

Yeşil Çelik: Otomotiv Sanayisinde Sürdürülebilir Dönüşüm Bir ormanda kesilen ağaçların, içtiğiniz suyun ve soluduğunuz havanın bir otomobilin üretimiyle nasıl bir bağlantısı olabilir diye hiç düşündünüz mü? Çoğu zaman bu bağı fark etmesek de sanayinin en temel hammaddelerinden biri olan çeliğin üretimi sırasında açığa çıkan atıklar, nehirleri ve yeraltı su kaynaklarını kirletebiliyor. Ayrıca, üretimde kullanılan kömür, karbon salımının yanı sıra, madencilik faaliyetleri nedeniyle ormanların zarar görmesine de sebep oluyor. Tropik ormanları, su kaynaklarını, doğal yaşamı korumak ve sanayinin çevresel ayak izini azaltmak için yeşil çelik devreye giriyor. Hidrojen bazlı yeni üretim yöntemleri, kömür kullanmadan çelik üretimini mümkün kılıyor. Bu nedenle yeşil çelik, sanayinin yönünü değiştirecek bir inovasyon olarak görülüyor. Geleneksel üretimde kullanılan kömürün yerine hidrojen kullanıldığında karbon salımı neredeyse sıfıra iniyor ve su tüketimi önemli ölçüde azalıyor. Ayrıca, kömür madenciliğine olan ihtiyacın azalması, orman tahribatını önleyebiliyor. İklim, kaynaklar ve ürün odaklı sürdürülebilirlik stratejileri doğrultusunda BMW Group, gelecekte sadece otomobillerin değil, üretiminde kullanılan malzemelerin de doğaya dost olması gerektiğinin farkında. Çelik, tedarik zincirindeki ana karbon emisyon kaynaklarından biri olduğu için, çelik portfolyolarını sürdürülebilir bir şekilde tekrar organize etmeye kararlı. BMW Group, Neue Klasse vizyonu ile 2026’dan itibaren küresel üretim ağına düşük karbon ayak izine sahip çeliğin en az üçte birini dahil etmeyi hedefliyor. Bu hamlenin, tedarik zincirindeki karbon salımını yılda 900.000 ton azaltacağı ve çelik endüstrisinin dönüşümünü desteklemeye yardımcı olacağı öngörülüyor. BMW’nin attığı adımlar, sadece otomotiv sektörünü değil, doğayı da koruyan bir dönüşümün parçası olmayı amaçlıyor.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Uzun süre önce ABD’de doktora yapıyordum. Elimdeki para kısıtlı olduğu için haftada sadece 5-10 dakika telefonla Türkiye ile konuşabiliyordum. Benim yaşım civarında aynı adımlardan geçen dostlar da benzer şeyler söylüyorlar hep. Bugünkü dünyanın elektronik bağlantıları o zaman olsa hayat belki de çok daha kolay olurdu. Belki de dört senede biten doktora sekiz seneye uzardı, bilinmez, ama en azından geride bıraktıklarımıza olan hasret azalırdı. Bugün aynı durumdaki gençler bizim yaşadığımız hasreti o yoğunlukla yaşamıyorlar. Demem o ki artık dünya değişti, korkunç bir hızla da değişmeye devam ediyor. Geliştirilen çoğu teknoloji bizim yaşama ve iş yapma biçimlerimizi kökten değiştiriyor ama bizler gene de bu değişime karşı direnmeye çalışıyoruz, en azından çoğu alanda. Örnek mi?
Özellikle COVID19 sırasında iş hayatının önemli bir kısmının bilgisayar başında ve ofis dışında yapılabileceğini gördük. Bazı alanlarda bu tür uzaktan çalışma hem performansı hem de gelirleri artırdı. Buna rağmen şirketler çalışanları gittikçe artan oranlarda ofise geri çağırmaya başladı. Burada patron psikolojisine girmek istemiyorum, eminim o konuyu benden çok daha güzel irdeleyenler vardır. Ama benim oturduğum koltuktan, yani her şeyin sürdürülebilirlik ve çevre açısından görüldüğü yerden, görüldüğü kadarıyla uzatan çalıştığında da aynı işi yapan insanları İstanbul gibi büyük şehirlerde ofise gelmeye zorlamak sürdürülebilir bir davranış ve iş yapma biçimi değildir. Neden mi?
Bu soruyu cevaplamaya başlamadan önce içinizden “adam üniversitede profesör, ne anlar iş hayatından” sorusu geçecektir. İş hayatında 37 senemi doldurdum. Bu süre içerisinde gerek akademik, gerek araştırma, gerekse de şirketlerde aynı anda bazen iki bazen de üç iş yaptığım oldu. Burada gördüğüm en temel gerçek, bazı istisnalar hariç kişilerin vakitlerinin önemli bir kısmını iş dışındaki şeylerle geçirdiği idi. Elbette burada ağırlıklı olarak beyaz yaka dediğimiz gruptan bahsediyorum. Ben üç saat içinde tüm günün işini bitirmeye çalışırken çevremdekiler vakitlerinin önemli kısmını çay-kahve-sigara üçgeninde ya da alışveriş sitelerinde geçirdiler. Demem o ki, özellikle beyaz yaka çalışanlar vakitlerini çok verimli kullanmıyorlar. Bir de buna ortalama günde iki saat geliş-gidiş trafiği eklendiğinde çalışanın zaman verimi oldukça düşüyor. Dolayısıyla günde 10-12 saat aralığında işe zaman ayırmamıza rağmen bunun belki 5-6 saatini verimli kullanıyoruz. O zaman bırakın insanları istedikleri yerde bu 5-6 saati geçirsinler. Niye mi? Zaten çoğumuz performans temelli çalışıyoruz. Yani günün sonunda yapılması gereken işler yapılmayacak olursa bu bizim hanemize eksi olarak yazılıyor ve bu eksinin de ileride bir sonucu oluyor. Önemli olan herhangi bir çalışanın ürettiği katma değer ise, o çalışanın nerede çalıştığı ikincil olmalıdır. Sürdürülebilir olma yönünde şirketler çalışanlara hibrit veya elektrikli otomobiller vererek sürdürülebilir olduklarını düşünebiliyorlar ya da “sürdürülebilirlik” raporlarına bunu yazıyorlar. Sevgili dostlar, sürdürülebilirlik sadece bu değildir. O araçları üretmek için tüketilen kaynakların niceliği ve niteliği, araçların elektrikli bile olsa yakıtlarını üretmek için kullanılan enerji kaynağı bu seçeneğin karbon ayak izini ortaya çıkaracaktır.
Sürdürülebilirlik iş dünyası için, bir bağlamda, uzun vadede, en az çevresel ve sosyal ayak izi üretirken en yüksek katma değeri sağlamak olarak da tanımlanabilir. İş dünyamız da mutlaka çok uzak olmayan bir gelecekte daha mutlu çalışanların daha üretken çalışanlar olduğunu ve bunu sürdürmenin üretilen katma değere de yansıdığını görecektir. Boşu boşuna kiralanan, ısıtılan, soğutulan, döşenen ve aydınlatılan büyük binaların yeryüzüne verdiği zarardan bahsetmiyoruz bile.
Artık başka bir dünyada yaşıyoruz, ama daha hepimiz bu dünyaya alışamadık. Yalnız değişmek zorunda olduğumuz bir gerçek çünkü bu dünyanın iyi bir yönde ilerlemediğini hepimiz içten içe hissediyoruz. Çözüm var mı? Elbette var, ama bu çözüm başkalarının değişmesini beklemekle değil, öncelikle kendi yaşamımızı ve iş yapış biçimlerimizi değiştirmekle başlıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
NEREDE YAYIMLANDI?
Sürdürülebilir ve verimli çalışma kültürü, binaların karbon ayak izi, iklim krizi ile artan alerjik rahatsızlıklar, Venedik Mimarlık Bienali ve çok daha fazlası..
04 Nis 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







