Büyük paradigma değişimi: "Bedava Yen" döneminin sonu

Japonya, yaklaşık otuz yıldır sıfır faiz ve hatta zaman zaman negatif faiz politikalarıyla küresel akıştan neredeyse tamamen ayrışan ve para politikasını kendi normalleri üzerine kurgulayan bir yapı içindeydi. Bu süre zarfında ekonomik durgunluk ve deflasyonla mücadele eden ülke, küresel finansal sistemde “bedava yen” kavramının doğmasına yol açacak kadar düşük faiz oranlarını çeyrek yüzyılı aşkın süredir koruyordu. Bu dönemin artık sonuna geldik ve kalıcı bir paradigma değişimine şahitlik ediyoruz.
Japonya ekonomisi 1990’ların erken döneminde yaşanan varlık balonu krizinin ardından uzun süreli bir durgunluk dönemine girdi. Hem hisse senedi hem de emlak piyasasında yaşanan çöküş, literatüre “kayıp on yıl” olarak geçti. Bu süreçte ekonomik aktörler borç hacimlerini azaltmaya odaklanırken yaşanan talep kırılması ülkede kalıcı bir deflasyon eğiliminin doğmasına ve yerleşmesine yol açtı.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Eralp Ersoy
Lex Strategic Advisory Kurucusu

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Arjantin'de Javier Milei'nin "testere" ile başlattığı ekonomi programı üçüncü yılını tamamlamaya yaklaşırken, ilk iki yılın başarı hikayesi yerini giderek daha karmaşık bir tabloya bırakıyor.

Milli gelir bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Türkiye 2010-2019 arasında yılda %5,5 büyüdü ancak aynı zaman zarfında verimlilik artışı yalnızca %0,3'te kaldı. Bunun sebebi ise yatırımların az olmasından ziyade yatırımların yanlış noktalara yönelmesiydi. Uzun süredir olduğu gibi bugün de aynı sınav önümüzde bizleri bekliyor.

2026’nın son çeyreğine girerken küresel tahvil piyasalarında önceki yıllardan oldukça farklı bir yatırım ortamı oluşuyor. Uzun süre piyasaların ana tartışması merkez bankalarının faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı üzerine kuruluyken, bugün yatırımcıların cevaplaması gereken soru daha farklı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York ziyareti kapsamında 21-23 Eylül’de düzenlenen Türkiye Yatırım Konferansı’nda ekonomi yönetimi, Amerikan şirketlerini Türkiye’de enerji ve yüksek teknoloji yatırımları yapmaya çağırdı. Peki sunulan planların detaylarında neler yer aldı?

Bu hafta veri akışının yanı sıra merkez bankalarının toplantı tutanakları da yakından izlenecek. Yurt içinde Eylül ayı enflasyonu, Hazine nakit dengesi ve sanayi üretimi öne çıkarken, yurt dışında ABD ISM hizmet PMI, Fed ve ECB toplantı tutanakları, Almanya sanayi üretimi ve Michigan tüketici güven endeksi ön planda.
05 Eki 2026




