Yusuf Göktuğ Ergin: ‘‘Çalışma sistemimizin yeni başarılar üreteceğine dair güçlü bir özgüvene sahibiz.’’

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
2020 Tokyo Olimpiyatları’nda Türkiye’ye okçulukta ilk altın madalyayı kazandıran Mete Gazoz ve karışık takımda Tokyo’da dördüncülük başarısı elde ettikleri takım arkadaşı Yasemin Ecem Anagöz’ün başarısıyla beraber okçuluk daha görünür bir spor dalı olmaya başladı. Aslında sizin sporculuk döneminizde Pekin Olimpiyatları ile beraber yükselen bir başarı var bu alandaki değişimi nasıl gözlemliyorsunuz?
2008 yılı öncesinde ülkemizde ve dünyamızın büyük bir bölümünde okçuluk çalışmaları antrenman biliminden uzak bir şekilde, sadece teknik yeterliliklerin desteklendiği ve kişisel becerilerin ön plana çıktığı bir spor dalı olarak yürütülmekteydi. Ben ve o dönem birçok uluslararası başarılar elde etmiş olan arkadaşlarım tek yönlü çalışmalar ve çok tekrardan oluşan antrenman programları ile kendimizi geliştirmeye ve olabildiğince başarılı olmaya çalışsak da sürdürülebilir ve/veya tekrar edilebilir başarılar elde etmeyi başaramadık. Tabii ki bu durum günümüze kıyasla ortaya çıkan sonuca göre bir karşılaştırmadır, dönemin şartlarına göre elde edilen madalyalar aslında her birimiz için mucize niteliğindeydi.

TRT Haber
2008 Pekin Olimpiyatları sonrasında dünya okçuluğunun eski dönemlere göre çok daha atletik bir yapıya büründüğünü görmeye başladık. Ayrıca uluslararası arenada, özellikle Olimpiyat Oyunları ve dünya şampiyonalarında madalya kazanma alışkanlığı olan takımların ve ülkelerin okçuluk sporunda antrenman bilimini çok daha etkili bir şekilde kullandıkları görülmekteydi. Ayrıca Okçuluk Millî Takım Sporcusu olarak geçirdiğimiz süreçte karşılaştığımız farklı uygulamalar ve kişisel eğitimlerimiz sayesinde özellikle biyomekanik biliminin performans geliştirme ve sürdürme noktasında hayati önem taşıdığını tespit etmiştik.
Türkiye adına okçulukta yükselişe geçen bu başarının sürdürülebilirliği için neler yapılıyor ve diğer spor alanlarına nasıl örnek olabilir?
Türkiye Okçuluk Federasyonu tüm bu tespitler ışığında 2013 yılında yeni bir yapılanma kararı ve vizyonu ortaya koyarak hem teknik kadroda bir değişime gitti hem de o dönemde “Olimpiyatın Gençleri” olarak adlandırdığımız bir projenin başlangıç fitilini ateşledi. 13 - 14 yaş aralığında, kendi kategorilerinde akranlarına göre çok daha hızlı gelişim gösteren 16 sporcumuzu bir araya getirdiğimiz bu projede, yeni bir çalışma sistemi ortaya koyarak sporcularımızın antrenman sırasında ve sonrasında tüm zamanlarını kontrol altına alan ve her anı kaydederek büyük bir veri bankası oluşturmaya başladık.
İlk yıllarda topladığımız verilerin doğru okumakta ve işlemekte zorlansak da ilerleyen dönemde antrenman planlarımızı tamamen bu veriler doğrultusunda oluşturmaya başladık. Günümüzde okçuluk millî takımları antrenman biliminin tüm prensiplerinin uygulandığı bir plan dâhilinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Sporcularımızın kişisel yeterliliklerinden daha çok geliştirilebilir özellikleri üzerinde kurgulanmış çalışma sistemimiz sürdürülebilir ve tekrar edilebilir başarıya ulaşmamızı sağlamıştır. 1983 - 2013 yılları arasında toplam 45 uluslararası madalya kazanmış olan Türkiye Okçuluk Millî Takımları, 2013 yılından günümüze kadar toplam 282 madalya kazanarak gerçekleştirilen değişimin büyük bir gelişime dönüşmesini sağlamıştır.

Türkiye Okçuluk Federasyonu
Mete Gazoz, Yasemin Ecem Anagöz, Gülnaz Büşranur Coşkun, Ezgi Başaran gibi sporcuların neslinin bir başarı ivmesi kazandığını görüyoruz. Bundan sonraki nesil için nasıl bir çalışma sürüyor?
Mete Gazoz ve Yasemin Ecem Anagöz bu gelişim sürecinin görünen yüzüdür aslında. Özellikle 2016 Rio Olimpiyatları'nda genç yaşlarına rağmen gösterdikleri mücadele ve direnç hem bizlerin hem de bizleri destekleyen herkesin sürece daha inançlı bir şekilde sahip çıkmasına sebep olmuştur.
Yıllar içerisinde ürettiğimiz antrenman formülleri, millî takımlarımızın katıldıkları her yarışmada madalya alabilecek düzeye gelmelerini sağladı. 2020 Tokyo Olimpiyatları'nda Mete Gazoz’un ülkemize okçuluk dalında ilk madalyayı hem de altın rengiyle kazandırmış olması, kurguladığımız yapının tüm dünyada altın standart olarak benimsenmesini sağlamıştır.
Sürekli olarak güncellediğimiz millî takım çalışma sistemimizin yeni yüzler ve yeni başarılar üreteceğine dair güçlü bir özgüvene sahibiz. Kalabalık ve sürekli kendisini yenileyen bir ekiple ülkemiz okçuluğunu çok daha ilerilere götürmek için çalışmaya devam ediyoruz. Mete ve Yasemin henüz 23 yaşında ve en az iki olimpiyat döneminde yüksek performans gösterebilecek yeterlilikteler. Böyle büyük değerleri daha da güçlü hale getirmeye çalışırken onları daha ileri gitmek için zorlayacak yeni sporcuları geliştirmeye çalışıyoruz.
Okçuluk tüm dünyada gelişimini devam ettiren ve son yıllarda bu gelişimin çok hızlandığı bir spor dalı. Ben ülkem adına bu gelişimi takip eden değil, yön veren bir takım oluşturmak için çok çaba sarf ediyorum. Etrafımda beni destekleyen çok güçlü bir ekibim var bu sayede hedeflerimize ulaşabildiğimizi düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Röportaj: Mete Gazoz, Yasemin Ecem Anagöz ve antrenörleri Yusuf Göktuğ Ergin ile konuştuk.
20 Ağu 2022

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


