Netflix’ten Kül: Bu kimin hikayesi?


Takvimlere not: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Arter’de Arter ’in 2020 yılında İstanbul’a kazandırdığı Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , bizleri karşılamaya hazırlandığı beşinci edisyonunda da konser ve performanslardan oluşan dört günlük programıyla çok yönlü bir keşif alanı yaratacak. Nedir? Müzik festivali . Yeni müzik alanında üretim yapan isimleri geçmiş yıllarda Arter’in performans salonlarında, pandemi süresince ise çevrimiçi ortamda ağırlayan Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , öncü ses çalışmaları ve seçili eserlerin prömiyerlerinin yanı sıra atölyelere ve mecralararası performanslara da ev sahipliği yapacak. Ne zaman ve nerede? 22 - 25 Şubat tarihlerinde Arter ’de. Kimler var? Sanat yönetmenliğini Matthias Osterwold’ün üstlendiği dört günlük festivalde Gedik Filarmoni Solistleri, Onur Türkmen, Nicolas Collins, Juliet Fraser Mark Knoop, Mieko Suzuki Claudia Rohrmoser, Cevdet Erek, Raed Yassin ve Hezarfen Ensemble, ajandamıza not düştüğümüz ilk isimler arasında. Dikkat dikkat: Programdan haberler için gözümüz henüz yollarda. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali ’nin bu yılki edisyonundan gelişmeler için Arter ’i buradan ve sosyal medya kanallarından takip etmekte fayda var.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
“Bu kimin hikayesi?”... Yönetmen Erdem Tepegöz, bugün Netflix’te yayınlanan Kül’ü tüm izleyenlerin bu soruyu kendilerine soracaklarını ve yeni bir gerçeklik arayışı için merak duygusu hissedeceklerini ve filmin evrensel yönünün bu duygu olduğunu söylüyor. Yapımcılığını Ay Yapım’ın üstlendiği, başrollerini Funda Eryiğit, Alperen Duymaz ve Mehmet Günsür’ün paylaştığı film, görünüşte kusursuz bir hayata sahip evli bir çiftin yaşamının gizemli bir kitap ile aniden nasıl değiştiğini anlatıyor. Funda Eryiğit’in canlandırdığı Gökçe’nin eşinin yayınevine gönderilen kitap taslağı Kül’ün içine çekilmesi, bana gerçeklik ile kurmaca arasındaki çizgiyi bir kez daha sorgulatıyor. Belki bu, benim de hikayem.
Yönetmen Erdem Tepegöz ve senarist Erdi Işık ile gerçeklik ve kurmaca ilişkisi, Kül’ün hikayesi ve evrenselliği üzerine konuştuk.

Erdi Işık | Kaynak: Netflix Türkiye
Erdi, özellikle Yargı ve Aile nedeniyle televizyon seyircisini iyi tanıdığı belli, onlara gerçekten hitap ettiği tescillenmiş bir hikaye anlatıcılığın var. Birkaç yıl önce ilk filmin LCV (Lütfen Cevap Veriniz)’in ya da şimdi Kül’ün senaryosunu yazarken bu tecrübenden nasıl faydalandın ya da kendini bir şeyleri farklı yapmaya zorladığın oldu mu?
Erdi Işık: Öncelikle nazik sözlerin için teşekkür ederim. Gözlem yapmanın bir yazar olarak çok kıymetli olduğuna inananlardanım. Özellikle kapıların arkasında konuşulanlar çok ilgimi çekiyor. Hem LCV hem de Kül’de bu mevzuları tartıştığımı söyleyebilirim. Hikaye anlatıcılığını çok önemsiyorum ve Kül’de de seyirciyi bir hikayenin içine çekmek istedim. Bunun için elbette bir şeyleri farklı yapmaya çalıştım, gerçek ile kurmacayı da harmanlamak bunların başında geliyor.
Filmin hemen başındaki davet sahnesinde yayınevinin yazarlarından biri gerçeğin kurmacayı besleyebileceğinden söz ediyor. Filmin kendisi de bir insanın kurmacaya kendini ne kadar kaptırabileceğiyle ilgili. Bir senarist olarak kendini gerçeğe mi kurmacaya mı daha yakın hissediyorsun? Yazdığın senaryolarda gerçek hayatta duyduğun ya da bizzat çevrendekilerin yaşadığı hikayelerden ne kadar besleniyorsun?
Erdi Işık: Gerçek hayattan kesinlikle besleniyorum. Kül’de de gerçek ve kurmaca iç içe. Bunu bir filmde anlatabilmek gerçekten zor, ama yönetmenimizin bunun üstesinden geldiğini düşünüyorum. Babam Balat doğumlu ve dedem Balat’ta yıllarca marangozluk yapmış bir isim. Metin Ali karakterinin hem dedemden hem de babamdan izler taşıdığını söyleyebilirim. O bu açıdan filmin en "kurmaca" karakteri gibi görünse de aslında en gerçeğe yakın olan benim dünyamda. Gökçe karakterinin ise en gerçek görünen ama aslına bakacak olursanız en kurmaca karakter olduğunu söyleyebilirim.

Erdem Tepegöz | Kaynak: Netflix Türkiye
Erdem, Zerre hayatın çok içinden, işçi sınıfının sorunlarını çok iyi ele alan, son derece gerçekçi bir ilk filmdi. Gölgeler İçinde bilimkurgu ve distopya sinemasının iyi bir örneğiydi —ki bu türler kurmacanın ve yaratıcılığın en kendini gösterdiği türlerden. Kül ise gerçekle kurmacanın tam ortasında duruyor gibi. Aynı soruyu sana da sorayım. Sen bir yönetmen olarak gerçeğe mi kurmacaya mı daha yakın hissediyorsun? Bu hissin sinemana nasıl yansıdığını düşünüyorsun?
Erdem Tepegöz: Gerçek, kurmacadan her zaman daha heyecan verici ve garip. Kurmacaya olan ilgimiz de zaten başka gerçekleri keşfedebilme merakımızdan geliyor diye düşünüyorum. Bu alanları görselleştirebileceğimiz ve başka gerçekleri yaşamamızı sağlayan en güçlü alan da halen filmler. Bu açıdan gerçekliği sorgulatan hikayeler beni çok etkiliyor. Ve yaptığım filmlerde aynı soruyu kendime soruyorum. Gerçek ve kurmaca ne kadar birbirinden bağımsız ki? Kül de bu hissi görselleştiren bir hikaye. Her kurmacanın, aslında yavaş yavaş gerçeğe dönüşebileceğini hiç beklenmedik biçimde gösteriyor.
Oyuncu seçimi sürecinde karar mekanizması nasıl işledi? Üç ana karakterin her biri için ikinizin öncelikli olarak aradığı özellikler nelerdi?
Erdem Tepegöz: Önceliğimiz kesinlikle güçlü oyuncularla çalışabilmekti. Çünkü Kül’ün karakter derinliği ve karakterlerin gerçek-kurmaca arasındaki o ince çizgiyi izleyiciye geçirebilme yeteneği çok önemliydi. Bu açıdan çok şanslıydık ve gerçekten birbirinden güçlü ve ince nüanslar ile karakterleri çok başarılı gerçeğe döken üç ana oyuncu ile çalışmış olduk. Gökçe (Funda Eryiğit) karakteri kafa karışıklığı ve kendinden emin olmama halini, yeni bir gerçekliğe olan ihtiyacı ile yansıtırken, M. (Alperen Duymaz) karakteri bilinmez bir sırrı taşıdığı her halinden hissedilebilen ilginç ve özel bir karakter. Kenan (Mehmet Günsür) karakteri de gerçeklerin farkında olmadan yaşayan, uykuda bir karakterin filmin yolculuğu boyunca değişimini çok etkileyici biçimde yansıtmış oldu.
Erdi Işık: Bu konuda Erdem ve yapımcı Kerem Çatay’la beraber ilerledik. Üç oyuncumuzun da çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Funda için ne diyebilirim ki… Çok iyi bir oyuncu! Bunu tartışmaya bile gerek yok. Kül’ü yazarken kafamda hep Gökçe için ister istemez o beliriyordu. Onunla ilerlediğimiz için de çok mutluyum. Alperen ilk anlaştığımız oyuncuydu, benim Metin Ali’yi yazarken kafamdaki imaja çok uygundu. Mehmet’in oynadığı karakter beklenmedik reaksiyonlar gösterebilen bir karakter, buna seyirci olarak bizim de şaşıracağımız bir isim olmasını istedik ve bu açıdan Mehmet çok doğru bir isim oldu. Filmin tüm oyuncu kadrosunun içimize sindiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Kül | Kaynak: Netflix Türkiye
Kül, bir Netflix orijinal filmli olarak Türkiye’yle aynı anda tüm dünyaya kolayca ulaşacak. Bu dağıtım şekli filmin yapım aşamasında önceki filmlerinizden farklı yaratıcı kararlar almanıza neden oldu mu? Uluslararası seyirci açısından Kül’ün hikayesindeki en evrensel duygunun ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Erdi Işık: Oldu tabii ki. Oyuncu, yönetmen, görüntü yönetmeni, ekip… Hepsini titizlikle seçtik ve bundaki en önemli kıstas, senin de belirttiğin gibi filmin tüm dünyada aynı anda yayınlanacak olması. Kül’ün uluslararası alanda da ilgi çekebilecek bir film olduğunu ve filmin evrensel duygusunun da ‘yalnızlık’ olduğunu düşünüyorum. Filmdeki tüm karakterler aslında bir bakıma yalnız. Ana karakterimiz Gökçe’nin de serüvene atılmasının sebebi buradan geliyor. Gökçe’yle özdeşlik kurabilecek çok sayıda insan var. Hem Türkiye’de hem dünyanın farklı bölgelerinde… Filmin izleyende "Gökçe’nin yerinde ben olsam, ne yapardım?" sorusunu sorduracağına inanıyorum.
Erdem Tepegöz: Kendimi her zaman bir hikaye anlatıcısı olarak görmeye çalışıyorum. Ve hikayelerde cevaplar vermek, sonuca odaklanmak yerine sorular sormak çok etkileyici geliyor. İzleyicilerin aynı soruları düşünmesi çok güçlü bir sanatsal durum. Netflix’in bu gücü onlarca ülkeye ve farklı seyircilere ulaşabilme gücü, hikayelerin göstermek istediği durumları daha çok seyirci ile paylaşmak ve sanki daha büyük bir beyin ile soruların cevaplarını düşünmemizi sağlıyor gibi hissediyorum. Bu durum yaratıcılık açısından farklı bir görsel dil kurmanızı gerektiriyor. Daha kolektif ve daha çok insanı hikayeye dahil etmeyi amaçlayan bir anlatım dili... Fragmanda da geçen "Bu kimin hikayesi?" sorusu hepimiz için düşünülmesi gereken kolektif bir durum. Tüm izleyenlerin bu soruyu kendilerine de soracaklarını ve yeni bir gerçeklik arayışı için merak duygusunun Kül’deki evrensel duygu olduğunu düşününüyorum.

Kül | Kaynak: Netflix Türkiye
Aslında biraz yukarıdaki soruya bağlı olarak son bir sorum var. Filmde Balat’ın hem kamera filtreleri ve prodüksiyon tasarımıyla biçimsel olarak hem de hikayedeki yeri açısından simgesel olarak ayrı bir dünya olarak, sanki Nişantaşı’ndan 15 dakikada ulaşılamayan bir yermiş gibi tasvir edildiğini gördüm. Masalsı bir his yaratmakla oryantalist bir bakış açısı arasında hassas bir çizgi olduğunu düşünüyorum; film de bu çizgiyi aşmamayı başarmış bence. Buradaki biçimsel tercihler üzerine nasıl çalıştınız? İstanbul’u tanıyan seyircinin bildiği Balat’a ve İstanbul’u tanımayan seyircinin bilmediği Balat’a vereceği tepkinin filmin anlatısını etkileyeceğini düşünüyor musun?
Erdem Tepegöz: Filmin iki mekanının da birbirinden farklı duyguları ve görselliği yansıtması konusunda Erdi ile en başından beri hemfikirdik. Hem sinematografik olarak Gökçe’nin hayatının daha monokrom olması ile kitapla tanıştıktan sonra Alice Harikalar Diyarında gibi başka bir gerçekliğin var olduğunu fark etmesi, onun yaşadığı hayattan farklı bir duygunun varlığını hissetmesini sağlamalıydı. Bu açıdan kitapta bahsedilen Balat’ın daha renkli, daha hareketli, karmaşık ama sinsi bir tedirginliği de içinde barındırıyor olması Gökçe’yi bu merak ettiği bu yolculuğa itmiş oldu. Ve Gökçe’nin okuduğu, gördüğü kendinden farklı hissettiği Balat, hem masalsı hem oryantalist hem de serüven duygusunu içinde barındıran bir dünya. Mekanlar da kurmaca ve gerçeklik arasında onu yorumlayan kişiye göre farklı yüzlerini gösterirler. Bu açıdan gerçek hayatta tam böyle olmasa da, bu kavramlara en yakın bölgelerden birinin Balat civarı olduğunu düşünüyorum. Seyirci için de Balat, kendi gerçekliğini bu şekilde farklı bir yorumla görselleştirmiş oluyor. Mekan da kendi kurmacasını gözler önüne seriyor sanki.
Nerede izleyebilirsin? Erdi Işık’ın yazdığı, Erdem Tepegöz’ün yönettiği Kül, bugün tüm dünyayla aynı anda yalnızca Netflix’te yayınlanıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Yorgos Lanthimos’un 11 dalda Oscar adayı yeni filmi Poor Things hakkında izlenimler, Kül'ün yaratıcıları Erdem Tepegöz ve Erdi Işık ile sohbet.
09 Şub 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




