Kitapların izinde Almanya’da misafirlikten söz sahipliğine: Neresi sıla bize, neresi gurbet?

“Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?” yazımızda, Bekir Yıldız’dan Fatma Aydemir’e uzanan göçmen edebiyatının Almancayı nasıl değiştirdiğine bakmış ve bir sonraki yazıda işçilerden sonraki kuşaklara uzanan siyasi katılımı, vatandaşlık ve çifte vatandaşlık tartışmalarını, göç politikalarının bu talepler karşısında nasıl şekillendiğini ele alacağımızı söylemiştik.
Hatırlayalım. 30 Ekim 1961'de imzalanan işgücü anlaşması iki taraf için de geçici bir hesaptı. Almanya’nın fabrikaları işçi bekliyordu. Türkiye ise işsizliği hafifletecek, döviz getirecek bir kapı arıyordu. Gelenlerin birkaç yıl çalışıp döneceği varsayılıyordu. Almancadaki adları bile bunu söylüyordu: Gastarbeiter, misafir işçi.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Yasemin Kaya ve Utku Özer
Yasemin Kaya: ODTÜ’de iktisat lisansını, Boston Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Geçmişte makroekonomi, finans sektörü ve ekonomi politikaları üzerine yazdı; bugün bu alanla bağını profesyonel iş hayatı üzerinden sürdürüyor. 2023’ten bu yana ise edebiyat, yayıncılık ve okuma kültürü üzerine yazıyor. İstanbul’da yaşıyor. Utku Özer: 1982 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden lisans derecesini aldı. 2006 yılında Marmara Üniversitesi’nde, Sovyet sonrası dönemde ulus inşası dinamiklerini ele aldığı teziyle Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisansını tamamladı. Doktora derecesini ise 2012’de İstanbul Üniversitesi’nden, “İmparatorlukların çözülmesi ve yeniden biçimlendirilmesinde milliyetçiliğin rolü: Osmanlı İmparatorluğu ve Rus Çarlığı örnekleri” başlıklı çalışmasıyla aldı. 2009–2012 yılları arasında Maltepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Özer, 2012–2015 yılları arasında aynı üniversitede yardımcı doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürdü. 2016 yılında doktora sonrası araştırmalarını yürütmek üzere Yunanistan’a taşınan Özer, halen Atina’da yaşamakta ve çalışmalarını Athens Institute for Education and Research (ATINER) bünyesinde sürdürmekte.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.




