SPK'nın 28 Ağustos düzenlemesi: Serbest fonlarda yatırımcıların çıkış koşulları

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
BIST 100 endeksi 16 Eylül gününü %5,54 düşüşle 13.122 puan seviyesinden kapattı. Haftanın ilk iki işlem gününü de sırasıyla %1,60 ve %2,41 kayıpla tamamlayan endeks, Çarşamba günü seans içinde 13 bin puanın altına indi. Hisse fiyatlarındaki düşüş sürerken, SPK’nın Ağustos sonunda serbest fonların ödeme koşullarına ilişkin yaptığı düzenleme de kullanılmaya başlandı.
SPK, 28 Ağustos tarihli kararıyla serbest fonlara, yatırımcıların fondan çıkış taleplerini karşılamak için fiyat hesaplama sıklığını ve ödeme takvimini değiştirme imkanı tanımıştı. Bu imkanı kullanan fonlar, yatırımcıya ödeme yapmak üzere ihtiyaç duydukları nakdi hazırlamak için daha uzun süreye sahip olabiliyor. Atlas Portföy, 16 Eylül’de bir serbest fonunda günlük değerlemeden aylık değerlemeye geçerek bu düzenlemeyi kullanan ilk portföy yönetim şirketi oldu.
Fonlar neden nakde ihtiyaç duyuyor?
Yatırım fonları topladıkları parayı hisse senetlerinde, borçlanma araçlarında, mevduatta ve başka fonların katılma paylarında değerlendiriyor. Yatırımcı fondan çıkmak istediğinde ise sahip olduğu katılma paylarını iade ederek karşılığını nakit olarak alıyor. Fon yönetiminin, yatırımcının parasını önceden belirlenen ödeme tarihinde hazır etmesi gerekiyor. Bunun için eldeki nakit kullanılabiliyor, vadesi gelen yatırımlardan tahsilat yapılabiliyor veya portföydeki varlıklar satılabiliyor.
Ancak kısa sürede çok sayıda yatırımcının fondan çıkış yapması, fonun mevcut nakdiyle karşılayabileceğinden daha büyük bir ödeme ihtiyacı yaratabiliyor. Portföydeki varlıkların değeri yüksek olsa bile bunları istenilen tarihte ve fiyatta satabilmek, piyasada yeterli alıcının bulunmasına bağlı. Özellikle işlem hacmi sınırlı hisselerde büyük bir pozisyonun kısa sürede satışa çıkarılması, daha düşük fiyatlardan işlem yapılmasını gerektirebiliyor. Satışla birlikte oluşan fiyat değişimi, fonda kalan aynı hisselerin değerini de etkiliyor.
Portföyün belirli varlıklarda yoğunlaşması da günlük getirinin bu varlıklardaki hareketlerden daha fazla etkilenmesine yol açıyor. Örneğin varlıklarının %80’i hisselerden oluşan bir fonda, bu hisselerin tamamının bir günde %10 değer kaybetmesi ve kalan yatırımların değerinin değişmemesi durumunda, hisse bölümünün toplam varlık değerine etkisi eksi 8 puan oluyor. Birden fazla fona yatırım yapılmışsa, bu fonların içindeki varlıkların fiyat değişimleri de katılma paylarının değeri üzerinden portföye yansıyor.
Düzenleme hangi imkanı tanıyor?
SPK’nın 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’e eklediği hüküm ile serbest fon yönetimlerinin iade talepleri karşısında uygulayabileceği takvim değiştirildi:
“Serbest fonların likidite riski yönetimi kapsamında katılma payı iade taleplerinin karşılanabilmesi amacı ile sınırlı olarak, fon birim pay değeri hesaplama sıklığı ve fona katılma payı iade esaslarının yeniden belirlenmesi amacıyla yapılacak değişiklikler Fon Tebliği’nin 25. maddesinin sekizinci fıkrasındaki süre uygulanmaksızın KAP’ta ilan edilir. Anılan değişikliklere ilişkin duyuru metninin KAP’ta yayımlandığı gün konuya ilişkin olarak Kurula yazılı bilgi verilir.”
Eklenen hüküm sayesinde serbest fonlar, likidite riskini yönetmek ve yatırımcı iadelerini karşılamak amacıyla birim pay değerinin hesaplanma sıklığını ve iade esaslarını yeniden belirleyebiliyor. Değişiklikler, Fon Tebliği’nin 25. maddesinin sekizinci fıkrasındaki süre beklenmeden KAP’ta açıklanıyor. Aynı gün SPK’ya da yazılı bilgi verilmesi gerekiyor.
Bu kapsamda her iş günü fiyat hesaplayan bir fon daha seyrek değerleme sürecine geçebiliyor, yatırımcı ödemeleri için de yeni bir süre belirleyebiliyor. Ödeme tarihinin ötelenmesiyle fon yönetimi, nakit ihtiyacını daha uzun bir döneme yayarak varlık satışlarını ve vadesi gelecek alacaklarını bu takvime göre planlayabiliyor. Böylece daha önce birkaç iş günü içinde karşılanması gereken iade talebi, açıklanan yeni koşullara göre daha sonraki bir tarihte ödenebiliyor.
Atlas Portföy’ün DFI kodlu serbest fonunda yaptığı değişiklik de bu yönde oldu. Şirket, varlıkların yatırımcıların aleyhine olabilecek piyasa koşullarında satılmasını önlemek için günlük fiyatlama ve T+2 ödeme uygulamasını değiştirdi. Şirket son yaptığı açıklamayla fonun değerleme gününü her ayın 10. iş günü, ödeme tarihini ise değerlemeyi izleyen beşinci iş günü olarak belirlediğini ilan etti. Fonun aynı gün yayımlanan dağılım tablosunda hisselerin portföy ağırlığı %59,86, diğer fonların katılma paylarının ağırlığı %33,75’ti. Ancak tek bir hisse pozisyonu portföyün %57,18’ini oluşturuyordu.
Yatırımcı parasını ne zaman alabilecek?
Atlas Portföy’ün DFI için belirlediği yeni takvimde yatırımcının bekleyeceği süre, satış talimatını hangi gün verdiğine göre değişiyor. Ayın 10. iş günündeki değerleme tarihinden sonra satış talimatı veren yatırımcı, bir sonraki ayın değerleme gününü ve bu tarihi izleyen beş iş günlük ödeme süresini bekleyecek. Düzenlemeden yararlanan diğer serbest fonlarda ise değerleme ve ödeme tarihleri, ilgili fon için açıklanan iade koşullarına göre belirlenecek.
Bu süre boyunca portföydeki hisselerin, tahvillerin ve diğer yatırımların değeri değişmeye devam ediyor. Satış işlemi yeni değerleme gününde hesaplanan birim pay fiyatıyla yapıldığı için yatırımcı da o tarihe kadar yaşanan fiyat hareketlerinden etkileniyor. Fon yönetimi ödeme hazırlığı için süre kazanırken, yatırımcının nakde ulaşacağı tarih ve işleminde kullanılacak fiyatın hesaplanacağı gün de değişiyor.
Portföylerdeki uyum süreci nasıl işleyecek?
İade takvimini değiştiren fonlar, aynı düzenlemeyle getirilen portföy sınırlarına uyum çalışmalarını da sürdürecek. İstisnalar dışındaki yatırımlarda, portföyün %5’inden büyük pozisyonların toplamı için %20 sınırı bulunuyor. Geçiş hükümleri kapsamındaki aşımların 29 Ağustos seviyesinden artırılmaması, en az üçte birinin 31 Ekim’e, en az üçte ikisinin 30 Kasım’a kadar azaltılması gerekiyor. Bu takvime tabi fonların 31 Aralık 2026 itibarıyla sınırlar içinde kalacak şekilde portföylerini düzenlemesi öngörülüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye’de özel sektör tahvilleri, finansman bonoları ve kira sertifikalarında yaşanan ödeme sorunları fon krizinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Yılbaşından 27 Ekim’e kadar 14 şirketin TL cinsi borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşanırken, vadesinde ödenemeyen anapara toplamı 12 milyar 697 milyon liraya ulaştı.

Türkiye’de üretken yapay zeka kullanım oranı bir yılda %19,2’den %37,6’ya yükselirken, gençlerin önemli bir bölümü artık kişisel sorunlarını da yapay zekayla paylaşıyor. Teknoloji gündelik hayatın her alanına girerken geçim sıkıntısı, güvencesiz çalışma ve fırsat eşitsizliği gibi sorunlar varlığını koruyor. Peki yapay zekanın yarattığı ekonomik imkânlardan kimler yararlanacak ve bu teknolojik ilerleme daha fazla insan için iyi bir hayatı mümkün kılabilecek mi?

Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.




