Ekofeminizm Nedir?

“Kadın” ve “doğa” arasında nasıl bir ilişki mevcut?
Ekofeminizm Nedir?

Ekim/Kasım - BMW - Dünyahali
BMW ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Yazan: Begüm Yılmaz

Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök

Ekofeminizm terimi, ilk kez 1974 yılında Françoise d’Eaubonne tarafından yazılan bir kitapta kullanılıyor ve günümüze dek etkisi süren bir akımın başlangıcı oluyor. Feminizmle çevreciliği bir araya getiren bir terim olan "ekofeminizm” ya da “çevreci feminizm”, ortaya çıktığı ilk yıllarda daha çok kadınların çevreci bir dönüşüm yaratabilme potansiyeline odaklanıyor

Kültürel feministler, söz konusu çevre olduğunda bir görüş ayrılığı yaşıyorlar. Bir taraf, kadınların doğurma yetileri dolayısıyla doğayla biyolojik bir bağı olduğunu savunurken; diğer taraf, kadınların doğayla iç içe olduğu düşüncesinin ardında doğadaki çevresel problemleri çözmenin kadınların işi olmasının yattığını düşünüyor. Yani bazı feministlere göre, kadınların doğayla biyolojik bir bağının olduğu düşüncesi aslında ironik bir şekilde kadınlara bir yük bindirerek kadınların aleyhine işleyen bir mekanizmaya dönüşebiliyor. Ancak uzlaşılan bir nokta var, o da doğa ile kadınların arasında özel ve anlamlı bir bağ olduğu. Kültürel feministlere göre bu bağ, kadınların ve doğanın üzerindeki anlamsız hakimiyetin giderilmesini sağlama gücünü barındırıyor.

Çalışmalar, kadınların eğitim, sağlık, çevresel etkiler gibi sosyal konularla daha çok ilgilendiğini gösteriyor. Yapılan bir araştırma, seçilerek göreve gelen kadınların diğer kadınları, aileleri ve çocukları doğrudan etkileyen somut sorunları çözmeye öncelik verdiğini söylüyor. Bir başka çalışma, devlet yönetiminde daha yüksek oranda kadın olan ülkelerde uluslararası çevre anlaşmalarının daha fazla onaylandığını ortaya koyuyor. Buna karşın küresel çevresel politikalar konusunda karar mercii olan kişilerin sadece yüzde 12’sinin kadın olduğu görülüyor.  

Diğer bir yandan raporlara göre, iklim krizi sonucu ortaya çıkan bir felakette kadınların hayatlarını kaybetme riski 14 kat daha fazla. Bunun sebebi olarak kadınların çocuk ya da yaşlı bakımı gibi nedenlerle evde daha çok vakit geçirmesi veya evde bulundukları yerden çıkamamaları gösteriliyor

Ekofeminizmin ana amacı, doğa-insan ya da kadın-erkek gibi ikilikleri ortadan kaldırarak herkes için eşit bir düzlem yaratabilmek. İkilikler söz konusu olduğunda iki şey arasında olabilecek benzerliklerden ziyade aralarındaki farka odaklanıyoruz. Bu durum taraflardan birine daha fazla güç ithaf edip, diğerini daha önemsiz kılmak ile sonuçlanabiliyor. Örneğin, kadın erkek ikiliğine çok fazla odaklanıldığında, taraflardan biri, genellikle de erkekler, daha güçlü bir konuma konarak kadınların bu ikiliğin “doğası gereği” güçsüz tarafını temsil ettiği düşünülebiliyor. Bu ikilik kadınlar ve erkekler arasında görüldüğünde, birbirinden “farklı”iki insan türü gibi bir ayrım oluşuyor. 

Öte yandan bu farkı doğa ve insan olarak iki başlıkta da inceleyebiliriz. Burada daha çok “insana ait şeyler” ve “doğaya ait şeyler” diye bir ayrım meydana geliyor. Bu ayrımın sonucunda doğayı kendimizden apayrı bir şey olarak algılamak kaçınılmaz olabiliyor. Böylece bizden olmayan bir şeyi kolayca yok edebiliyor, yok etme teşebbüsünde bulunabiliyor ya da bir gün o olmadan yaşayabileceğimize inanabiliyoruz. Bu ayrım kimi zaman öylesine belirginleşiyor ki kendimizi doğadan daha üstün ve önemli varlıklar olarak görebiliyoruz. Bu da ne yazık ki hayvanları daha “aşağıda” varlıklar olarak görüp onlara bir güç uygulamaya çalışma ya da doğaya zarar verme gibi yıkıcı davranışların bir başlangıcı olabiliyor.  

Peki söz konusu çevreyi koruma olduğunda kimler daha aktif bir rol oynuyor? 

10 yıl süren bir araştırmanın sonuçları bize bu konuda bir fikir veriyor. Çalışmaya göre, kadınlar tükettikleri ürünlerle birlikte ne kadar karbon ayak izi salınımına neden olduklarının daha çok bilincindeler. Çalışma 14 ülkede gerçekleştirildiği  ve incelenen tüm ülkelerde benzer sonuçlar bulunduğu için, kadınların genel olarak çevresel bilincinin daha yüksek olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Öte yandan, yakın zamanda iklim aktivistleri üzerine yapılan bir çalışma da bu bulguyu destekleyecek bir sonuca ulaşıyor: Günümüzde genç iklim aktivistlerinin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Ancak bu durum, yönetimde ve karar almada söz sahibi olanlar arasında pek de görülmüyor. 

Kadınlar günümüzde hala, özellikle de söz konusu çevresel politikalar olduğunda seslerini duyurabilecek ve yeni politikalar geliştirebilecek bir alana çok nadir sahipler. Şu çok açık ki, alan tanınmayan sesler aslında çözümün çok önemli bir halkası. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

39: Gezegenimiz İçin Birlikte

Ekofeminizm, COP26, Çocuklar Dünyayı Çiziyor

10 Kas 2021

BMW ile birlikte
Roberto Bueno, 2019

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR