

Geleceğin mobilite anlayışı
Geleceğe yönelik vizyonla daha sürdürülebilir elektrikli otomobil konseptleri. BMW Group bünyesindeki uzmanlar, gelecekte yola sürebilecekleri “daha sürdürülebilir bir elektrikli otomobil” için her gün yeni konseptler üzerinde çalışıyor.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
“Doğru zaman, doğru insan” söyleminin kitaplar için de geçerli olduğunu düşünürüm hep. Doğru zamanda hayatıma giren doğru kitaplar, bana yoldaşlık eden bir dostun hikayesi gibi bir çırpıda akıveriyor ve bir dostun hikayesinde bulduğumuz “bizden” duygularla buluşturuyor.
Londra’ya taşınalı bir sene olmuşken, Holland Park yakınlarında çok sevdiğim kitapçılardan Daunt Books’ta mavili sarılı kapağıyla içine çekti beni Elif Şafak’ın yeni kitabı: “The Island of Missing Trees – Kayıp Ağaçlar Adası”. Elif Şafak’la yolculuğum Robert Kolej’deki Edebiyat dersimizde “Mahrem” isimli kitabını incelememizle başladı. Dili kullanış biçimi benim için büyüleyiciydi, hikayenin akıcılığından hiç ödün vermeden kelimelerle oynayışını, hikayede kurduğu ince köprüleri sevmiştim. Bazı kitaplarında aynı tadı alamasam da “Aşk”, “Ustam ve Ben” bir solukta okuduğum kitaplarından oldu.
Aslında 35’ime gelmek üzereyken, hiç aynı yazarların kitabını okumak istemiyor canım. Hep yeni yazarlar keşfetmek istiyorum, başka başka ülkelerde geçen yeni hikayelere iştahla sarılıyorum. Siz bir kitabı almadan önce arka kapağını okuyanlardan mısınız bilmiyorum ama ben genelde kitabın ilk birkaç sayfasını açıp okuyorum. Kayıp Ağaçlar Adası’nı elime aldığımda da öyle yaptım. Kitap Londra’da “Ada” isimli bir kızın hikayesi ile başlıyor. Benim de Ada isminde bir kızım olunca, Londra hikayemizle de denk gelince kitabın benimle eve gelmesi gerektiğine karar verdim.
Kitap, Kıbrıs ikiye bölünmeden önce tanışan bir Türk kızı ve Rum erkeğinin aşkının etrafında çiftin kızları Ada’nın, geride bırakıp Londra’ya göç ettikleri ada Kıbrıs’ın ve Kıbrıs’tan Londra’ya taşıdıkları incir ağacının yolculuğunu okuyucuyla buluşturuyor.
Kıbrıs ortadan ikiye bölünse de ve sınır ne kadar iyi korunsa da; meltem rüzgarının, çekirgelerin, kuşların, kelebeklerin nasıl da sınır tanımadan geçebildiğini okumak insanı düşündürüyor. Artık her gün dinlemeye alıştığımız trajik göçmen hikayelerinin yanında, ağaçların nasıl da sınır tanımadan köklerini ülkeler arası salabildikleri gerçeği insanı titretiyor. Kitapta, incir ağacının gözünden yazılmış bölümlerde; ağaçların canlı olmak dışında insanlar gibi ruhları olabileceğini ve hafızalarının önemini hissediyorsunuz. İnsanın ağaçlar hakkındaki gerçeklere kör oluşu ile yüzleşiyorsunuz. İnsanın doğrusal zamanı ile ağaçların döngüsel zamanının kesişiminde insanlığın diline, deyimlerine, inançlarına ağaçların nasıl da köklendiğinin farkına varıyorsunuz…“Ocağına incir ağacı dikmek” atasözü, “Gece incir ağacınının altından geçilmez” batıl inancı, Yunan mitolojisinde incirin değeri, Anadolu’da incir ağacının bereketin simgesi olması, incirin dini kitaplarda da yer alması… Ağaçlarla insanların hayatlarının iç içe geçtiğinin sadece birkaç örneği.
Kitabı okurken İkizdereli kadınların Akbelen Ormanı’ndaki her bir ağaç için verdikleri savaş ve gözyaşlarına sosyal medyadan tanıklık ettim. Yüzlerinde zamanın çizgileri, yemenlerinden taşan ak saçları ve tek çizgi dudaklarının aşağıya doğru eğimi ile şehirli kadınlardan farklıydılar. Çok renkliydi kıyafetleri, çok yıkanmaktan solmuş ama rengarenk. Yaş aldıkça siyahlaşan şehirli kıyafetlerine kıyasla, açık mavili pembeli işlemeleri vardı kıyafetlerinin. Bu renkli kadınlar, sanki farkındaydılar ağaçların ruhları olduğunun ve insan hayatıyla ağacın birbirine bağının… Biliyor gibiydiler ormandaki tüm ağaçların yeraltı ağından haberleşebildiklerini…İnsanın; geçmişinin, hikayesinin ağaçlarla köklendiğini… Ağaçlar, kendinden önceki ağaçların geçirdikleri yangınların, kuraklıkların izlerini taşırlarmış mesela… Ona göre kendilerini korurlarmış. Kitapta da ağaç aşığı Kostas’ın, köklendiği topraklar olan Kıbrıs’tan yanında getirebildiği tek izi; incir dalını, Londra’nın soğuk şartlarından nasıl korumaya çalıştığını okurken bir yandan Akbelen’de tek tek kesilen ağaçları düşünüyorum.. Fazıl Say’ın o meşhur şarkısı takılıyor aklıma: “İnsan insan dedikleri, İnsan nedir şimdi bildim”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Karbon Denkleştirmeleri, Kayıp Ağaçlar Adası, Joan’ın Gökyüzü Bahçesi, Alplerin Erimesi
01 Eyl 2023

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
“Dünyanın güzelliği bir farkındalık çanıdır.” — Thich Nhat Hanh
15 Eki 2026

Geleceğe duyduğumuz güven, bugün harekete geçmemizi engelliyor olabilir mi?
15 Eki 2026

Küçük bedenlerine koca bir dünyanın düzenini sığdıran canlılar; böcekler
15 Eki 2026





