'Öten Muhabbet Kuşu'ndan 'Neşe Makinesi’ne: Kylie Minogue ve yanlış anlaşılan pop

Kylie Minogue'un İstanbul'a konsere geleceğini duyduğumda, o dönemlerde kendimi pop müzik dairesinin pek içinde konumlandırmasam da heyecanlanmıştım. Farklı bir şeyler vardı onda. Sonra, o günlerde bir söylenti yayıldı: "Burayı çöplüğe benzetmiş, gelmiyormuş." Doğruluğunu, arkasını önünü hiç sorgulamadığımız bu hikaye, uzun yıllar Kylie adıyla birlikte zihnimin bir köşesinde asılı kaldı. Parlak bir yıldızın bizi beğenmemesi, bizi "kirli" veya "eksik" bulması fikri, 90'lar Türkiyesi'nin o kronik, sancılı özgüven sorunlarına, o derin beğenilme arzusuna tam da en pis yerinden dokunuyordu. Bizi beğenmeyeni hemen yerel bir hınçla taşlamaya dünden hazırdık.
Geçen gün Netflix'teki Kylie belgeselini izlerken tam olarak bunu hatırladım ve fark ettim ki aslında Kylie Minogue'un kendi küresel hikayesi de bizim buradaki yerel anlatımıza benzer yanlış okuma hikayeleriyle, hoyratça üretilmiş klişelerle dolu. Biz Kylie hakkında yanlış bir hikayeye inanmıştık; dünya da öyle...
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Tuğçe Madayanti Şen
Sinema yazarı, akademisyen ve arkeolog. 2013’ten bu yana BirGün gazetesinde haftalık film yazıları kaleme almakta ve İyi Seyirler programını hazırlayıp sunmaktadır. Yeditepe Üniversitesi’nde Akademik Kurul üyesi olup “Film Eleştirisi” dersleri vermekte; ayrıca Halbuki Linguist Cooperative’te uluslararası öğrencilere Türk sineması üzerine dersler yürütmektedir. Şen’in Esperanto dilinde çektiği kısa filmi uluslararası festivallerde gösterilmiştir. HAYTAP-Sanat birimini kurarak Türkiye’de dizi ve filmlerde hayvan hakları denetim süreçlerini başlatmış; sinema, kültür politikaları ve etik konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.




