Diva: Dive into AI’a geri sayım: ‘Yapay zekada kapsayıcılık artık bir tercih değil, zorunluluk’

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Kadın Yazılımcı topluluğu tarafından düzenlenen Diva: Dive into AI konferansı, bu yıl dördüncü kez katılımcılarını ağırlamaya hazırlanıyor. 16 Mayıs’ta İstanbul Beşiktaş’taki DotsHub’da yapılacak etkinlik, tamamen gönüllülerden oluşan bir ekip tarafından hayata geçiriliyor.
- Sadece yapay zeka alanındaki teknik gelişmelere değil; yapay zekanın etik boyutlarına, hukuksal düzenlemelere ve toplumsal önyargıları nasıl etkilediğine de odaklanan konferans, teknoloji dünyasında kapsayıcı bir diyalog zemini oluşturmayı hedefliyor.
Bu yıl açılış konuşmasını Prof. Dr. Aytül Erçil’in yapacağı etkinlik, yapay zeka alanında bilgi paylaşımını teşvik ederken kadınların ve farklı geçmişlerden bireylerin sektörde daha görünür olmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Etkinlik ayrıca, deneyimli profesyonellerin yanı sıra yatay bilgi paylaşımı modeliyle, sektöre yeni giren isimleri ve ilk kez sahneye çıkacak konuşmacıları da aynı platformda buluşturarak uzmanlık hiyerarşisini esnetiyor.
Aposto ekibi olarak konferans öncesinde etkinliğin yürütücüleri Gülçin Yıldırım Jelinek, Nesrin Kalender ve Ebru Akagündüz ile biraraya geldik. Jelinek, Kalender ve Akagündüz’ün Diva: Dive into AI’ın dört yıllık yolculuğunu ve Türkiye’deki yapay zeka ekosisteminde görülen dönüşümü değerlendirdiği röportajda toplumsal önyargılardan gönüllü organizasyonların yaşadığı zorluklara kadar pek çok kritik başlığı ele aldık.

Gülçin Yıldırım Jelinek ve Nesrin Kalender
Son birkaç yılda Türkiye’de yapay zeka alanında nasıl bir değişim yaşandı? Diva’nın bu ekosistemde oynadığı rolü nasıl tanımlarsınız?
Gülçin Yıldırım Jelinek: Diva: Dive into AI konferansı, kurucularından biri olduğum ve 2013 yılından beri aktif olan Kadın Yazılımcı topluluğu tarafından 2023 yılında hayata geçirildi. Hedefimiz, yapay zeka alanındaki gelişmeleri yalnızca teknik açıdan takip etmek değil, aynı zamanda bu yeni devrimin toplumsal etkilerini eşitlikçi ve kapsayıcı bir perspektifle tartışabilmek, gözlemleyebilmek ve bu konuda farkındalık yaratabilmekti.
O dönem ChatGPT, gündelik hayata yeni yeni girmeye başlamıştı ve teknoloji dünyasında çok ciddi bir hareketlilik vardı. Biz de bir açık çağrı yayımlayarak özellikle makine öğrenimi, görüntü işleme, doğal dil işleme ve bilgisayarlı görü gibi alanlarda akademik çalışmalar yapan arkadaşlarımıza ulaştık. Hâlihazırda uluslararası şirketlerde makine öğrenimi mühendisi olarak çalışan, model eğiten, sohbet robotu mimarileri tasarlayan ve vektör veri tabanları gibi konular üzerine yoğunlaşan birçok insan topluluğumuzun içindeydi. Çok büyük bir ilgi gördük; çünkü insanlar daha o dönemde işlerinin ve çalışma biçimlerinin ciddi şekilde değişeceğinin farkındaydı.
Ama bizim için mesele, hiçbir zaman sadece “Yazılımcılar ne öğrenmeli?” sorusu olmadı. Yapay zekanın diğer meslekleri nasıl etkileyeceğini, toplum üzerinde nasıl bir dönüşüm yaratacağını, etik ve hukuki tarafta nasıl sonuçlar doğuracağını da konuşmak istedik. “Verilerimizin güvenliği ne olacak?”, “Ortaya çıkan eserlerin hakları nasıl korunacak?” ve “Erişilebilirlik tarafında bizi nasıl bir gelecek bekliyor?” gibi sorular da bizim için en az teknik taraf kadar önemliydi. Bu yüzden sosyal bilimci hocalarımıza, güvenlik uzmanlarına, avukatlara, sivil toplum kuruluşlarına ve özellikle engellilik üzerine çalışan derneklere ulaştık.
Son birkaç yılda Türkiye’de de bu alanda çok ciddi bir değişim yaşandı bence. Birkaç yıl önce daha niş görülen konular, artık doğrudan üniversitelerin, şirketlerin ve kamunun gündeminde. Yeni yapay zeka bölümleri açılıyor, devlet politikaları ve strateji belgeleri hazırlanıyor, TÜBİTAK destekleri büyüyor, konferans ve topluluk ekosistemi genişliyor. İlk Diva: Dive into AI’ı yaptığımız dönemde insanlar daha çok “Yapay zeka nedir?” diye konuşuyordu. Bugün ise çok daha somut şekilde yapay zekanın üretim süreçlerini, eğitimi, hukuku, güvenliği ve iş hayatını nasıl değiştireceğini konuşuyoruz. Bu dönüşümün çok hızlandığını düşünüyorum.
Diva: Dive into AI ile dört senede 2000’den fazla katılımcıya ulaştık. Etkimizi tam olarak ölçümlemek zor ama umarım bu dönüşümün içinde daha pozitif, daha ayakları yere basan ve yapay zeka atığının ötesine geçen, gerçekten teknik anlamda öncü bir konferans yaratabilmişizdir. 16 Mayıs’ta İstanbul DotsHub’da görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.
Yapay zekanın toplumsal önyargıları pekiştirme riski taşıdığı bu dönemde Kadın Yazılımcı topluluğunun sunduğu kapsayıcı bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu perspektif sektör paydaşları için bir zorunluluk hâline gelmeli mi?
Gülçin Yıldırım Jelinek: Bu konuda geçen yıl Diva: Dive into AI’da konuşan Doç. Dr. Ece Paralı Öztan hocamızın yaklaşımını çok değerli buluyorum. Kendisi yapay zekanın yalnızca kararları otomatikleştiren sistemler olmadığını; neyin görünür kabul edildiğini, hangi bilgilerin meşru sayıldığını ve hangi seslerin dışarıda bırakıldığını da şekillendirdiğini anlatıyordu. Bence bugün tam da bunu konuşmamız gerekiyor.
Ebru Akagündüz: Yapay zeka sistemleri sonuçta verilerle eğitiliyor ve bu veriler toplumdaki mevcut önyargıları, eşitsizlikleri ve güç ilişkilerini taşıyabiliyor. Eğer geliştirme süreçlerinde benzer geçmişlere, benzer deneyimlere ve benzer bakış açılarına sahip insanlar yer alıyorsa ortaya çıkan sistemlerin de bu kör noktaları yeniden üretme riski artıyor.
Topluluğumuzun yapmaya çalıştığı şey, biraz da bu yüzden önemli. Biz yalnızca teknik üretime değil, farklı perspektiflerin sürece dahil edilmesine de önem veriyoruz. Sosyal bilimcilerin, hukukçuların, erişilebilirlik alanında çalışan insanların, farklı toplulukların bu tartışmaların içinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü ancak bu şekilde daha adil, daha şeffaf ve daha güvenilir sistemler geliştirebiliriz.
Ben bunun artık bir tercih değil, sektör için giderek bir zorunluluk hâline geldiğini düşünüyorum. Çünkü gerçek dünya çok çeşitli ve karmaşık bir yer. Eğer gerçekten insanlara dokunan sistemler geliştirmek istiyorsak o çeşitliliğin üretim süreçlerine de yansıması gerekiyor. Perspektifimiz ne kadar genişlerse sorunları ve çözümleri görme kapasitemiz de o kadar artıyor.
Yapay zeka popülerleştikçe alandaki etkinliklerin sayısı da giderek artıyor. Diva: Dive into AI’ı diğerlerinden ayıran ne? Sizce bu konferansın doldurduğu boşluk tam olarak neresi?
Nesrin Kalender: Diva: Dive into AI’ı diğer etkinliklerden ayıran en önemli unsurun kapsayıcılık ve fırsat eşitliği odağı olduğunu düşünüyorum. Etkinliği planlarken de, konuşmacı başvurularını değerlendirirken de ekip olarak bu konuya özellikle dikkat ediyoruz. Bizim için mesele yalnızca büyük isimleri biraraya getirmek değil; farklı deneyimlere, farklı uzmanlıklara ve farklı bakış açılarına gerçekten alan açabilmek.
Bir diğer önemli konu da erişilebilirlik. Askıda bilet uygulamamız, öğrencilere özel indirimlerimiz ve çocuklara yönelik planladığımız aktivitelerle etkinliği daha ulaşılabilir hâle getirmeye çalışıyoruz. Özellikle ebeveynlerin teknoloji etkinliklerine katılımının ne kadar zorlaşabildiğini biliyoruz. Bu yüzden çocuk atölyeleri gibi alanları da konferansın doğal bir parçası olarak görüyoruz.
İçerik tarafında da bilinçli şekilde bir denge kurmaya çalışıyoruz. Topluluğumuzun yakından takip ettiği, daha önce sahnemizde yer almış konuşmacıları yeniden davet ederken yeni isimlere ve yeni perspektiflere de alan açıyoruz. Böylece hem bir süreklilik hissi oluşuyor hem de program her yıl kendini yenileyebiliyor.
Bence Diva: Dive into AI’ı bu kadar etkinlik arasında farklılaştıran şeylerden biri de yapay zekayı yalnızca trend başlıklar üzerinden ele almıyor olmamız. Elbette teknik sunumlarımız var. Model geliştirme, ajan sistemleri, güvenlik ve veri altyapıları gibi konuları konuşuyoruz. Ama aynı zamanda yapay zekanın hukuku, erişilebilirliği, eğitimi, sanatı, toplumu ve gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü de tartışıyoruz. Çünkü artık yapay zeka, hayatın her alanına dokunan bir teknoloji ve bunu yalnızca teknik bir mesele olarak konuşmanın yeterli olmadığını düşünüyoruz.
Konferansın en dikkat çekici yanlarından biri, deneyimli profesyonellerle ilk kez sahneye çıkacak isimleri aynı platformda buluşturması. Uzmanlık hiyerarşisini yıkan bu yatay bilgi paylaşımı modeli, bilinçli olarak mı tercih edildi ve neden önemli?
Ebru Akagündüz: Kesinlikle bilinçli bir yaklaşım ve açıkçası Diva: Dive into AI’da en sevdiğim şeylerden biri de bu. Konuşmaları değerlendirirken konuşmacının ünvanına, takipçi sayısına ya da kaç yıldır sektörde olduğuna değil, içeriğin niteliğine ve katılımcılara gerçekten ne katacağına odaklanıyoruz.
Yeni isimlere ve ilk kez sahneye çıkacak kişilere alan açmanın topluluk açısından çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü teknoloji dünyasında bilgi paylaşımı bazen farkında olmadan çok hiyerarşik hâle gelebiliyor. Oysa insanların yalnızca “başarmış” kişileri değil, öğrenme sürecinin içinden geçen insanları da duymaya ihtiyacı var.
Hatta bazen ilk kez sahneye çıkan birinin anlatımı dinleyici için çok daha ulaşılabilir ve cesaretlendirici olabiliyor. Çünkü insanlar, yalnızca başarı hikayelerini değil; öğrenirken yaşanan zorlukları, kararsızlıkları, hataları ve gelişim yolculuğunu da duymak istiyor. Bunun, dinleyicinin empati kurabildiği bir noktaya dokunduğu için kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Bir yandan deneyimli profesyonellerin perspektifine yer verirken diğer yandan sektöre yeni giren insanların da sesini duyurabilmesi bize göre çok önemli. Çünkü güçlü topluluklar biraz da böyle oluşuyor. İnsanların yalnızca dinleyici değil, zamanla üretici ve anlatıcı hâline gelebildiği alanlar yaratarak…
Tamamen gönüllü bir ekip tarafından hayata geçirdiğiniz bu organizasyon dördüncü yılına girdi. Bu ciddi bir çaba gerektiriyor. Konferansı sürdürülebilir kılma noktasında karşılaştığınız en büyük zorluklar neler?
Nesrin Kalender: Karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri sponsor bulma süreci diyebilirim. Çünkü gönüllü topluluk organizasyonlarında finansal taraf doğrudan etkinliğin kalitesini etkiliyor. Bazen yeterli destek bulamadığımız için yapmak istediğimiz bazı şeylerden vazgeçmek ya da ölçek küçültmek zorunda kalabiliyoruz. Bu da ister istemez hem motivasyonu etkiliyor hem de etkinliği hayal ettiğimiz noktaya taşımayı zorlaştırıyor.
Ama burada kurum desteğini yalnızca finansal katkı olarak görmüyorum. Bir şirketin böyle topluluk odaklı organizasyonlara destek vermesi aslında uzun vadede sektörün gelişimine yatırım yapmak anlamına geliyor. Çünkü bu etkinlikler, insanların ilk kez sahneye çıktığı, yeni insanlarla tanıştığı, işbirlikleri kurduğu ve bazen kariyer yönünü değiştirdiği alanlara dönüşebiliyor.
Özellikle yapay zeka gibi çok hızlı dönüşen bir alanda bağımsız toplulukların ve erişilebilir bilgi paylaşımının varlığı bence çok kritik. Kurumların bu alanlara destek olması da yalnızca görünürlük meselesi değil; daha sağlıklı, daha kapsayıcı ve daha sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi oluşturmanın önemli bir parçası.
- Editörün notu: 16 Mayıs 2026 Cumartesi saat 09.00-19.00 arasında Beşiktaş'taki Dotshub'da düzenlenecek konferansla ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Doğa Yurduneri
İş Dünyası ve Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?




