Namağlup ama tedirgin: Galatasaray’da sürmenaj

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Sezon başından bu yana Süper Kupa ve Şampiyonlar Ligi elemeleri sonrası çıktığı hiçbir maçı kaybetmeyen Galatasaray’da buna rağmen Okan Buruk, yönetim ve futbolcular sert şekilde eleştiriliyor. Süper Lig’de Hatayspor, UEFA Avrupa Ligi’nde Dinamo Kiev’e karşı alınan beraberlikler, 9 Ağustos’tan bu yana çıktığı 27 resmî maçta (Şampiyonlar Ligi elemeleri hariç) 19 kez kazanıp 8 kez berabere kalan ve rekorlar kıran, ligde en yakın rakibine 6 puan fark atan takımın algılanma biçimini bir anda değiştirdi. Ortada sosyal medya tabiriyle yersiz bir “yangın” mı var, yoksa panik hâli meşru gerekçelere mi dayanıyor? Bu konuda doğrudan yargıda bulunmak yerine Galatasaray’ın uzun süredir hissedilen ama sonuçlara geç yansıyan problemlerini tanımlayalım.
Takımın fizik durumu iflasa yaklaştı
3 Ağustos’tan beri 30 resmî maç oynayan Galatasaray’da Okan Buruk, neredeyse hiç rotasyona gitmedi. Buruk, bunun temel sebebini şampiyonluk yarışının yoğunluğuna bağlıyor. Doğru, puan kaybına tahammül yok. Bu yüzden savunmada Davinson-Abdülkerim, orta sahada Torreira-Sara, hücumda Barış Alper Yılmaz-Mertens-Yunus Akgün-Osimhen vazgeçilmez parçalar olarak neredeyse hiç dinlenmeden oynuyorlar. Yedekler arasında en düzenli dakika alan oyuncular Michy Batshuayi, Roland Sallai, Berkan Kutlu. Kerem Demirbay ve Elias Jelert de geriden geliyor. Ancak bu dakikaların ne asları dinlendirmeye ne de yedeklerin form tutmasına yettiğini söylemek mümkün. Bu durum hem ilk 11’deki oyuncuların zaman geçtikçe yorulmasına ya da sakatlanmasına hem de alternatif oyuncuların kendilerini gösterecek zaman bulamamasına neden oluyor. Bugün gelinen aşamada ilk 11’deki birçok ismin fiziksel ve mental açıdan tükendiğini görmek mümkün.
Bu sorunu katlayan bir diğer unsur da Okan Buruk’un fazlasıyla fizikselliğe dayanan oyun taktiği. Galatasaray’ın oyunu inatçı bir ön alan presine dayanıyor ve bu yoğunluk, rotasyonla desteklenmediği ve oyuncu grubunun özellikleriyle tam uyuşmadığı için hem 90 dakikaya hem de sezon geneline yayılmakta zorlanıyor.
Taktik alternatifsizlik ve belirsizlik
Öyleyse Galatasaray’ın yaşadığı sorunların bir diğer önemli nedenine geçelim. Okan Buruk’un ön alan presine ve direkt hücumlara dayanan oyun mantalitesinin aradan geçen 2.5 yıla rağmen çeşitlenmemesi sarı-kırmızılıları belli rakipler ve maç senaryoları karşısında sınırlıyor. Öne geçilen maçlarda takımı aktif dinlendirecek, rakibi koşturacak bir set geleneğinin geliştirilmemesi, topa sahip olmanın sadece yüksek eforlu hücumlarla işler kılınabilmesi yorgunluk çöktüğü zaman takım savunmasının da çökmesine neden oluyor. Galatasaray bu yıl Kasımpaşa, Eyüpspor, Rigas Skola, Dinamo Kiev gibi maçlarda öne geçmesine, bazılarında 2 hatta 3 fark yakalamasına rağmen yakalandı. Tottenham, Elfsborg, Göztepe, Trabzonspor gibi müsabakalarda ise deyim yerindeyse ucuz kurtuldu. Bu durum artık neredeyse takımın kimliğine yapışan bir kırılganlığa işaret ediyor ve oyuncuların özgüvenini zedeliyor.
Hem taktik hem personel alanında altenatifsizlik ve rotasyonsuzluğun bu kadar hakim olduğu bir yerde Okan Buruk, Victor Osimhen transferi sonrası Osimhen ve Icardi’ye ilk 11’de yer açmak için bir 3’lü denemesine de girişti. Bu deneme çok iyi sonuçlar verebileceğini gösterdi ama Icardi’nin sakatlığı sonrası 3-4-1-2’yi 3-4-2-1 şeklinde güncelleme fikri hızla sönümlendi. Oysa Buruk yoluna 3’lü devam etse, kadroda şu an yer bulamadığı, rotasyona sokamadığı bazı oyuncuları daha kolay değerlendirebilirdi. Bunların başında 11 milyon avroya transfer edilen ama fiziksel zayıflığı nedeniyle 4’lünün sağ bekinde oynayamayacağı fikri hakim olan Elias Jelert geliyor. Jelert 3’lü bir sistemde kanat beki olarak görev alabilir ve kendisini daha fazla gösterme fırsatı bulabilirdi. Şu anda ise haklı olarak “büyük bir transfer başarısızlığı” olarak niteleniyor.
Hatalı kadro mühendisliği
Jelert’ten bahsettiğimize göre hatalı kadro mühendisliğine de gelebiliriz. Gördüğünüz gibi sarı-kırmızılılardaki tüm problemler (rotasyonsuzluk, taktik kısırlık, fiziksel tükeniş) aslında birbirinden güç alıyor. Taktik kısırlıkla birlikte temel sorun ise hatalı kadro mühendisliği. Sezon başında vuran Victor Osimhen piyangosu sayesinde uzun bir süre ötelenen bu sorun, artık gizlenemiyor. Sarı-kırmızılıların hâlâ sağ bek ve stoper arıyor olması, kanat rotasyonuna Ahmed Kutucu’yu eklemesi, 37 yaşındaki Dries Mertens’in yedeğinin olmaması, sol beke alınan Ismael Jakobs’un sakatlık sorunu ve 2.5 milyon avro maaş ödenen hücum oyuncusu Roland Sallai’nin takımda kendine ancak sağ bek yedeği olarak yer bulabilmesi hatalı planlamanın kanıtları arasında yer alıyor.
Muslera meselesi
Değinilmesi gereken son problem ise bir kulüp efsanesi olsa da Dinamo Kiev maçında yuhalanmaktan kurtulamayan Fernando Muslera’nın durumu. Profesyonel kariyerinin son sezonunu geçiren 38 yaşındaki Uruguaylı, artık kalecilik melekelerinde büyük bir düşüş yaşıyor. Galatasaray’ın kalesini bulan isabetli ilk şutların gol olma oranı artarken takım savunmasındaki kriz de Muslera’nın performansını aşağı çekiyor. Okan Buruk’un öğrencileri, sezon başından beri sadece 4 maçta kalesini gole kapatabildi. Buruk döneminin açık ara en fazla gol yenilen sezonu yaşanıyor ve tüm bunlara rağmen namağlup ünvanının 3 kulvarda da korunuyor olması büyük bir şans. Ancak Okan Buruk ve ekibi bugünkü pozisyonun ne kadar şanslı olduğunu kabullenip, çoktan yapması gereken dokunuşları hayata geçirmezse bu ünvanın ömrü çok uzun olmayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Teniste sezonun ilk grand slam'i Avustralya Açık'ta finalistler belirlendi. Norveç'te tabandan yayılan VAR muhalefeti, ilk önemli zaferini elde etti.
24 Oca 2025

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




