Mümkün mü artık dönmek?

Dominic Thiem geri dönebilecek mi?
Mümkün mü artık dönmek?

19 Mart - LAMY - İstanbul
LAMY ile birlikte

Vazgeçilmez bir yazı enstrümanı: LAMY Yazmaya duyduğumuz tutkuyu kâğıda taşımanın izindeyiz. Öyle ki düşündüğümüz, hayal ettiğimiz ve geliştirdiğimiz her bir fikri kâğıda dökerken vazgeçilmez bir enstrüman bizimle: LAMY . Anlatılacak çok hikâye, hepsinin aktarılması içinse LAMY ve onun akıp giderken keyif veren mürekkebi var. Nedir? 1930’dan bu yana yazma deneyimini tutkuya dönüştüren yüksek kaliteli LAMY kalemler , Almanya’da başladığı yolculuğuna günümüzde tüm dünyaca tanınan ve önde gelen bir marka olarak devam ediyor. Neden LAMY? Çağdaş, kullanışlı ve sunduğu uzun ömürlü deneyimle öne çıkan LAMY kalemler; göz kamaştırıcı renk seçenekleri, zamanın ötesinde sade ve şık tasarımıyla yazma sürecinin başrol oyuncusu. 1966’da üretilen LAMY 2000 modeli kusursuz bir tasarım dili ortaya koyarak markanın bugüne kadar gelen tüm ürünlerinin tarzında belirleyici bir rol model oldu. Estetik ve işlevselliği bir arada sunan LAMY kalemleri incelemek için burayı ziyaret edebilir; ihtiyacın olan bakım önerileri, mürekkep, uç ve yedek ürünleri de yine orada bulabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Sakatlıklar maalesef sporun bir parçası. Teniste de üst düzey oyuncuların yaşadıkları sakatlıklar sebebiyle turdan uzak kalışlarına defalarca şahit olduk. Ancak Nadal ve Djokovic gibi iki makine ve Murray-Wawrinka gibi iki asla vazgeçmeyen savaşçıyla büyüyen bizler için, her düşüşün bir çıkışı da vardı ve her ne olursa olsun bu isimler belirli bir seviyeye geri dönebiliyordu. Dominic Thiem onlardan biri olabilecek mi, yoksa onun “en iyi”sini çoktan geride mi bıraktık?

Neslinin tek temsilcisi

Öncelikle Dominic Thiem’in kariyerine biraz bakalım. 1993 doğumlu tenisçinin yaşıtlarını düşündüğümüzde, sayabileceğimiz isimler bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir ara “Next Big 4” şeklinde anılan Thiem-Medvedev-Tsitsipas-Zverev dörtlüsünün içinde de olsa, Thiem aslında “NextGen” diye bildiğimiz bu isimlerden birkaç yaş daha büyük bir ara neslin, bu seviyeye ulaşmış tek temsilcisi.

Toprağın prensi

Dominic Thiem/ATP

Thiem’i “toprağın prensi” olarak andığımız günlere dönelim. Roland Garros’ta 2016 ve 2017’de yarı final ve nihayet 2018 ve 2019’da Rafael Nadal ile karşılaştığı final maçları, Thiem’in kariyerinin sonraki aşamasında mutlaka Roland Garros şampiyonlukları yaşayacağına hepimizi ikna etmişti. 2016’da yarı finalde o yılın şampiyonu Novak Djokovic’e yenilmiş, 2017’de Nadal ile yarı finalde karşılaşmıştı. 2018’de Djokovic’in çeyrek finalde elenmesiyle şans bulmuş ve finalde Toprağın Kralı’nın karşısına dikilmişti. 2019’da bu sefer Djokovic’i 5 sette yenerek finale çıktı ve Roland Garros finalinde Nadal’dan set aldı.

Domi-nator

2019 ATP Finalleri’nde sert kortta Roger Federer ve Novak Djokovic’i üst üste yendi. 2020 Avustralya Açık’ta Rafael Nadal’ı çeyrek finalde, Alexander Zverev’i yarı finalde turnuva dışında bıraktı ve pandemi döneminden önce sıralamada 3 numaraya yükseldi.

Bu dönemlerde Dominic Thiem ve Daniil Medvedev’in isimleri yeni nesil arasında ilk Slam kazanabilecek isimler olarak öne çıkıyordu. Hala son 60 Slam’in 51’ini ve son 13 Slam’i Büyük Üçlü’nün kazandığı dönemden bahsediyoruz. Thiem’in “Toprağın Prensi” olarak ilk Slam şampiyonluğunu Roland Garros’ta kazanması bekleniyordu ama “Toprağın Kralı”nı geçmenin bu oyundaki en büyük meydan okumalardan biri olduğu gerçeği vardı. Bunun yanında, Thiem sert kortta da rüştünü ispat etmeye başlamıştı. Özellikle 2017-2020 arasında, Federer-Nadal-Djokovic ve Medvedev-Zverev-Tsitsipas üçlülerine karşı galibiyet oranlarında öne geçmiş, Djokovic’i sert kortta, Nadal’ı toprakta yenmeyi başarmıştı.

Zinciri kıran isim

New York Times

2020 Amerika Açık, 1990’larda doğan bir erkek tenisçinin ilk Slam şampiyonluğunu yaşadığı yer olarak tarihe geçti. Alexander Zverev ile hem kendilerinin hem de televizyon başında izleyenlerin oldukça yorulduğu epik bir final oynadı. İlk 2 seti kaybeden Thiem, 4 saati aşan maçta müthiş bir geri dönüşe imza attı ve son seti tie-break ile kazanarak kariyerinin ilk Slam şampiyonluğuna boş tribünler önünde ulaştı. Bu şampiyonlukla Thiem, 2014’te yine Amerika Açık’ta şampiyon olan Marin Cilic’ten bu yana erkeklerde ilk yeni Slam şampiyonu oldu.

Thiem ilk Slam şampiyonluğu yolunda Marin Cilic, Felix Auger-Aliassime, Alex de Minaur, Daniil Medvedev ve Alexander Zverev gibi isimleri yenmiş olsa da, kimileri bu şampiyonluğun yanına bir işaret konması gerektiği görüşünde. Roger Federer’in sakatlığı sebebiyle, Rafael Nadal’ın COVID endişesi ve takvimin sıkışması nedeniyle katılmadığı 2020 Amerika Açık, bu iki isimden de yoksun ilk Slam oldu. Bunun yanı sıra dünya 1 numarası Novak Djokovic, Pablo Carreño Busta karşısındaki 4. tur maçında öfkeyle vurduğu topun çizgi hakemine gelmesiyle diskalifiye edildi. Djokovic devam etseydi finalde Thiem’in karşısına gelebilirdi. Thiem bu şampiyonluğu Büyük Üçlü’den kimseyle karşılaşmadan almış olsa da, Thiem’in turnuvada 2 numaralı seri başı olduğunu ve rakiplerine karşı H2H’lerde başabaş ya da önde olduğunu unutmamakta fayda var.

Yakıt tükeniyor

New York Times

Thiem’in izleyenleri ve kendini yorduğu tek maç Amerika Açık finali değil. 2021 Avustralya Açık’ta, John Cain Arena’da Nick Kyrgios’a karşı oynadığı maç, depoda kalan benzinini tükettiği maçlardan bir başkası. Tenis kortundan ziyade savaş arenası gibi bir ortamda oynanan maçta Thiem yine 2 set geriden gelerek kazanmak zorunda kalmıştı ancak bu maç henüz 3. tur maçıydı. Maçın mental ve fiziksel yükü maç sonunda kendini göstermiş, 4. turda beklendiği üzere Dimitrov’a karşı silik bir Dominic Thiem karşımıza çıkmıştı.

Sanırım bu maç, benim Thiem’e dair hatırladığım son iyi maç... Ardından verdiği ara, pek iyi geçmeyen bir toprak sezonu, Roland Garros ilk turunda 2 set öndeyken 5 sette Pablo Andujar’a yenilmesi, Olimpiyat’tan çekilmesi ve tüm bu formsuzluğun üstüne gelen, Mallorca’da Adrian Mannarino maçında yaşadığı bilek sakatlığı. Sezonu kapatmasına sebep olan bu sakatlık, Thiem’in kariyerine de mi mal oldu? Kabul etmek istemesek de, her Dominic Thiem maçı izlediğimizde aklımıza gelen soru maalesef bu.

Motivasyon kaybı

Aslında Thiem’in mental anlamdaki düşüşü Amerika Açık şampiyonluğuyla başlamıştı. Seyircisiz oynanan bir Slam’de kupa kaldırdıktan sonra Thiem, içindeki ateşin söndüğünü itiraf etmiş, kendiyle ilgili bazı farkındalıklarından bahsetmişti: “Büyük başarılarla motive olan, daha da iyi performans göstermek için daha da zorlayan, bir sonraki Grand Slam şampiyonluğunu kazanmak için hemen alevlenen oyuncular var. Benim için öyle değildi, ben farklı bir adamım. Kendime karşı diğerlerinden biraz daha katı olduğumu kabul etmem biraz zaman aldı. Kesinlikle öğrenmem gereken bir şey de, bunun sadece bana bağlı olduğu”. Bu sözlerden sonra, Thiem’in ağzından “kendini sonuçlarla tanımlamanın mental açıdan sağlıklı bir yaklaşım olmadığı”, “hayatın tenisten ibaret olmasını istemediği” gibi sözler duyduk. Yazının en başında da bahsettiğim gibi, farklı bir nesli izleyerek büyümüş bizler için bu yaklaşım tuhaf gelebilir ancak Osaka, Raducanu, Barty gibi isimlerden bu sözlerin çok benzerlerini duyduğumuzu unutmamak gerekiyor.

Bir kanadı kırık

Ubitennis

Dominic Thiem’in oyununun nasıl tanımlandığına baktığımızda, “agresif bir baseline oyuncusu”, “her iki kanatta da güçlü vuruşlara sahip” gibi tanımlarla karşılaşıyoruz. Alıştığımız Thiem için bu tanımlar çok doğru ve aklımıza hemen maçlardan görüntüler de geliyor. Ancak bilek sakatlığı sonrası Thiem, maalesef bir kanadı kırık olarak korta çıkıyor. Backhand’i zaman zaman eski gücüne ve hayran bırakan güzelliğine kavuşsa da, forehand’i hiç işlemiyor. Bu durum oyununun “agresif” özelliğini de etkiliyor. Sonuç olarak kortta Dominic Thiem’i izliyoruz ama izlediğimiz oyuncu bizim bildiğimiz oyuncu değil. Bu durumun televizyon başında izlerken bizde yarattığı hayal kırıklığının kat kat fazlasını Thiem’in kendisinin de yaşadığını, Miami Masters ilk turunda Sonego maçında Thiem’in tepkilerinde de gördük.

Bir kısır döngü

Thiem’in dönemeyişindeki ana etkenin mental mi yoksa fiziksel mi olduğu tartışması biraz yersiz, zira bu iki faktörü birbirinden ayırmak pek mümkün değil. Bilek sakatlığı sonrasında ameliyat olmamaya karar vermesi yanlış bir karar mıydı, bunu tıbbi olarak bilmiyoruz ancak oyununun ana etmenlerinden olan güçlü forehand’ini ve agresifliğini ciddi anlamda etkilediğini ve bunun çalışmayla eski haline getirilebilecek gibi durmadığını görebiliyoruz. Oyununu ortaya koyamaması bir yana, Thiem maç da kazanamıyor ve kazanamadıkça üzerindeki baskı daha da büyüyor. 2022 sezonunu 18 galibiyet 16 mağlubiyet ile tamamlayan Thiem, bu sezon çıktığı 10 maçta tek galibiyetini toprakta Alex Molcan’a karşı aldı.

Son bir dans?

Tennis Life

Bundan sonrası yokuş aşağıya mı gider, yoksa bu yolun inişleri kadar çıkışları da olabileceğini yeniden hatırlayan ve kendini “olmaz” denilen yerden çıkaran bir şampiyon daha görebilir miyiz? Geçen sene Madrid Masters’ta ilk turda yenildiği Andy Murray’nin file önü selamlaşmasında söylediği “zaman alıyor ama daha iyi olacaksın" sözlerini hatırlaması iyi bir başlangıç olabilir. Fiziksel olarak bazı şeyleri eskisi gibi yapamamak hem sakatlık hem de yaşın getirdiği bir gerçek olsa da, önünde bu tip durumlara adapte olan, gerekirse oyun stilini iyi yapabildikleri ölçüsünde değiştiren ve hala kazanmaya, heyecanlandırmaya devam eden örnekler mevcut. Yazıda sık sık bahsettiğimiz Andy Murray ve Stan Wawrinka’nın geri dönüşlerinde yaptıkları gibi, bir adım geri atıp Challenger turnuvalarında oynamak, kazanmayı hatırlamak yolunda destek olabilir. Bence, Thiem’in maalesef çok kısa süren “en iyi” dönemini geride bıraktık. Ancak kariyerinin başından beri takip eden ve bir gün kaldıracağı kupaları hayal eden izleyicilerden biri olarak, potansiyeli bu kadar yüksek bir kariyerin böyle yokuş aşağıya sonlanması tenis adına en üzücü senaryolardan biri olur. Dolu tribünlere bir kupa borcun var Domi!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

🎾 Mümkün mü artık dönmek?

Dominic Thiem geri dönebilecek mi?

28 Mar 2023

LAMY ile birlikte
Tennis.com

YAZARLAR

Elif Alper

Tenis yazarı @Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?