Civil War: Yakındaki savaş


Odea Radyo’da ne çaldıysa şimdi hepsi Spotify’da Yatırımda hem ufkumuzu açan hem bizi yatırımın merkezine koyan içerikler , kaçıranın izleme listesinde eksik olacak film, dizi önerileri ve gönülden bağlı olduğumuz şarkıların renk kattığı çalma listeleriyle bizleri mutlu eden Odea Radyo ; kaçıranlar, yeniden dinlemek isteyenler ve hoop elimin altında dursun diyenler için programlara konuk olan şarkıları Spotify’da bizlerle buluşturuyor. Neler var? Türkiye’nin 24 saat yayın yapan ilk ve tek banka radyosu Odea Radyo ’nun sevilen programlarından; Muhtelif , her çarşamba saat 16.00’da Murat Babalık ’ın indie, soul, jazz, funk denizinden muhtelif bir seçkiyle hazırladığı şarkılarla bizlerle. Programda nelere kulak verdik merak edenler için cevap Odeabank’ın Spotify hesabında . Veni Vidi Listen ile her perşembe saat 16.00’da Sena Durmaz Aktaş ’ın gezip gördüğü yerleri bu defa şarkılarla birlikte geziyoruz. Yolumuzu nerelere düşürdük, hangi dünyaları yeniden keşfettik dinlemek için Spotify çalma listesi burada . Ne İzlesem? her cuma saat 16.00’da Teoman Aydınlı ’nın dizi ve önerileriyle kapımızı çalıyor. Sohbete eşlik eden müzikler elbette yine Odeabank’ın Spotify hesabında . Dahası: Bayıldığımız “Top 50” listelerinin Odea Radyo’daki karşılığını keşfetmek için en çok çalan 50 şarkıyı buradan dilediğiniz zaman dinleyebilirsiniz. Yatırımda aklın yolunu, müzikte kalbinin sesini dinleyenlerin radyosu Odea Radyo Karnaval uygulaması ile istediğiniz her yerde sizinle. Programlarda çalan şarkıların izini sürenler için hepsi Odeabank’ın Spotify hesabında .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Civil War
Yönetmen: Alex Garland
Süre: 109 dakika
Yapım yılı: 2024
Danny Boyle imzalı The Beach (2000), 28 Days Later... (2002) ve Sunshine (2007) filmlerinin senaryolarında imzası bulunan Alex Garland, Kazuo Ishiguro’nun Never Let Me Go romanını Mark Romanek’in filmi (2010) için uyarladıktan sonra senaristlikteki yetkinliğini kanıtlamıştı. Yönetmenliğini de üstlendiği ilk senaryosu Ex Machina (2015) bağımsız bir yapım ve minimal bir bilimkurgu için olağanüstü bir ilgiyle karşılanmış ve hem gişede hem de ödül sezonunda başarılar elde etmişti. Ardından görece zayıf iki film, Annihilation (2018) ve Men (2022) geldi. Garland’ın bir sonraki filminin Civil War ismini taşıdığını öğrendiğimde, birçokları gibi bunu 19. yüzyıl ABD’sindeki İç Savaş’ı konu olan bir dönem filmi olacağını düşünerek “Ne alaka?” dedim. Neyseki tanıtım metinleri ve görselleri gelmeye başlayınca bunun günümüzün kutuplaşmış ABD’sini konu alacak bir savaş filmi olacağını anladım ve heyecanlandım.
Civil War, Teksas ve California eyaletlerinin (filmde Western Forces olarak geçiyor) federal hükümetten ayrılmasını ve ülkenin dörde bölünmesini takiben başlayan iç savaşın ABD şehirlerini savaş alanına çevirdiği bir yakın gelecekte geçiyor. Hikaye, ABD başkanı tüm gücünü kaybetmeden New York’tan Washington D.C.’ye giderek onunla son bir röportaj yapabilmek için ölümü göze alan bir grup savaş gazetecisi ve savaş fotoğrafçısının gözünden anlatılıyor.
Civil War, bir yandan gerilimli bir yol hikayesi, bir yandan post-apokaliptik bir savaş filmi, bir yandan da gazetecilik mesleğine dair bir film. Tüm bunları olabilmeyi kusursuz bir işçilikle, baştan Kirsten Dunst olmak üzere iyi oyunculuklarla ve matematiği iyi düşünülmüş bir senaryoyla yapıyor. Filmin önceliği izleyiciyi germek. Günümüzün kutuplaşmış politik atmosferinin her an yanı başımızda, sokaklarımızda patlak verecek bir savaşa yol açabileceğinin farkındalığını iliklerinde hissettirmek... Özellikle yüz yıllardır savaşı kendi topraklarından çok uzakta olan bir “şey” olarak görmüş bir ulusa Trump yönetimi sırasında artmış kutuplaşmanın varabileceği noktanın ne olduğunu fark ettirmek...

Kirsten Dunst, Civil War | Kaynak: TME Films
Filmin eksiği ise savaşın neden çıktığını tam olarak söyleyemeyecek kadar apolitik olması. Politik netliğin eksikliğinin filmi kötü kılıp kılmadığıysa beni günlerdir düşündürüyor açıkçası. Civil War’un bu konudaki en büyük avantajı esas karakterlerinin gazeteciler, savaş muhabirleri ve savaş fotoğrafçıları olması. Savaş alanında yaşananlar, savaş muhabirinin politik görüşünden bağımsız değil midir? Bir gazeteci için gerçek tarafsızlık, %100 objektif haber yapmak mümkün müdür? Savaşın vahşetini kabul etmek için onu belgeleyenin görüşlerini bilmemiz zorunlu mudur? Filmdeki bir sahnede kahramanlarımız iki asker ve uzaktaki bir evdeki keskin nişancının çatışmasının arasında kalıyorlar. Deneyimli gazeteci, Reuters muhabiri Joel (Wagner Moura) ısrarla askerlere “kimin için savaştıklarını” ve “ateş edenin kim olduğunu” soruyor. Göz deviren asker, genç fotoğrafçı Jessie’ye (Cailee Spaeny) dönüp “Ne görüyorsun?” dediğinde aldığı yanıt filmin apolitikliğinin gerekçeli özeti gibi: “O evde biri var ve ateş ederek sizi öldürmeye çalışıyor.”
Aklıma Kevin Carter’ın, Sudan’da açlıktan ölmek üzere olan ve başında bir akbabanın tünediği kız çocuğunu fotoğrafladığı (ve fotoğrafı çektikten sonra çocuğa yardım etmemesi tartışma konusu olan) Pulitzer ödüllü The Vulture and the Little Girl fotoğrafı geliyor. Gazetecilerin ya da fotoğrafçıların olaylara ve öznelere müdahil olmasının sınırlarını sorguluyorum. Savaş fotoğrafçısının savaşın iki tarafının da yanında durmasını ve olduğu gibi belgelemesini gerekli buluyorum. Filmin apolitikliği de gerçek hayatta çok zor olabileceğini kabul ettiğim, idealist bir savaş gazetecisi bakış açısı sunuyor. Nightcrawler’ın (2014, Dan Gilroy) Louis Bloom’unun daha az müdahil ve daha etik olan bir sürümünü ideal gazetecilik olarak servis ediyor. Ortaya sıcak savaş sahnelerinin karakterleri tanımayı sağlayan derin diyaloglarla dengesinin iyi kurulduğu bir sabit bir gerilim ve yakın gelecekte gerçek olması maalesef çok olası bir felaket senaryosunun yarattığı korku çıkıyor.
Nerede izleyebilirsin? Civil War, bugün gösterime giriyor.
Benzer işler:
- 28 Days Later... (2002, Danny Boyle)
- Children of Men (2006, Alfonso Cuarón)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Alex Garland’ın yeni filmi Civil War hakkında bir inceleme, 43. İstanbul Film Festivali’nin ilk günlerinden notlar.
19 Nis 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




