nedir? Odeabank ’ın sanat platformu O’art , yeni sezona Odeabank’ın 10. yıl özel projesi olan Piksel. | O’art Yeni Medya Misafir Sanatçı Programı mezunlarının karma sergisi Yumuşak Disiplin ’le merhaba diyor. Ekmel Ertan ve eser sahibi sanatçıların küratörlüğüyle gerçekleşen sergiye seni de bekliyorlar. Nerede ve ne zaman? 6 Ekim’e kadar her gün 10.00 - 19.00 saatleri arasında sergiyi Alan Kadıköy ’de ziyaret edebilirsin. Neden gitmeli? Yetenekleri ve biricik bakış açılarıyla kendi düşünme seanslarımıza kapı aralayan bu genç yeni medya sanatçıları; Beyza Dilem Topdal, Ceren Su Çelik, Eda Şarman, Gözde Betülay Yorulmaz, Xebat Bayram, Haluk Miraç Aykın, İmelda Kuyumcu, Naz Nar ve Yekateryna Grygorenko, sergide dijital sanat teknolojileriyle bedenlerimizin, zihnimizin ve toplumsal varlığımızın nasıl bir dönüşüme maruz kaldığını sorguluyorlar. Not almalı: Odeabank O’art ’ın 10 genç yeni medya sanatçısına toplamda 1 milyon TL eser üretim desteği verdiği 10. Yıla özel projesinin detaylarını buradan inceleyebilirsin. Sergide görüşürüz!
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: James Blake, Playing Robots Into Heaven
Süre: 42 dakika
Plak şirketi: Republic Records / Polydor Records
Yayın tarihi: 8 Eylül 2023
James Blake, 2011 yılında kendi adını taşıyan dupstep türündeki ilk albümünü çıkardıktan sonra müziğinde yenilikçi ve çığır açan birçok adım attı. Aynı zamanda prodüktörlük de yapan Blake, müziğini daha minimal bir çizgide ilerletip duygusal ve aynı zamanda düşük tempolu eserler ortaya çıkardı. Beyoncé, Travis Scott, Kendrick Lamar, Frank Ocean gibi sanatçılarla yaptığı işbirlikleriyle de bambaşka bir müzikal yönünü ortaya koydu. James Blake, diskografisinde yer alan her yeni albümde kariyerine başladığı yerden daha da uzaklaşıp melankolik ve tezat bir yol çizdi. Bunu yaparken de belki ki en zorunu başararak takipçi kitlesini peşinden gelmeye ikna etti ve yeni kalabalıklarla tanıştı.
Londra merkezli sanatçı, 2023 yılına geldiğimizde elektronik müzik köklerine geri dönmeye karar verdi. “Bunun kulağa tuhaf geldiğini biliyorum ama bu albümü yapmak kolaydı. Sanki yıllar önce kaldığım yerden devam ediyorum gibiydi” diye tanımladığı altıncı albümü Playing Robots Into Heaven’la yıllar önce çaldığı İngiltere’deki kulüplerinin kapısını aralayıp yeniden dans pistine konuk oldu. Albümden ilk tekli Big Hammer oldu ve şarkının bir soygunu odağına alan klibi Oscar Hudson tarafından yönetildi. Albümün prodüktörleri arasında James Blake’in yanı sıra Dom Maker ve sanatçının sevgilisi Jameela Jamil ile Rob McAndrews yer aldı. Blake’in kariyerinin bu dönemini yansıtmak istediği albüm kapağının kreatif direktörlüğünü ise Crowns & Owls üstlendi.

James Blake, Playing Robots Into Heaven
Playing Robots Into Heaven’ın detaylarına girmeden öne James Blake’in yakın dönemde verdiği röportajlarda albümdeki şarkıların atlanmadan sırasıyla dinlenmesini istediğini belirtmeliyim. Çünkü her şarkının aslında bir sonrakine hizmet ettiği bir akış var albümde. 11 şarkının bütünleşmesi bir yandan albüm formatını güçlendirirken diğer yandan müzikaliteyi de yukarı çıkarıyor.
Albümün açılışında düşük tempolu lo-fi ve blues etkilerini barındıran Asking to Break var. Vokaller bir sisin içinden süzülüyor gibi. Kuşkusuz James Blake’in en iyi yaptığı işlerden biri prodüktörlük. Albümün masa başındaki tüm mesaisinde de kendisinin parmağı olduğunu düşünürsek şarkının temposundaki şairane dokunuşlara şaşırmamalı. Playing Robots Into Heaven’ın tartışmasız en akılda kalıcı şarkısı ise Loading. Zaten yayınlandığı andan beri albümün en çok dinlenen şarkısı da bu, albüm hızlanmadan hemen önceki son durak da. James Blake şarkıda sürekli değişen, hatta bazen bir kadın sesini andıran manipüle edilmiş vokalleriyle tutkulu bir şekilde aynı cümlede dönüp duruyor:
“Wherever I go, I’m only as good as my mind
Which is only good if you’re mine”
Kulüplere sızacak şarkılar
Tell Me, James Blake’in yumuşak sesiyle ön planda. Şarkıyı yarıladığınızda dupstep ritimleri devreye giriyor ve çok daha sert bir hâl alıyor. Modüle edilmiş vokalleri şarkıda da fazlaca işitiyoruz. Fall Back; Blake’in köklerine, başladığı noktaya dönüşünü en iyi simgeleyen eser. Şarkının hemen en başında ritme kapılırken buluyorsunuz kendinizi. Tam gizlice kulüplere süzülüp popüler olacak türden. Hemen ardından He’s Been Wonderful’a geçiş neredeyse kusursuz. Şarkı, oldukça farklı synth pasajlarıyla baş döndürücü bir etkiye sahip.
Big Hammer’da, 1990’lar Londra’sında ragga ve jungle türlerine öncülük eden MC ikilisi Ragga Twins’ten örnekler hâkim. Kulağınızın içinde titreyen synth’leriyle nefessiz dinleyeceğiniz 4 dakikalık bir şölen. James Blake’in Snoop Dogg ve Pharrell’in Beautiful şarkısını yeniden yorumladığı I Want You to Know, albümün ikinci yarısına geçişin de simgesi. Tipik bir house şarkısı olarak başlayan ancak çeşitli yerlerde tempo değiştiren şarkıda yine sanatçının modüle edilmiş vokalleriyle sıkça karşılaşmak mümkün.
James Blake, albümü yapma sürecini şöyle tanımladı: “Yıllar boyunca nasıl şarkı yazacağımı öğrenmek için çok zaman harcadım ama burada bunu yapmaya ihtiyacım yoktu. Hiçbir şey öğrenmeme gerek yoktu. Dışarı çıktım ve bir kulüpte harika olacağını bildiğim müziği yaptım” Ondan mı bilinmez; Fire The Editor’ın sözleri önce kırılgan başlıyor, ardından öz saygısını bulan bir Blake ile sonlanıyor:
“I’m not afraid
I’ve already failed so many times”

James Blake | Fotoğraf: Blackwall
Geçmişte hesaplaşmada sıra babada
Albümün gizli mücevheri kesinlikle If You Can Hear Me. Çok sade bir derinliğe sahip. İlk kez James Blake ile karşılaştığım 2010’lu yıllardaki gibi bir hissi var. Sanatçının kalbinin derinliklerinden çıkmış bir beste. 2 dakika 24 saniye gibi kısacık bir sürede pek çok duyguyu içinde barındırıyor. Bu piyano baladı, James Blake’in kendisi gibi müzisyen olan babası James Litherland’a yazıldı. Şarkı sözlerinde baba ile oğulun karmaşık ilişkisi hâkim. Blake, babasının şöhretinden koparak başarıya nasıl ulaştığını dışa vuruyor:
“Followed your dream
And, I woke up from it even more tired”
Albüm tamamen mekanik ve bir kilise orgu seslerini barındıran Playing Robots into Heaven ile kapanıyor. James Blake, dinleyicisini fütüristik bir dünyaya ışınlayarak orada terk etmeyi tercih etmiş. Blake’in yaratmayı başardığı atmosferik doku, her albümünün içine işlediği gibi Playing Robots Into Heaven’da da oldukça baskın. Sanatçı, 11 şarkı boyunca hem eski dinleyicisine nostaljik bir his veriyor hem de yenisine ne kadar sürprizlerle dolu bir müzisyen olduğunu kanıtlıyor. Albüm, incecik bir ipte yürüyor. Ya çok sevebilirsiniz ya da oldukça sıradan bulabilirsiniz. Benim en çok merak ettiğim şey; James Blake’in bu albümü canlı olarak nasıl çalacağı, albümdeki gibi sahnesinde geçmiş ve geleceği birleştiren özel bir dijital şov sunup sunmayacağı oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Konserlerde yeniyi keşfetmek ve ahengi desteklemek için önemli bir yere sahip ön grup kültürü değişiyor mu? James Blake, yeni albümünde bir döngüyü tamamlıyor ve yeniden dans sahnesine sızıyor.
11 Eyl 2023

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.



