Biyoçeşitlilik Önemlidir


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Biyoçeşitlilik önemlidir. Hem de bu sene ülkemiz açısından çok daha önemlidir.
1992 yılında Rio’da toplanan konferansın sonucu olarak devletler üç büyük anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmalardan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi en fazla duyduğumuz anlaşma. Paris Anlaşması bu sözleşmenin uygulama esaslarını ortaya koyuyor. Her yılın sonunda yapılan İklim Konferansları ise, bu sözleşmenin Taraflar Konferansı.
Rio’da imzalanan bir diğer anlaşma ise Biyoçeşitliliğin Korunması Anlaşmasıdır. İklim konferanslarına benzer şekilde biyoçeşitlilik konferansları da iki yılda bir düzenlenir. Bundan sonraki ilk konferans da ülkemizde düzenlenecek. Çin’in Kunming kentinde düzenlenen son konferansın ardından Dünya’da biyoçeşitlilik konusunun sorumluluğunu ülkemiz üstlenecek Önümüzdeki iki sene boyunca biyoçeşitlilik konusu gündemimizde olacak.
İklim gündelik yaşamımızı etkilediği için herkesin bu konu hakkında az ya da çok bilgisi var. Biyoçeşitlilik ise daha zor algılanan, var olduğunda konuşulmayan, ancak azaldığında ya da yok olduğunda gündeme gelen bir kavram. Biyoçeşitlilikteki değişim iklim değişikliği gibi son yüzyılda görülmeye başlanmadı. İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek binlerce yıldır türlerin yok olmasına neden oluyorlar. Bu nedenle biyoçeşitlilikteki değişiklik bize doğal geliyor.Bunun da ötesinde tek bir biyoçeşitlilik yok;
- Genetik biyoçeşitlilik,
- Fonksiyonel biyoçeşitlilik,
- Filojenik biyoçeşitlilik,
hep değişik anlamlara geliyor ve hepsi de ayrı ayrı önemli. Bunların arasındaki farkı ve ilişkileri anlamak biyoçeşitliliği koruyabilmek açısından da büyük önem taşıyor.
En kolay anlayabildiğimiz kavram genetik biyoçeşitlilik.
Bir canlı türünün nesli tükendiği zaman genetik biyoçeşitlilik azalıyor. “Jurassic Park” gibi filmlerde geçmişte yok olmuş canlı türlerini tekrar kazanmak mümkün. Ancak, yakın zamanda kaybolan ve genetik olarak elimizde hala hücreleri kalan canlılar hariç, canlı türlerini geri getirmek neredeyse imkansız.

Mamutlar gibi yakın dönemde kaybettiğimiz canlıları geri getirmek ise fazlasıyla zor, çünkü bu canlı türlerini yaşama döndürmek için bir tanesini laboratuvar şartlarında hücrelerinden üretmek yetmiyor. Çok sayıda canlıyı üretip onların da türlerini devam ettirmelerini sağlamak gerekiyor ki bu şimdiye kadar denenmedi bile.
Fonksiyonel biyoçeşitlilik, genetik biyoçeşitlilikten biraz daha zor algılanan bir kavram.
Aslında fonksiyonel biyoçeşitlilik ile günlük hayatımızda sıkça karşılaşıyoruz. Ülkemizde binlerce yıldır tarım yapılıyor. Bu tarımın gelişimi sırasında çokça değişik tür tahılı üretmişiz. Bunların bir kısmı halen tarımda kullanılırken önemli bir kısmı da ya tamamen unutulmuş, ya da sadece küçük ve özel bir alanda ekilir olmuş. Bir özel buğday türünün varlığı genetik biyoçeşitlilikse, buğdayın varlığı fonksiyonel biyoçeşitlilik olarak kabul ediliyor.
Benzer şekilde Afrika savanları için büyük yırtıcıların varlığı gereklidir. Ancak, sadece bir tür büyük yırtıcı bile kalsa - diyelim ki aslanlar yok oldu ve leoparlar geride kaldı - “büyük yırtıcılık” fonksiyonunu yerine getirecek bir tür kalmış sayılacaktır. Dolayısıyla, fonksiyonel biyoçeşitlilik bizim için çok daha önemli ve korunması da nispeten daha kolay. Yalnız lütfen buradan, “genetik biyoçeşitliliğe boşverelim o zaman” dediğim sonucu çıkmasın.
Son olarak filojenik biyoçeşitlilik bir canlı türünün evrimsel düzeyde ne derece benzersiz olduğunu ortaya koyuyor.
Bu alandaki çalışmalar diğerlerine oranla nispeten daha zor yürütülüyor çünkü geçmişte nesli tükenen tüm canlıları da hesaba katmak gerekiyor. Örneğin, Orta Amerika’da yaşayan pigme tembel hayvanının sayısı beş yüzün altına düşmüş durumda olduğundan, bu türün neslinin kritik biçimde tehlikede olduğu kabul ediliyor. Evrimsel açıdan bakıldığında ise, çok sayıda tembel hayvan türü olduğu için, bu pigme tembel hayvan türü yok olsa bile, doğanın evrim ağacında bu türün yerine başka bir tür koymasının sadece 2 yıl alacağı kabul ediliyor. Elbette bu aynı türün geri gelmesi anlamında alınmamalı. Bunun tersine, mesela filler yok olacak olsa, benzer şekilde büyük bir otçul memeli hayvanın türemesi 5 ila 7 milyon yıl alabiliyor.
Kısacası, genetik bağlamda nesli tehlikede olsa da fonksiyonel ya da filojenik bağlamda fazla kritik olmayan canlı türlerindense, koruma çabalarımızı fonksiyonel ya da filojenik bağlamda kritik türlere yoğunlaştırmak daha akıllıca bir yaklaşım olarak görülüyor. Gönül bu türlerin hepsinin devam edebilmesini istiyor ama çabamız sadece azını korumaya yetecekse, bari doğanın yerine koymakta zorlanacağı türlere öncelik tanıyalım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026








