Birinci çeyrekte büyüme verisi: Hizmette toparlanma, ihracatta çöküş

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Türkiye ekonomisi 2026 yılının birinci çeyreğinde çeyreklik bazda %0,13, yıllık bazda ise %2,5 büyüme kaydetti. Böylece ekonomik büyüme %2,7 seviyesinde olan piyasa beklentilerinin altında kalmış oldu.
Birinci çeyrek verisiyle birlikte toplam gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 1 trilyon 639 milyar dolar seviyesine ulaşırken, son veri kullanılarak yapılan hesaplama sonucunda kişi başına GSYH ise 19 bin 42 dolar seviyesine çıktı.
Hangi ana grup büyümeye ne kadar katkı verdi?
Harcama yöntemiyle bakıldığında birinci çeyrekte büyümenin ana sürükleyicisi açık biçimde iç talep oldu. Ekonominin ana motoru olarak da görülen hanehalkı tüketimi birinci çeyrekte yıllık bazda %4,8 büyüme kaydederken, bu büyüme ana orana toplam 3,4 puanlık pozitif katkı verdi. Aynı dönemde yatırım harcamaları %3,0, devletin nihai tüketim harcamaları ise %2,1 büyüyerek ana orana sırasıyla 0,8 puan ve 0,3 puan katkı sağladı. Böylece net iç talep birinci çeyrekte ana büyüme verisine toplam 4,5 puan katkı sağlamış oldu.
Ancak mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış çeyreklik veride sabit sermaye yatırımlarının %2,2 daralması, yatırım ivmesinin yılın başında zayıflamaya başladığını da ortaya koydu. Özellikle sıkı finansman koşulları, yüksek kredi maliyetleri ve belirsizliklerin birinci çeyrekte yatırım iştahını sınırlamaya başladığı görülüyor.
Ayrıca mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış veride hanehalkı tüketiminin çeyreklik artışı yalnızca %0,1 oldu. Dolayısıyla yıllık tüketim ana oranı taşımaya devam etse de, yılın başındaki güncel tüketim ivmesi belirgin biçimde zayıflamış görünüyor. Ayrıca özel tüketim alt kırılımlarına bakıldığında dayanıklı mal tüketiminin reel olarak yıllık bazda %0,2 gerilediği de görülüyor. Aynı dönemde dayanıksız mal tüketimi %6,4, hizmet tüketimi ise %2,2 artış gösterdi.
Dış talep tarafında ise bambaşka bir tablo karşımıza çıktı. Birinci çeyrekte mal ve hizmet ihracatı yıllık bazda %12,7 daraldı ve ana veriyi toplam 2,9 puan aşağı çekti. Aynı dönemde ithalat da reel olarak %2,0 gerilerken, ithalattaki düşüş teknik olarak büyümeye 0,4 puan pozitif katkı yaptı. Böylece birinci çeyrekte dış talep ana büyüme verisini 2,5 puan aşağıya çekmiş oldu.
İhracattaki reel daralma, pandemi şartlarının geçerli olduğu 2020’nin üçüncü çeyreğinden bu yana en sert daralma olarak kayıtlara geçti.

Çeyreklik bazda bakıldığında ise birinci çeyrekte büyümeyi ayakta tutan faktör %3,3 büyüyen devlet nihai tüketimi ve %0,1 büyüyen özel tüketim oldu. Aynı dönemde yatırım harcamaları %2,2 daralırken, ihracat da %7,5 daralma yaşayarak büyüme oranını aşağıya çeken ana faktör olmaya devam etti.

Sektörler ne ölçüde katkı verdi?
Üretim yöntemiyle bakıldığında büyümenin sektörel kompozisyonu da dikkat çekici. Birinci çeyrekte ana büyüme oranına en büyük katkı ticaret, ulaştırma ve konaklama grubundan geldi. Bu grup yıllık bazda %3,7 büyüme kaydederken, ana orana 0,9 puan katkı sağladı. Aynı dönemde %9,5 ile en hızlı büyümeyi kaydeden bilgi ve iletişim sektörü yaklaşık 0,4 puan katkı verirken, gayrimenkul faaliyetleri 0,3 puan, finans ve sigorta faaliyetleri ve inşaat ise 0,2’şer puan katkı verdi.
Bütün bunların yanında hizmet tarafı büyürken sanayi tarafı zayıf kaldı ve sanayi katma değeri yıllık bazda %0,8 daraldı. Böylece sanayinin performansı ana büyüme oranını 0,2 puan aşağıya çekmiş oldu. Aynı dönemde tarım ve ormancılık ise %4,6 büyüyerek büyümeye 0,1 puanlık katkıda bulundu.
Sonuç olarak
Türkiye ekonomisi üst üste 23. çeyrekte de büyüme kaydetmiş olsa da büyüme verisinin kalitesi beklendiği ölçüde değil. Birinci çeyrekte sanayi faaliyeti ve ihracat zayıflarken, hanehalkı tüketimi, hizmetler ve sınırlı kamu desteği ana büyüme oranını yukarıya taşıdı. Tespit yerindeyse iç talep yıllık bazda büyümeyi ayakta tuttu, dış talep ise aşağı çekti.
Birinci çeyrekte hanehalkı tüketiminin büyümeye katkısı yüksek olmakla birlikte, çeyreklik tüketim ivmesinin neredeyse yatay seyretmesi de önemli bir uyarı. Yıllık bazda tüketim güçlü kalmaya devam etse de, yılın başındaki güncel momentum zayıflamış durumda. Dayanıklı mal tüketimindeki zayıflık da hanehalkının büyük harcamalarda artık daha temkinli davranmaya başladığına dair uyarı sinyalleri veriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed, üç yılı aşkın aranın ardından politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75-4,00 aralığına yükseltti. Yeni projeksiyonlar, 2026 sonuna kadar bir faiz artışının daha gündemde olduğunu, 2027’de ise faizin mevcut seviyesinde kalabileceğini gösteriyor. Yükselen tahvil getirileri ve enflasyon baskısı, Fed’i piyasaların beklediği daha sıkı para politikalarına doğru ittyor.

Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi. Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?

Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?




