Aslı Özge'yle Faruk, kentsel dönüşüm ve yaşlanmaya dair


Şehrin groove radyosu Literal Radio yayında Soul, funk, disco, R B ve electronica ağırlıklı seçkisiyle kent sakinlerini etkisi altına alan şehrin groove radyosu , daha iyi müziğe olan özlemine çare sunmak için seni hanesine davet ediyor. Şehrin kalabalığından kaçıp müzikle birbirimize bağlanacağımız Literal Radio ’yu buradan dinleyebilirsin. #LiteralRadio #LongingForBetterMusic
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sanırım doğup büyüdüğüm İstanbul ile bugüne dek gezdiğim farklı kentler arasındaki en büyük fark, kentin değişim hızı ve kent hafızası konusundaki genel tutumla ilgili: Her gittiğimde neredeyse aynı bulduğum Avrupa kentleri bir yana, birkaç hafta geçmesem tanıyamamaya başladığım sokaklarıyla İstanbul bir yana... Katlanması ve hazmetmesi zor değişimin en büyük sebebi ise bitmek bilmeyen kentsel dönüşüm süreci.
Faruk en basit deyişle, kentsel dönüşümü belgeleyen bir film. Yönetmen Aslı Özge, İstanbul’un Anadolu yakasında, kendi büyüdüğü apartmanın kentsel dönüşüm sürecini anlatmak için çıkmış yola. Filmin merkezine ise halen bu apartmanda yaşayan, doksanlı yaşlarındaki babası Faruk Özge’yi yerleştirmiş. Yapım süreci uzadıkça belgesel fikri kurmacayla karışmaya, kentsel dönüşüm teması yaşlılık ve ölüm temasıyla iç içe geçmeye, Faruk Bey bir özneden bir oyuncuya dönüşmeye başlamış.
Aslı Özge ile filmin evrimini, babasıyla çalışmanın getirdiği hisleri ve sinemasında sıkça ele aldığı kentler ve yaşam alanlarıyla ilişkisini konuştuk.

Aslı Özge, Berlin Film Festivali’nde | Fotoğraf: Ronny Heine
Belgesel ile kurmacanın iç içe geçmesi, bu filme başladığında aklında olan bir şey miydi?
Aslı Özge: İlk başta babamın binasının yıkılma sürecini belgelemeliyiz diye düşünmüştüm. Burası ben dört yaşındayken taşındığımız ve orada büyüdüğüm, annemi kaybettiğimiz bina. Aslında belki oranın yıkılıp yok olması fikrine, kameranın arkasından bakarsam kendimi daha kolay ikna edebilirim ve işe konsantre olup bu yıkımın duygusal kısmını geri plana atabilirim diye düşündüm. Bir yandan da zamana tanıklık etmek, anılar yok olurken kamerayla orada olmak fikri de aklımda vardı. Ama Köprüdekiler’den de biliyorum, ben yaptığım şeyi manipüle etmeden, o sırada kontrolü elime almadan rahat edemiyorum. Dolayısıyla da tamamen, saf bir belgesel çekme yetkisine ve sabrına sahip değilim. Aslında bu bitecek de bir film olacak gibi büyük bir fikirle de başlamamıştım. Emre’yle (Erkmen) beraber küçük sahneler çekiyorduk ve gittikçe Köprüdekiler (2009) türü bir filme dönüştüğünü fark ettik. Böylece bir senaryo yazmaya karar verdim. Yani asıl çekimlere başladığımızda filmin sonu belliydi.
Filmi kurguladığım süre içinde ise sadece kentsel dönüşüm ve yaşlı bir adamın hikayesini anlatmanın beni tatmin etmediğini fark ettim. Ta ki en sonunda filmdeki Aslı’nın yaptığı filmi filme katmaya karar verene kadar… Orada aslında formla oynamak istedim. Kurmacayla belgeselin iç içe geçmesi, hibrit olması… Köprüdekiler’den de bir adım ileri gidebileceğime inandım, bu materyalin böyle bir alan sunduğunu fark ettim.
Peki örneğin apartman sakinleri profesyonel oyuncu mu yoksa filmde gerçekten apartman sakinleri mi rol aldı?
Aslı Özge: Gerçek apartman toplantılarında yaptığımız çekimler vardı. O toplantılarda insanlar “Tamam gelin, kamerayla oturun” diyordu ama bazıları da rahatsız oluyordu. Toplantılarda normal hayata müdahale etmeye kalktığım için bir noktada “Biz en iyisi duralım, bir senaryo yazayım, sonra bir daha çekelim” dedim. Filmde olan apartman sakinlerinden bir tek Nurdan Hanım bizim gerçekten komşumuz. Nurdan Hanım hakikaten o dönem apartman yöneticimizdi ve toplantıları o yönetiyordu. Senaryoda, bu toplantılarda deneyimlediğim bazı olaylardan, konuşmalardan esinlendim. Sonra, filmlerde yardımcı oyunculuk yapan ve çok tanınmayan oyuncuların yanında arkadaşlarımızın, çevremizin ya da aile dostlarımızın olduğu bir kastı biraraya getirdik.

Faruk | Kaynak: MUBI
Muhtemelen herkes aynı şeyi düşünüyordur; ben Faruk Bey’e hayran kaldım. Onu ikna etme sürecini merak ediyorum. Bu rolü nasıl kabul etti, baştan beri hevesli miydi, yoksa yavaş yavaş mı oldu alışma süreci?
Aslı Özge: Sonuçta anne-babalarımız bizlerin çoğu zaman ilk seyircileri, bazen de ilk oyuncuları… Babam, amcam ve birçok tanıdık, “Bizi ne zaman oynatacaksın?” diye hep sorarlardı. Ben de bunu zaten çok duyduğum için babama “Artık zamanı geldi, o gün bu gün” dedim. Film bir belgesel gibi başlayınca, toplantıları kamerayla çektiğimiz için doğal bir şekilde alıştı babam da. Dolayısıyla çok organik gelişti. Ardından diyaloglar olduğunu, bir şeyler yazdığımı söyledim ve bunları yapmak ister mi, yapabilir mi, ne düşünüyor diye sordum. “Ben denerim, sen bakarsın” dedi.
Çekim sürecinde kendini tamamen akışa bıraktı. Ekibin bir parçası olmaktan çok memnundu. Tüm bunlar onu aslında bir yandan da hayata bağladı. O kadar sahiplendi ki filmi, benim bu filmi uzunca süre bitirmememin esas sebeplerinden biri babamdı. Film devam etsin ve iyi bir şey çıksın diye ona tutunduğunu gördüm. Mesela normalde yürüyüşe gidelim dediğimizde “Ben yürümem” derdi ama kamera varsa, çekim yapacaksak birden canlanır ve soru bile sormadan yürüyüşe çıkardı.
Tüm bu süreçte ben bu filmi çekmeye devam edeceğim, babam da sağlıklı bir şekilde hep hayatta kalmaya devam edecek gibi bir algı oluştu bende duygusal olarak. Filmi bitirmeyi, göstermeyi bile hiç düşünmemeye başlamıştım. Ta ki babam artık geçen sene “Bizim film ne oldu, hiç gösterilmeyecek mi?” diyene kadar… Düşündüm ki hâlâ sağlıklı ve iyiyken, filmi seyirciyle izleme şansını onun elinden almamalıyım. Sonuçta o da büyük bir emek verdi ve bitirmeye karar verdim.

Faruk | Kaynak: MUBI
Bu duygusal ve kişisel kısım çok merak ettiğim bir şey. Bazı repliklerle olsun, komşulardan birinin vefatıyla olsun, bütün o kentsel dönüşüm konusunun yanında film aslında yaşlanmakla, ölüme yakın olmakla ve ölümle çok yakından ilişkili. Filmin başlarında Faruk Bey’in bir yerde bir bakışı var mesela, kentsel dönüşüm konusu ilk gündeme geldiğinde “Benim ömrüm yeter mi görmeye bilemiyorum” gibi bir şey söylüyor. Bu bir izleyici olarak beni bile çok duygulandırdı. Filmi çekerken bir evlat olmak ile bir yönetmen olmak arasındaki ayrımı yapmakta zorlandığın anlar oldu mu?
Öncelikle ben filmdeki Aslı’yla kendimi hiç bir tutmuyorum. O kurgusal bir Aslı, başka bir ismi de olabilirdi. Bir anlamda filmde, film yapmanın zorluklarıyla ya da kendi geleceği için mücadele eden genç birisiyle, geçmişe tutunmaya çalışan yaşlı bir adamın çarpışması var. Kendimle çok özdeşleştirmeden, film yapma sürecini, İstanbul’da film yapabilmek için herkesin geçirdiği maddi zorlukları da filme katmak istedim.
Diğer yandan annemi çok erken kaybettiğim için ölüm teması ve yaşlanma benim için çok büyük bir konu. Ayrıca babam diğer arkadaşlarımın babalarına göre daha yaşlı bir babaydı, daha geç baba olmuş birisi. Dolayısıyla bu konu zaten hep benim hayatımda var. İnsan ister istemez duygusal olarak yüzleşmekte zorlandığı, kendine uzak tutmaya çalıştığı konuları film vasıtasıyla yakına getirip kendisini duygusal olarak ikna etmeye çalışıyor.

Faruk | Kaynak: MUBI
Faruk’un ardından Köprüdekiler, Hayatboyu ve Ansızın da MUBI’de gösterime girecekmiş. Ansızın’ı henüz izlemedim. Ama Köprüdekiler İstanbul’la çok ilgili bir film, Hayatboyu’nda da mekan, apartman dairesi adeta bir karaktere dönüşüyor. Kentler ve yaşadığımız mekanlarla ilgilenmenizin belli bir nedeni var mı? Ya da bir yönetmen olarak Faruk ile bu filmler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsun?
Yeni bir ev arama ve taşınma, benim her filmimde mutlaka olan bir konu. Kara Kutu (Black Box, 2023) da tamamen bunun üstüne ve soylulaştırma üzerine kurulu. Yeni bir eve taşınma, bir anlamda kendine yeni bir yer edinme demek. Ben kimliğini sorgulama meselesini de ev meselesi üstünden anlatıyorum aslında.
Bir yandan da Berlin’de yaşıyorum ve Berlin’e ilk taşındığımızda çektiğim, Biraz Nisan (Ein bisschen April, 2003) diye bir filmim var. Belki yeni taşındığımız ve sürekli kiralık evleri gezdiğimiz için, grup olarak gezdirilen o evlerde karşılaşan insanların hikayelerini anlatmak istemiştim. Köprüdekiler’de de geleceği belirsiz üç genç üstünden "köprüyü geçme" ve hayatta bir yer edinme meselesi vardı. Taşınma orada da bir temaydı.
Yeni bir ev aslında önceki devrin sona ermesi ve yeni bir dönemin başlaması demek. Bu iki dönem arasındaki belirsiz süreç beni ilgilendiriyor. Kurmaca ile belgesel arasındaki belirsizlik gibi; siyah ya da beyaz olmayan şeyler, ara tonlar çekiyor beni hep. Bir yandan da ev aradığınızda bir emlakçının karşısında gerçekten iş mülakatına çıkmış gibi kendinizi satmaya çalışıyorsunuz. Bu günlük hayatımızın içinde varolan güç dengelerini iyi yansıtabilen bir alan. Bir yandan da bu yüzden ilgimi çekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Aslı Özge ile belgesel ile kurmaca arasındaki filmi "Faruk" üzerine sohbet, MUBI'de yayınlanmaya başlayan "Memory"nin yıldızı Jessica Chastain’in kariyerine bir bakış.
30 Ağu 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



