SPK’nın 130 fon için verdiği tasfiye kararı ne anlama geliyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi.
Tasfiye kararı Pardus Portföy’de 42, Hedef Portföy’de 31, Atlas Portföy’de 16, Bulls Portföy’de 15, Pusula Portföy’de 12, A1 Portföy’de 9 ve Tera Portföy’de 5 ise fonu kapsıyor.
Tasfiye kararı verilen 130 fonda 517 bin 503 yatırımcı yer alırken, toplam fon büyüklüğü ise 17 Eylül tarihi itibarıyla 809,1 milyar TL seviyesindeydi.
Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?
Tasfiye nasıl yapılacak?
Yatırım fonunun mal varlığı, kurucusu olan portföy yönetim şirketinin bilançosunda duran bir para havuzu değil. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 53’üncü maddesine göre fon varlıkları hem portföy yönetim şirketinin hem de saklama kuruluşunun mal varlığından ayrı tutuluyor. Fon varlığı, portföy yönetim şirketinin borçları için haczedilemiyor, üzerine ihtiyati tedbir konulamıyor veya şirketin iflasına dahil edilmiyor. Tasfiye sonunda kalan bakiye de katılma payı sahiplerine ait.
Tasfiye süreci başladıktan sonra ise yatırımcı payını normal satış emriyle nakde çeviremiyor. Fonda yeni pay satışı ve mevcut payların geri alımı duruyor. Yatırımcının alacağı para, fon portföyünün tasfiyesiyle belirleniyor. Tasfiye sürecinde fondaki hisseler ve diğer varlıklar satılıyor, alacaklar tahsil ediliyor, fonun borçları ödendikten sonra kalan tutar katılma payı sahipleri arasında payları oranında bölüştürülüyor. Yani bir yatırımcı toplam katılma paylarının %0,01’ine sahipse giderler ve yükümlülükler çıktıktan sonra kalan bakiyenin de %0,01’ini alıyor.
Yatırımcının alacağı tutar, ekranda görülen son fon fiyatına veya yatırımcının fona yatırdığı anaparaya sabit değil. Sonuç, portföydeki varlıkların hangi fiyatlardan satılabildiğine ve kapatılan yükümlülüklerin büyüklüğüne göre değişiyor.
Tasfiye kararından önce satış emri veren yatırımcılar içinse emrin hangi aşamada olduğu belirleyici. İşlem gerçekleşmiş ve iade bedeli kesinleşmişse yatırımcının alacağı tutar bellidir. Para henüz hesaba geçmemişse fonun ödeme yükümlülüğü sürer. Ancak emir yalnızca sisteme iletilmiş, fiyatı oluşmamış ve işlem tamamlanmamışsa yatırımcı fonda pay sahibi olarak kalır.
Sermaye Piyasası Kanunu Madde 79: “Sermaye piyasası araçlarının takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri, merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin geçici ya da sürekli olarak durdurulması, idari ve adli merciler nezdinde tasfiye işlemlerine başlanması durumu da dâhil olmak üzere, geri alınamaz ve iptal edilemez.”
Sektör çalışanları son birkaç günde yaşananları nasıl değerlendiriyor?
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan bir portföy yöneticisi, son gelişmelerin sektörü uzun süredir yakından takip eden profesyoneller için sürpriz olmadığını ifade ederek, “Bu tabloyu bir süredir ‘fonzi’ olarak adlandırıyordum ben şahsi çevremde. Kendi fonlarının birbirleri arasında ters repo yoluyla borçlanarak likidite yaratması ve bu şekilde fon idame ettirilmesi, sürdürülebilir bir şey değildi. Aynı durum hisse senedi fonlarında da geçerli. Bunu görmek için özel bir öngörü gerekmiyordu. 100’den fazla diğer para piyasa fonu bunu yapmayı akıl edemez miydi? Ederdi ancak kaybedecek çok şeyleri var mesela ‘itibar’ gibi. Uzun vadede piyasada kalıcı olabilenler, yalnızca işini doğru ve disiplinli yapanlar olacak. Bundan bir gün bile şüphe duyulmaması lazım” ifadelerini kullandı.
SPK’nın 130 fona dair verdiği tasfiye kararının ardından yatırımcının aklında farklı sorular oluşmasına yol açabileceğini de söyleyen portföy yöneticisi, “Bu hamle elbette yatırımcı nezdinde, ‘Benim yatırım yaptığım fon pat diye kapatılabiliyor veya temerrüde düşebiliyor mu?’ sorusunu sorduruyor. Bu dünyanın en doğal sorusu. Şimdi sorulması gereken soru şu: ‘Bu riski yalnızca biz mi gördük, yoksa görüp görmezden gelenler mi çoğunluktaydı?’ Küçük yatırımcı bu volatiliteyi elbette fark ediyor. Bu sürecin sonunda fon sektörüne karşı ciddi bir güven ve mesafe oluşması kaçınılmaz görünüyor. Tıpkı pandemi sonrası küçük yatırımcının borsaya mesafe koyup rallinin bitmesiyle piyasadan çıkması gibi” dedi.
“Değeri 10 lira olan varlığı 100 liradan alacak çıkmazsa ortada getiri yerine ödenecek bir fatura kalıyor”
Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan bir başka sektör çalışanı son günlerde yaşanan gelişmelerle ilgili, yatırım fonlarında getirinin kalitesi ve sürdürülebilirliğinin getirinin yüksek olmasından daha önemli olduğunu söyleyerek, “Gerçek değeri 10 lira olan bir varlığın fiyatı suni hareketlerle 100 liraya çıkarıldığında bu varlığı tutan fon çok başarılı gibi görünebilir. Ama fon yatırımcısı parasını geri almak istediğinde, esas değeri 10 lira olan o varlıkları 100 liradan alacak yatırımcı yoksa, günün sonunda ortada yüksek getiri yerine ödenecek ağır bir fatura kalıyor. Son günlerde bazı fonlarda temerrüt oluşması da bu mekanizmanın doğal bir sonucu” ifadelerini kullandı.
“Fon sektörü son yıllarda çok hızlı büyüdü ve bu büyümede yatırımcıların bazı fonlara yönelmesinin de önemli bir payı var. Eğer yatırımcı çok yüksek getirinin iyi şirketlere doğru fiyatlardan yatırım yapmak yerine suni fiyat hareketleriyle sağlanabildiğini düşünmeye başlarsa, doğal olarak gördüğü her yüksek getirinin arkasında ne olduğunu sorgular.”
Bu durumda yıllardır normal piyasa koşullarında makul getiri sağlayan fonlarla bu yöntemleri kullanan fonlar arasındaki farkın yatırımcıya açık biçimde gösterilmesi gerektiğini söyleyen çalışan, “Diğer türlü birkaç oyuncunun yarattığı zarar, fon sektörünün yıllar içerisinde oluşturduğu güvene de zarar verir. Finansal piyasalarda güvenin yeniden kurulması kaybedilmesinden her zaman daha zor” dedi.
"Kaybedilen güvenin telafisi vakit alabilir"
Konuyla ilgili Aposto'ya bilgi veren bir yatırım bankacısı ise hem sektör çalışanlarının hem de küçük yatırımcının dikkatle son gelişmeleri takip etmekte olduğunu ifade ederek, "Güncel makroekonomik koşulların ve jeopolitik risklerin cazibesini azalttığı hisse senedi piyasalarında yaşanan krizin, uzun vadede yatırımcı iştahına zarar vermesinden ve sermaye piyasalarındaki kırılganlığı artırarak piyasadaki likidite yetersizliğini derinleştirmesinden endişe ediyoruz" dedi.
Yalnızca hisse tarafında değil, pay repo işlemlerindeki teminata söz konusu hisselerin nakde çevrilememesi kaynaklı büyüyen krizin bir sonucu olarak para piyasası fonlarına güvenin de zarar görebileceğini söyleyen bankacı, "Böyle bir dönemde alınan hasar sonucu kaybedilen güvenin telafisi vakit alabilir" dedi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Arjantin'de Javier Milei'nin "testere" ile başlattığı ekonomi programı üçüncü yılını tamamlamaya yaklaşırken, ilk iki yılın başarı hikayesi yerini giderek daha karmaşık bir tabloya bırakıyor.

Milli gelir bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Türkiye 2010-2019 arasında yılda %5,5 büyüdü ancak aynı zaman zarfında verimlilik artışı yalnızca %0,3'te kaldı. Bunun sebebi ise yatırımların az olmasından ziyade yatırımların yanlış noktalara yönelmesiydi. Uzun süredir olduğu gibi bugün de aynı sınav önümüzde bizleri bekliyor.

2026’nın son çeyreğine girerken küresel tahvil piyasalarında önceki yıllardan oldukça farklı bir yatırım ortamı oluşuyor. Uzun süre piyasaların ana tartışması merkez bankalarının faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı üzerine kuruluyken, bugün yatırımcıların cevaplaması gereken soru daha farklı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York ziyareti kapsamında 21-23 Eylül’de düzenlenen Türkiye Yatırım Konferansı’nda ekonomi yönetimi, Amerikan şirketlerini Türkiye’de enerji ve yüksek teknoloji yatırımları yapmaya çağırdı. Peki sunulan planların detaylarında neler yer aldı?

Bu hafta veri akışının yanı sıra merkez bankalarının toplantı tutanakları da yakından izlenecek. Yurt içinde Eylül ayı enflasyonu, Hazine nakit dengesi ve sanayi üretimi öne çıkarken, yurt dışında ABD ISM hizmet PMI, Fed ve ECB toplantı tutanakları, Almanya sanayi üretimi ve Michigan tüketici güven endeksi ön planda.
05 Eki 2026




