Doğa Öktem ile Öktem Aykut, Koray Ariş ve Art Basel'e dair

Türkiye’nin önde gelen galerilerinden Öktem Aykut, bu yıl ilk kez sanat dünyasının önemli merkezlerinden Art Basel’e Koray Ariş ile katılacak. Galerinin kurucularından Doğa Öktem ile Koray Ariş’i Art Basel’de temsil etme kararlarını, piyasa dinamikleri içinde kendi özgün duruşlarını nasıl koruduklarını ve bu önemli eşiğin galerinin geleceğine nasıl etki edeceğini konuştuk.
Doğa Öktem ile Öktem Aykut, Koray Ariş ve Art Basel'e dair

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Fotoğraflar: Lara Özdoğan Kalari

Türkiye’nin önde gelen galerilerinden Öktem Aykut, bu yıl ilk kez sanat dünyasının önemli merkezlerinden Art Basel’de olacak. Tankut Aykut ve Doğa Öktem tarafından, kurulduğu ilk günden bu yana uluslararası dolaşımı ve prestijli fuarları odağına alan galeri, bu uluslararası sahnede Türkiye çağdaş sanatının mihenk taşlarından Koray Ariş ile yer alıyor. 

Galerinin kurucularından Doğa Öktem ile Koray Ariş’i Art Basel’de temsil etme kararlarını, güçlü piyasa dinamikleri içinde kendi özgün duruşlarını nasıl koruduklarını ve bu önemli eşiğin galerinin yarınını nasıl inşa edeceğini konuştuk.

Doğa, Tankut ile Öktem&Aykut Galeri’yi kurma hikayenizi okurken dikkatimi çeken şey şu oldu: Galeriyi kurduğunuzda Art Basel'e kabul edilmek gibi bir hedefiniz var mıydı emin değilim ama sürekli bir uluslararası dolaşım fikriniz varmış. Hong Kong, Dubai derken şimdi Art Basel Basel'e uzanan bir çizgi görüyoruz. Geriye dönüp baktığınızda, bu biraz planlı bir yolculuk mu oldu, yoksa siz galeriyi inşa ederken yol sizi buraya mı getirdi?

Galeriyi kurarken dünyadaki iyi fuarların sürekli bir parçası olmamız gerektiğini biliyorduk. İlk önce genç sanatçılara odaklanan en değerli fuar olan Liste Basel’e girip, belli bir aşamada da fuarların en büyüğü Art Basel’e kabul almayı hedeflersek işimizi daha iyi yapma güdümüzü koruyabileceğimizin farkındaydık. Galeri üç yaşındayken ilk kez dışarıya çıkma zamanı geldi diye düşünüp Liste’ye başvurduk ve Lara Ögel ile Elif Boyner’in işlerinden oluşan stant önerimiz ile kabul edildik. Dolayısıyla bu yol aslında ilk günden, faal olarak da 2017’de yine Basel’den başladı. 33. yurt dışı fuarımız olacak.

Son birkaç yıldır Liste'ye gidiyordunuz ve aslında Basel'in o yoğun temposuna, izleyicisine, ekosistemine de yabancı değildiniz. Ama Art Basel yine de başka bir şey. Kabul haberini aldığınız anı merak ediyorum. İlk his neydi? Bir hedefe ulaşmış gibi mi hissettiniz, yoksa tam tersine "İş şimdi başlıyor" duygusu mu geldi?

Sırayla ikisi de. Galerinin başından beri gündeminde olan bir nişana sahip olabileceği haberini almak özeldi. Hem yaptıklarımızın başka bir karşılık bulduğunu anlamamız bakımından tatmin edici hem de farklı yollardan bir süredir aşındırdığımız bir kapının gerçekten açılabildiğini görmemiz açısından rahatlatıcı. Birbirimize "Demek ki bu da oldu" dedik. Ardından da galeri için yeni bir dönemin başlayabileceğini hissettik. Genç galeriden bir sonraki konum ve tabii kabul alınca da bitmiyor; oradaki sunumumuzun mümkün olabilmesi için yapılacak çok iş olduğu gerçeği de diğer ferah duygularla beraber kendini hissettirdi.

Art Basel'e katılacağınızı duyduğumda beni en çok heyecanlandıran noktalardan biri Koray Ariş'le gitme kararınız oldu. Çünkü Art Basel'in ölçeğini düşündüğümüzde galerilerin çoğu zaman en güçlü pozisyonlarını ve sanat tarihi içinde ağırlığı olan isimlerini öne çıkardıklarını görüyoruz. Siz de Türkiye çağdaş sanatının en önemli heykeltıraşlarından biriyle gidiyorsunuz. Koray Ariş'in bu fuarda galeriyi temsil edecek isim olması nasıl şekillendi?

Koray Ariş bizim temsil ettiğimiz sanatçılar arasında ayrı bir yerde duruyor. İlk sergilerini beraber yaptığımız ve galerinin kuruluşundan itibaren çalıştığımız, aynı nesle ait olduğumuz birçok arkadaşımız varken Türk heykel sanatında zaten koca bir pozisyonu olan Ariş’le çalışmak epey öğretici de oluyor. Yurt dışındaki fuar direktörlerinin, jürilerin galerimizi takip ettiğini ve bizden Türkiye dışında pek tanınmayan genç sanatçıları getirmemizi istediklerini biliyorduk ama Koray Ariş başvurumuzla kabul almak, mesleki başka bir sorumluluğu yerine getiriyor olduğumuzu hissettirdi. Art Basel’in bu sene daha da ön plana çıkarttığı Premiere bölümünde, Ariş’in son beş yılda ürettiği duvar parçalarından oluşan bir seçkiyi, Arter’deki Selen Ansen küratörlüğündeki sergide yer aldıkları boşlukta asılı hâlleriyle göstereceğiz. 

Koray Ariş, uluslararası sanat tarihinin büyük anlatılarına yaslanmadan son derece özgün bir dil kurabilmiş olmasıyla da etkileyici bir isim. Basel gibi küresel sanat piyasasının merkezinde, Koray Ariş'in işlerinin nasıl bir karşılık bulacağını düşünüyorsunuz? Bu seçimi biraz da Türkiye sanat tarihine dair bir öneri olarak okumak mümkün mü?

Bu özgün üretim ve hakiki sanatçı tavrı; Ariş’le ilgili en sevdiğimiz, etkilendiğimiz, bize ilham veren taraf. Yapıtlarının benzersizliği, malzeme kullanımı, işçiliği takdir edilecektir. Muhtemelen bu yıl Basel’deki en ilginç yeniden keşiflerden biri olacak. Sorunu biraz değiştirerek bu seçimin Türkiye’deki iyi galericilerin daha önce de yapmış oldukları girişimlerin devamına bir katkı, dünyadaki önemli fuarların da bizim çoğunlukla Türkiye’de kalmış sanat üretimimizle daha çok ilgilenmesi için bir sebep olarak değerlendirmek uygun olabilir. 

Galeriyi kurduğunuz ilk yıllarda verdiğiniz röportajlarda hep uluslararası bir dolaşım hayalinden söz ediyorsunuz. Bugün Art Basel'e giderken dönüp o yıllardaki kendinize bakıyor musunuz? O dönem kurduğunuz hayalin neresindesiniz?

Galeriyi kurduğumuzdan beri programımızda uluslararası tanınırlığımızı önceliklendirerek, 9 yıldır hep önemli fuarlarda iyi sunumlar yapmak için büyük yatırım yapıyoruz. Performansımızın hakkını vermem gerekiyor. Türk galerilerinin genel olarak uluslararası fuarlardaki görünürlüğü ise memnun olmamamız gereken seviyede. Bunu bir sorun olarak ele alıp birlikte çalışmaya ihtiyacımız var.


Sizi uzun zamandır takip eden biri olarak şunu hissediyorum: Galerinin programında hiçbir zaman sadece piyasanın yönlendirdiği seçimler olmadı. Bu yüzden merak ediyorum; Basel gibi çok güçlü bir piyasa ortamına girerken insanın kendi çizgisini koruması zorlaşıyor mu?

Kendi galericiliğimizle kabul gördük. Güçlü yanımız bunu devam ettirmek. Diğer taraflara kayıp alışık olmadığımız bir yoğurt yiyişi benimsediğimizde, işler bizim için hem zorlaşıyor hem de çalışırken mutlu olamıyoruz. Basel’de daha kapsamlı bir görünürlüğü sürekli hâle getirmek için illa bazı genişlemelere ihtiyaç olacaktır ama bahsettiğin çizginin dışına çıkmamayı şart koşarak.

Basel'e giderken İstanbul'u da yanınızda götürüyorsunuz gibi geliyor bana. Yıllardır burada çalışan bir galeri olarak, bugün İstanbul'un uluslararası sanat dünyasındaki yerini nasıl görüyorsunuz? Son yıllarda şehir çok şey yaşadı ama buna rağmen hâlâ güçlü bir üretim enerjisi var.

Türkiye’nin, İstanbul’un yeri olması gerektiğinden çok daha az. Devlet kurumların, özel destekçilerin, galerilerin, koleksiyoncuların Türkiye’de üretilen sanatın yurt dışındaki belli başlı yerlere taşınması için sorumluluk alması, planının olması ve ısrarlı bir şekilde çaba sarfetmesi gerekiyor. Bu sene Unlimited’da Dirimart İnci Eviner’i sunacakken, Pilot ve Og Gallery Liste’de, Ambidexter Photo Basel’de yer alacak. Biz ise Art Basel’deki standımızın yanı sıra fuarın Parcours isimli dış mekan seçkisinde Can Altay’ın bir yerleştirmesini, Basel Social Club’da ise İhsan Oturmak’ın yeni eserlerini göstereceğiz.

Biraz da işin görünmeyen tarafını merak ediyorum. İstanbul'da bir galeri yürütmek zaten başlı başına zor bir mesele; buna bir de Art Basel gibi dünyanın en prestijli fuarlarından birine katılmanın maliyeti ekleniyor. Stanttan nakliyeye, sigortadan seyahate kadar oldukça büyük bir yatırım söz konusu. İstanbul'da faaliyet gösteren bir galeri için bugün Art Basel'e katılmak ne kadar büyük bir ekonomik risk? Fuara hazırlanırken sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

Dediğin gibi zaten büyük risk almadan bir işe kalkışabildiğimizi hatırlamıyorum. Tüm emeği verip, harcamayı sonuna kadar yapıp bilinmezliklere dalıyoruz. Başından beri hesap kitap yapmadan projelere atılmasak bizim galeriyi tanımlayan çoğu şeyi yapamamış olacaktık. Bu iş yapma biçimi epey yorucu, ama açıkçası başka bir yöntemi de henüz bilmiyoruz.

Basel hakkında konuşurken çoğu zaman satış rakamları, koleksiyonerler ve piyasa tarafı öne çıkıyor. Ama bir yandan da orası müze direktörlerinin, küratörlerin, sanat tarihçilerinin dolaştığı; sanatçıların kariyerlerinde uzun vadeli etkiler yaratabilen bir yer. Merak ediyorum, siz fuara hazırlanırken daha çok neyi düşünüyorsunuz? Bir işin satılmasını mı, yoksa yıllar sonra geri dönüp baktığınızda yeni kapılar açabilecek karşılaşmaları mı?

Bir hafta boyunca durmadan gezip nitelikli sanat görebileceğiniz bir yer. Aynı anda düzenlenen Art Basel, Liste, Basel Social Club, Photo Basel gibi fuarların yanı sıra; Kunstmuseum Basel, Kunsthalle Basel, Fondation Beyeler, Schaulager, Museum Tinguely gibi kurumlarda çok iyi sergiler görmek, Swiss Art Awards ve Salts’ta sanatçılar keşfetmek mümkün. Dolayısıyla dediğin gibi piyasanın uzağında konumlanan sanat insanlarının da bulunduğu bir ortam. Bizim amacımız temsil ettiğimiz sanatçıları doğru kişilerle buluşturmak. Bunun ne kadar başarıldığını ölçmek zor çünkü senin de kastettiğin gibi kurduğumuz stantlarda sunulan sanatçılar o fuardan yıllar sonra bazı kurumlara bazı küratörler tarafından dahil edilebiliyor. Bizi heyecanlandıran kesinlikle bu ihtimal. 


Bir galeri ve sanatçıları için Art Basel'e kabul almak bir dönüm noktası gibi görünüyor. Sizce bu başarıdan sonra Öktem Aykut'un Türkiye'deki konumu nasıl değişecek, sanatçılar ve koleksiyonerlerle ilişki daha da güçlenir mi? 

Uluslararası düzeyde yaptıklarımızın İstanbul’daki yankısı bizim programımızı aktif sürdürebilmemiz için belirleyici. Umarım daha önce yolumuzun kesişmediği sanat eseri alıcılarının Pera’daki galeri mekanımıza gelmeleri için bir vesile olacaktır.

Peki son bir soru olarak şimdi ne olacak? Çünkü insanın aklına ister istemez bu geliyor. Art Basel önemli bir eşik ama aynı zamanda yeni beklentiler de yaratıyor. Şu an gelecek birkaç yıla baktığınızda, sizi heyecanlandıran, ilerlemeyi planladığınız yeni hedefler neler, sanatçılarınız, koleksiyonerler ne ile karşılacak?

Art Basel’de kalıcı olmak önemli. Belki birkaç sene daha Premiere, Statements, Feature gibi küratöryal bölümlerde yer alıp nihayetinde çoklu sanatçılı sunumlar yapabileceğimiz konuma sahip olmak. Galeride Bora Başkan ve Mesut Öztürk’ün yapıtlarını iç içe yerleştirdiğimiz sergi yazın devam edecek. Sonbaharda ise bu sene başlattığımız performans, konser, tiyatro etkinliklerimiz "Aynıyer" ismi altında sürecek. Yıl bitmeden Torino’daki sanatsal ağırlığı çok fazla olan Artissima fuarına katılacağız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Melike Bayık

Bağımsız küratör, sanat yazarı ve akademisyen. Kamusal alan, kentsel adalet, imece, sosyal eşitlik, sürdürülebilirlik ve katılımcı, dayanışma temelli sanat ekosistemleri üzerine çalışmaktadır. AICA Türkiye, CIMAM ve ICOM üyesi olup, sosyo-kültürel ve toplumsal dinamikleri irdeleyen araştırma temelli projelere odaklanmaktadır. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Programı’nda akademisyen olarak görev yapmaktadır. 2018’den bu yana Eldem Sanat Alanı’nın kurucu danışmanı, 2020’den bu yana Hitay Vakfı ve Koleksiyonu’nun sanat danışmanı ve koleksiyon yöneticisidir. Küratöryel projelerinde akademik araştırmaların önemini gözeterek söyleşi ve seminer programları düzenlemiş, farklı yaş gruplarına yönelik çocuk atölyeleri tasarlayarak eğitsel faaliyetler geliştirmiştir. Akademik, küratöryel ve yazınsal çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR