“Müzikte o ilkelliği farkedince galiba bunu yapmak istiyorum dedim."

Taner'den Taner'e seken düşünceler ve hislerle tanış.
“Müzikte o ilkelliği farkedince galiba bunu yapmak istiyorum dedim."

10 Ekim - Odeabank - Duende
Odeabank ile birlikte

O’Art ’la mitolojik bir yolculuk: CANAN “Hayal-i Alem” sergisi Odeabank’ın sanat platformu O’Art kapsamında; toplumsal normlarla belirlenemez biçimlerde toplumsal olanın izini süren; bedenden üstün ruhun kabul gördüğü, varlığının ispatı olmayan varlıklardan yarattığı masal kahramanlarını bize hediye eden CANAN’ın yeni sergisini deneyimlemeye hazır mısınız? Nedir? Odeabank’ın sanat platformu O’Art; CANAN’ın yeni üretimlerinden oluşan, cüretkârlığı ve cesaretiyle müthiş bir özgürlük taşıyan Hayal-i Alem sergisini bir araya getiriyor. Nerede? Begüm Güney küratörlüğünde Akaretler Sıraevler, No.55’de sergilenecek çoğunlukla enstalatif ürünlerin yer aldığı sergi, 7 Ekim - 20 Kasım 2021 tarihleri arasında ziyaretçilerini bekliyor. Sergi, 20 Kasım 2021 tarihinden sonra da odeabank.com.tr'den çevrimiçi olarak deneyimlenebilecek. Neden önemli? Üretmeye başladığı yıllardan itibaren kendisini feminist sanatçı olarak tanımlayan; toplumsal cinsiyet eşitliği, aile, kadın konularını sıklıkla düşündüğü yapıtlarıyla sosyolojik çıkarımlarda da bulunan CANAN; Hayal-i Alem sergisinde, masalsı mitolojik figürlerini, farklı formlarda ürettiği eserlerinde bir araya getiriyor. Sanatçı, yoğun bir sembolizmle minyatür estetiğini sentezleyerek aktarırken koku temel bir öğe olarak sergiye ilk defa dahil ediliyor. Dahası; duyularla daha kuvvetli bir bağ yaratması hedeflenerek CANAN’ın ‘Hayal-i Alem’ine, kendi sesinden masallar ve müzik de eşlik ediyor. Bu eşsiz deneyimi kaçırmamanızı öneririz sevgili Duende okuyucuları. Odeabank’ın sanat platformu O’Art’ın sanat etkinliklerini ve çok daha #fazlasını keşfetmek için Odeabank’ı Instagram’da takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Ahşap müzik kutusu: Yeni bir duraktayım. Yanımda bu sefer Taner var — evet, sonu Yücel’le biten. Nereye varacağımız belli değil fakat nereden başlayacağımız net. “Hatırladığın ilk ses nedir?” diye sorarak girdim konuya. Hemen dedesinin müzik kutusunu anlattı. İçinde dönen sufilerin olduğu ahşaptan bir müzik kutusu olduğunu söyledikten sonra bu aralar o kutuyu ve çıkan sesleri fazlasıyla anımsadığından bahsetti. Bir de tabii kuzenlerinin walkman'inden ve onu çok şaşırtan, müzik dinleyebildiği kulaklıklarından bahsetti, sonra ekledi: “Hâlâ o şokumu hatırlıyorum gerçekten. Beynimde bir kapak açılmıştı.” Taner’in tüm üretimlerini akşam 22.00’den sonra yüksek seste müzik dinlemenin yasak olduğu, gürültülü bir caddeye bakan evinde yaptığını belirteyim. Metropol hayatında kulaklık pek çoğumuz için yaşam destek ünitesi gibi.

Taner Yücel'le Yeldeğirmeni'nde bir kapının önünde


Anne zoruyla: Taner'le içinde müziğin olduğu mutlu bir güne gitmek istedim fakat o mutsuz hatıraların daha yoğun olduğunu söyleyince ilk kurcaladığı enstrümana yöneldik. Anaokulunda annesinin zoruyla piyano kursu gibi görülen fakat aslında küçük bir Yamaha orgundan üstüne notalar yerine sayıların yazılarak bestelerin öğretildiği bir anıya çekti beni. 

Oradan eve geçtik. Türk Sanat Müziği söyleyen annesi ve hiç tanımadığı bir enstrümanı birazcık vakit geçirerek çalabilen babasıyla tanıştık. Babasının farklı enstrümanlara duyduğu o merak, daha sonra Taner’e de geçti: “Bende de her enstrümanı azıcık deneme isteği oluyordu.” Bugün o denemeleri janrlar arasında çıktığı yürüyüşlerde ve sağa sola düşen üretimlerinde bulmak mümkün.

Güzel sanatlar üstü güzel sanatlar: Dedesinin Erdek’teki yazlığındayken televizyonda verdikleri röportajı çok havalı bulan Taner gidip hemen Cartel kaseti aldı. O dönem grubun sözlerle dışa vurduğu acıyı benimsemeye çalıştığından bahsetti. Onda olmayan bir acıya eşlik etmek istemesini kafama takıp Eskişehir’e doğru yol aldım. 

Taner burada üniversiteye başladı fakat bitirmedi. Güzel sanatlar listesinden sonra güzel sanatlar fakültesi ona ancak belli kalıplar içinde kalırsa görünür olabileceğini öğretti. O da sadece ne istiyorsa onu yapmayı tercih etti: “Müzikteki ilkelliği fark edince galiba bunu yapmak istiyorum dedim. İddiasız olmayı sevdim. Kendimi resim sanatında yaratıcı bulmayan biriyim. Çünkü hep öğretilen çizgileri ve istenilen ödevleri yapabilecek bir çizim gücüm olduğumu düşünüyordum. Hâlâ da öyle düşünüyorum.”

Taner'in sık gittiği göçmen lokantalarının buluğunda sokaktan


"Lan oğlum dur!": Üniversite dönemi adı bile olmayan bir sürü punk grubu denemelerinden sonra Neon’da yerini buldu. Müzik türleriyle tavırları iç içe koymaya başlayınca hayatı da kurma bir saat gibi akıp gitti. Grubun önemini ve Taner’in sahnede sınırlarını çizdiği karakterini “'Lan oğlum dur!' cümlesini en çok duyduğum gruptu Neon. Gerçekten durmam gerekiyordu. Devamlı gürültü çıkaralım istiyorum çünkü.” sözünden anlamak mümkün. 

Bir de Davulcu Mustafa var tabii. Mustafa Zümrüt. Onun müzik ekipmanlarına ve kayıt teknolojisine duyduğu ilgi Taner’e de bulaştı. Bu sayede sahne perdesinin arkasında çocukken çok şaşırdığı kulaklıkta yer bulan müziğin yolculuğunu öğrendi.

Saçma sapan sesler: Uzun bir askerliğin ardından kendi deyimiyle “saçma sapan sesler” çıkarmanın peşinde olduğu bir dönemde HaZaVuZu isimli sanat kolektifine katıldı. Her şey bittiğinde geriye kalanların özetini şöyle anlatıyor: “Orada bir müzisyen olmayı bırakmıştım. Gitarı bir müzik enstrümanı olarak değil de ses aparatı gibi kullanmayı çözümlemek benim için değişik bir sınav olmuştu.” Daha önce janrlardan bağını koparan Taner, belli ki müziği de parçalarına ayırmayı başardı. Geriye bir tek ses kaldı. HaZaVuZu’nun ardından kısa bir süre Ses Perileri, sonra The Raws ve Jakuzi geldi. Hepsinden geriye kalan öğrenimleri var. Tıpkı hepsinde bıraktığı “hata payları” olduğu gibi.

Taner ve Yeldeğirmeni'nde kaval satan Nazmin amca


Prodüktör koltuğu: Taner’in “Ben grup elemanı olamıyorum. Gıcık ve zor bir insanım. Hiçbir grubumda sadece gitarist olamadım,” itirafından sonra bireysel üretimlerinin çoktandır oturduğu prodüktör koltuğuna geçtik. Zaten en baştan beri dinlediği şeyi hep analiz ettiği ve kulağına gelen her türlü sesin ortaya çıkış sürecine merak duyduğu bilgisini verdikten sonra asıl başlangıcın reklam müziğiyle olduğunu söyledi. Müşterilerin hayal ettiği soyut kavramları sese dönüştürebildiği fark edince önce Domuz Records’un sonra da albüm prodüktörlüğünün kapılarını açtı. İlk prodüksiyonum dediği albüm Özgür Semerci’nin Bulandı Sularım’ı oldu.

Görselle sesin sihirli buluşması: Bugüne dönelim. Son durağa gelmeden Taner’in birkaç hafta önce Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film Müziği ödülünü aldığı ilk solo albümü The Cemil Show’a uğrayalım. Önce film müziği yapma deneyimini sordum. Cevabı, “Görselle sesin birleşleşmesi sihirli bir deneyim. Bir oyuncu gibisin, görünmeyen bir oyuncu,” sözleriyle oldu. Bu sayede ben de biraz olsun Thom Yorke ve Nick Cave gibi isimlerin film müziklerine duyduğu tutkuyu biraz daha iyi anladım. 

Barış Sarhan, The Cemil Show


Görünmez Taner: Sıra 27 kaydın bulunduğu 1 saat 1 dakikalık The Cemil Show’un müziklerine geldi. Filmin farklı dönemlerde geçen hikâyesi ve yönetmeni Barış Sarhan’ın tanıdığı özgürlük, Taner’in kişiselleştirdiği bir üretim süreci geçirmesini sağladı. Bu da hem belirlediği konsept dâhilinde dilediği janrlar arasında dolaşmasına hem de babası için yazdığı Dündar Bey isimli şarkının yönetmen Barış’ın ısrarının ardından önce filmde sonra da albümde yer bulmasına neden oldu. Sonuç Taner’in “çok sindi içime,” dediği bir albüm — görünmeyen Taner’in eşsiz performansı.

Anahtar: Gitmeden hem bana hem de okuyanlara ve dinleyenlere yeni keşifler için bir hatıra bırakmasını istedim Taner’den. O da hayatı boyunca en beslendiği gruplardan birinin, Type O Negative’in ismini verdi ve ekledi: “Çocukluğumdan beri her teknolojide yanımda oldu. Kasedi, CD’si, sonra MP3 player’ımda, cep telefonumda ve Spotify’ımda.”

Bis: Taner’in SoundCloud’da paylaştığı ambient etiketli kayıtları işaret etmeden kapatmak olmaz. İki yıl önce Dündar Bey'le başlayan seri, son aylarda yayımladığı Sana ve Solaris Solitude'la devam etti. Bu kayıtların sonu albüme bağlanır mı? O bilinmez — bir gözüm oralarda olur hep. 

Artık tanıdık olduğumuz için istasyonun caddeye kavuşan son merdivenindeyiz. Döndüm ve köşedeki sokak lambasının ışığına doğru yürümeye başladım. Bugünlük düşünceler ve hisler Taner’den Taner’e sekti. Bir sonraki aydınlık yer neresi olur bilemem. Hoşça kalın.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎧 Keşif Sahnesi #6: Taner Yücel

Taner Yücel'le müziğin ilkelliğinden ses ve görüntünün yaşadığı sihirli buluşmaya uzana bir yolculuğa çıktık.

10 Eki 2021

Odeabank ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi