Pera Palas’ta Gece Yarısı: İstanbul’un geçmişine yolculuk

Netflix Türkiye’nin zamanda yolculuk temalı dizisi Pera Palas’ta Gece Yarısı’nı ve ikinci sezonunu, dizinin yaratıcıları Elif Usman, Nisan Dağ ve Emre Şahin ile konuştuk.
Pera Palas’ta Gece Yarısı: İstanbul’un geçmişine yolculuk

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Back to the Future filmleriyle büyümüş her 90’lar çocuğu gibi zamanda yolculuk meselesi benim de hep ilgimi çekmiştir. Netflix’in orijinal yapımları arasındaki favorilerimden birinin de, bir dönem oturup kendi ellerimle soyağaçları çizerek anlamlandırmaya çalışacağım kadar hayranı olduğum Dark olması şaşılacak bir şey değil o yüzden. 

Öte yandan zamanda yolculuğun olası etkileri, kendi kendimizle karşılaşırsak ya da istemeden de olsa tarihin akışını değiştirirsek neler olabileceği gibi ayrıntılar, bu temadaki yapımları izlerken hep kafamı kurcalayanlardan olmuştur. Zamanın akışına müdahale, aslında zamanın akışının bir parçası, olması gerekenin ta kendisi midir? Yoksa zaman ve zamanın akışı her müdahaleyle yeni olasılıklar doğuran bir paralel evrenler buketi midir? 

Tansu Biçer ve Hazal Kaya, Pera Palas’ta Gece Yarısı | Kaynak: Netflix Türkiye

Zamanda yolculuk temasını bu denli sevmeme rağmen Netflix Türkiye’nin ilk sezonunu 2022’de yayınladığı Pera Palas’ta Gece Yarısı’nı nasıl oldu da izlemedim bilmiyorum. İyi ki de izlememişim gerçi, farkında olmadan kendimi iki yıl sürecek heyecanlı bir bekleyişten azat etmişim. İstanbul’un tarihî mekanlarından Pera Palas Oteli’ni bir zaman makinesine dönüştüren dizi, ilk sezonda Millî Mücadele’nin başladığı yıllara gitmiş; Mustafa Kemal’in olası suikastını engellemeye odaklanmıştı. 

1940’lar ve 1970’leri göreceğimiz ikinci sezon ise bizi hem karakterlerin köklerini ve bağlarını arayışıyla ekrana kilitliyor hem de kadınların Atatürk devrimleri ile kazandığı hakların korunması için verilen feminist mücadele öne çıkıyor. Dizinin ikinci sezonunu, yaratıcıları Elif Usman (senarist), Nisan Dağ (yönetmen) ve Emre Şahin (yönetmen) ile konuştuk.

Elif Usman, senarist | Kaynak: Netflix Türkiye

Zamanda yolculuk sinema ya da televizyon için hiç yeni bir tema değil (özellikle yine bir Netflix yapımı olan Dark, diziyi izlerken sıkça aklıma geldi) fakat bu temayı İstanbul’a, Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti tarihine taşımak oldukça yenilikçi bir fikir. Senaryoyu yazarken zamanda yolculuk temasını işleyen farklı film ve dizilerden en çok hangileri size ilham verdi ve Pera Palas’ta Gece Yarısı’nı farklı kılmakta sizi en çok ne zorladı?

Elif Usman: Zamanda yolculuk benim izleyici olarak da çok sevdiğim bir tema. Pera Palas’ta Gece Yarısı’nı yazmaya hazırlanırken hem artık klasikleşmiş zamanda yolculuk filmlerini ve dizilerini tekrar, bu defa farklı bir gözle izledim hem de yeni örnekleri inceledim. 

Dark tabii çok başarılı bir örnek ve son derece ilham verici ancak bizim yapmak istediğimiz dizinin tonundan çok farklı. Biz baştan beri anlamlı ve ülkemiz için önemli tarihsel olaylara değinen aynı zamanda gerilimi de yüksek, bir o kadar da eğlenceli bir dizi yapmayı hedefledik. Hepsinin birarada bulunduğu bir dizi ya da film hatırlamamakla beraber, benim kendi adıma en ilham verici bulduğum zamanda yolculuk filmleri Back to the Future serisi olmuştu. Timeless dizisi de her bölümde başka bir tarihî olaya değinmeleri ve eğlenceli bir dille ortaya çıkan problemleri çözmeleri açısından ilham verici bir örnek oldu benim için.

Emre Şahin: Aslında İstanbul zamanda yolculuk için yaratılmış bir yer. Çok uzun ve renkli bir tarihi var. Çok da değişken bir şehir. Ama bir yandan da yüzeysel olarak ne kadar değişse de değişmeyen bir enerjisi var. İşin ilginç tarafı, bu 1500’lerde yazılan kitaplarda da görünüyor, öncesinde Roma döneminde yazılan eserlerde de hissediliyor. Bir şekilde yüzyıllar önce yazılanlardan aynı hissi ve enerjiyi almak müthiş bir şey. Tarih burada bir şekilde yaşıyor ve biz İstanbullular olarak yaşayan bir şehrin içinde olanlara şahit oluyoruz. Pera Palas’ta Gece Yarısı’nı yaratırken hem bu hissi bir şekilde yakalayıp kendine has bu enerjiyi yansıtmaya çalıştık hem de eğlendirici ve akıcı bir şekilde yapmak istedik. Ton olarak kendimize en yakın gördüğümüz filmler, klasikleşmiş Back To The Future filmleri oldu. Hâlâ zamanda yolculuk temasını işleyen en iyi yapımlar bence.

Nisan Dağ: Ben de Back to the Future veya Looper gibi filmlere tekrar dönüp baktım tabii ki. Fakat bizim dizide zamanda yolculuk konsepti hikayedeki macera öğelerine dair kilit bir yerde olsa da, dizinin kalbi aslında Esra’nın kendine has karakteri ve imkansız aşkı Halit ile, Ahmet ile olan ilişkileri üzerine kurulu. O bağlamda mesela Sherlock Holmes, Esra-Ahmet dinamiklerine dair daha önemli bir ilham kaynağı. İkinci sezonda daha da artan komedi öğeleri için de en çok See How They Run filminden beslendim. İngiliz komedilerinin incelikli tarzının bu sezonun ruhuna çok yakıştığını düşünüyorum. Bu diziyi hayata geçirirken artistik anlamdaki en büyük zorluklardan birisi de tıpkı otelin kendisi gibi doğu ve batı öğelerini sentezleyen bir projede, iki kültürün öğelerini anlamlı bir uyum içinde birlikte var edebilmek, bunu da samimiyeti ve otantikliği koruyarak yapmak oldu.

Nisan Dağ | Kaynak: Netflix Türkiye

Birden fazla zaman diliminde, fakat aşağı yukarı aynı mekanlarda geçen bir hikaye izliyoruz. Nisan ve Emre, siz yönetmenler olarak farklı zaman dilimlerini ifade ederken, bu dönemler için görsel ya da biçimsel anlamda ayrıştırıcı teknikler kullandınız mı?

Nisan Dağ: Pera Palas’ta Gece Yarısı bir dönem işi olsa da, görsel anlatım olarak güncel bir dile sahip. Bu hem diziye dinamizm katan bir unsur hem de Esra karakteri günümüzden geçmişe gittiği için onun varlığından dolayı organik bir anlamı olan bir tercih. Biz bu güncel dili korurken, sadece nüanslarla 40’ların film noir estetiğini de işin içine kattık bu sezonda. Yemeğe biraz baharat koyar gibi, baskın olmayan ama sıradışı bir tat katan dokunuş gibi. Özellikle ışık tasarımı ve kompozisyon tercihlerinde film noir esintileri görebilirsiniz. 70’lerde geçen sahnelerde de yine o dönemde baskın olan görsel dili yansıtmak adına daha kontrastlı ama doygunluğun azaldığı renk tercihleri var.

Emre Şahin: Öncelikle dizinin belli bir anlatım dili olduğu için o dile sadık kaldık ama 1919, 1917, 1941, 1979 gibi farklı zamanlarda bu dili nasıl yansıtırdık diye düşünmek de çok eğlenceli yaklaşımlar doğurdu bu dizide. Bu tabii ki ışıklandırmaya, sanata, kostüme, her şeye etki ediyor. Dizide kurduğumuz dünya ve anlatım dilinden tamamen kopmadan yapmamız da önemli. Örneğin ilk sezonda gördüğümüz 1919 yılında ışık daha soft ve pastel iken 1941’ler daha kontrastlı ve bir bakıma kirli bir dünya.

Emre Şahin | Kaynak: Netflix Türkiye

Hep merak ettiğim bir şey de şu; mini-dizi ya da filmlerden farklı olarak dizilerde farklı bölümleri farklı yönetmenler yönetebiliyor. Hangi bölümleri kimin yöneteceğine nasıl karar veriyorsunuz ve bu durum mevcut sorumluluklarınız üzerine, çekimler sırasında devamlılık açısından ekstra bir koordinasyon yükü bindiriyor mu?

Emre Şahin: Dizi, uzun soluklu bir macera olduğu için başka bir düzeyde koordinasyon gerektiriyor. Giderek genişleyen halkalar gibi düşünebiliriz bunu. Öncelikle dizinin tonu, ritmi, dünyası gibi temel konularda çekirdek ekibin net şekilde aynı hedefe bakıyor olması çok önemli. O çekirdek ekibin içinde senarist, sanat, kostüm, yönetmenler, oyuncular ve prodüksiyon olmalı ki herkes kendi alanlarına dağılınca o sonraki çemberler doğru şekilde açılabilsin. Burada tabii ki en önemli konulardan birisi yönetmenlerin dizinin dünyasına ve karakterine hâkim olması. Dizinin belli esnek kuralları oluyor ama herkesin o kuralların üstüne de bir şeyler katması gerekiyor. Onun için karşılıklı güven çok önemli oluyor. Nisan ile iki sezonda da bölümlere bakıp hangimizin hangi bölümlerle bağ kurup heyecanlandığımızı görüp, öyle karar verdik. Ben genellikle sezonu başlatıp bitirmeyi seviyorum ve o da yönlendirici oldu bizim için.  

Nisan Dağ: Senaryoları okuduğumda her bölümde çekmek için heyecan duyduğum anlar oluyor mutlaka. O yüzden çok zor bir tercih aslında. Zaten her ne kadar isteklerimiz doğrultusunda hareket etmeye çalışılsa da günün sonunda lojistik sebepler daha belirleyici oluyor. Sahneler mekanlara göre gruplandırılıp çekildiği için bu faktör daha baskın oluyor. 

Mesela ilk sezonda Esra’nın Garden Bar’da Seni Yerler şarkısını söylediği bir sahne vardı, ben Hazal’ın kostümle o sahneyi prova ettiği bir ana denk gelmiştim, mekana ön çalışma yapmaya gittiğimde. Elimdeki işi bırakıp onu izlemeye başlamıştım ve tüylerim diken diken olmuştu. O performans o an kafamda sahne olarak çok net canlanmıştı ve keşke ben çekseydim demiştim. Böyle masum kıskançlıklar da yaşanabiliyor arada. 

Bölümleri karışık olarak çekince, karakterlerin duygu geçişlerinin tutarlılığını korumaya özellikle dikkat etmek gerekiyor. Bölüm başında bayrağı nereden teslim aldığınızı unutmamak lazım. Sahneleri ortak bir anlatım dili çerçevesinde ve planlayarak çeksek bile dailies dediğimiz günlük çekilen görüntüleri izlemek, sahnelerin sette aldığı son hâli de takip etmek önemli. Benim bölümümden önce gelişen ufacık bir değişim, domino etkisi ile sonrasındaki ayrıntıları nasıl ele almam gerektiğini değiştirebiliyor çünkü.

İlk sezonda zamanda yolculuğun ön planda olduğunu, esas meselenin tarihin akışının değişmesini önlemek olduğunu düşünüyorum. İkinci sezonda ise karakterlerin köklerini arayışı öne çıkıyor ve zamanda yolculuk daha kişisel meseleler için, biraz da deneme-yanılma yöntemiyle kullanılıyor sanki. İkinci sezonda karakterlerin bencilleştiğini söyleyebilir miyiz?

Elif Usman: Bencillik değil de insan doğası olarak açıklıyorum ben bunu. Annesiz-babasız büyümüş, ailesine dair hiçbir bilgisi bulunmayan, köksüz bir karakterin annesini, köklerini bulmak istemesi çok doğal, insani bir arzu, hatta arzudan da öte bir ihtiyaç. Ya da hayatının aşkının peşinden gitmek, yine çok insani bir durum. Tüm bunlar da zaten karakterlerimizi yine tarihin akışının değiştiği, ülkenin kaderinin yeni bir açıdan tehlikeye girdiği olaylarla karşı karşıya getiriyor ve karakterlerimiz yine önemli, toplumsal bir sorunu çözmek durumunda kalıyor.

Hazal Kaya ve Nezaket Erden, Pera Palas’ta Gece Yarısı | Kaynak: Netflix Türkiye

Bu sezondaki baskın konulardan biri de feminist hareket. 1940’ların, 1970’lerin Türkiye’sindeki feminist hareket ile ilgili araştırmalarınız sırasında karşınıza çıkanlardan, diziye taşınanlar ya da taşınmayanlardan yola çıkarak günümüzdeki feminist hareketle nasıl benzerlikler taşıdığını, hangi açılardan ayrıştığını söyleyebilirsiniz?

Elif Usman: İşlediğimiz dönemde ortaya çıkan tehlike, günümüzdeki feminist hareketin mücadelesini verdiği konulardan daha geniş çaplı diye düşünüyorum. Günümüzde bir feminist hareket olabilmesi dahi o zamanki kazanılmış hakların devamlılığına bağlı. O hakların daha yolun başında kaybedilmesi durumunda şu an çok daha büyük ve temel bir mücadele vermek durumunda kalabilirdik. Elbette günümüzdeki bazı tehlikeli söylemlerle benzerlikler de söz konusu. 

Nisan Dağ: Her ne kadar son 20 yıldır Türkiye kadın hakları açısından kötüye gidiyor olsa da, 1940’lar henüz reformların yeni yeni içselleşmeye başladığı yıllar. 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının yeni tanındığını düşünüp tabloyu öyle hayal etmek lazım. O yüzden günümüze göre daha sert koşullar bekliyor Esra’yı. 40’larda kadın hakları daha çok seküler ve modern bir Türkiye’nin varlığı çerçevesinde önem taşıyor. Günümüzde artık kadın hakları daha bireysel boyutta konuşuluyor, ki bu aslında olumlu bir gelişme. Tan gazetesinin kurucusu olan Sabiha Sertel gibi bir figüre yer veriyor bu sezon hikaye. Henüz o yıllarda radikal bir feminist hareketten pek bahsetmek mümkün olmasa da, Sabiha Sertel gibi karakterlerin varlığı aslında ilerleyen yıllardaki gelişmeler için önemli basamaklara dönüşüyor. Sertel’in çok güçlü bir duruşu var, o yıllarda iş hayatında var olabilmesi ve erkek meslektaşlarına taş çıkartabilmesi büyük bir mesele. Aynı zorluklar gazetede çalışan ve kurgusal bir karakter olan Meliha için de geçerli. Fakat Meliha, Esra ile dayanışma içinde olmak varken, kendine güçlükle edindiği yeri korumak için rekabet etmeyi seçiyor. Bu da maalesef kadın mücadelesine dair ele aldığımız temaların arasında güncelliğini koruyan bir dert.

Kurmaca bir dizinin içinde, ufak rollerde de olsa gerçekten yaşamış kişilerin bulunmasının ne gibi zorlukları var? Mustafa Kemal'i bunun dışında tutuyorum, fakat Agatha Christie ya da Alfred Hitchcock gibi karakterler sanki hem dizinin Türkiye sınırlarını aşmasını kolaylaştırıyor hem de bir mizah unsuru ekliyor...

Elif Usman: Kesinlikle. Bu iki gerçek karakter de hem bizim kişisel sevgi ve hayranlığımız hem de işlediğimiz dönemlerde Pera Palas Oteli’nde konaklamış olmaları sebebiyle birer mizah unsuru olarak yer buldu hikayemizde.

Selahattin Paşalı, Pera Palas’ta Gece Yarısı | Kaynak: Netflix Türkiye

Peki son olarak, dizinin ilk ve ikinci sezonunda gördüğümüz zamanlardan hangisinde yaşamak isterdiniz?

Elif Usman: Elbette Millî Mücadele döneminde! İlk sezona konu olan zaman Türkiye tarihinin kırılma noktası ve olağanüstü bir mücadelenin başlangıcı. Çok zor bir zaman olmakla beraber bunun bir parçası olmak isterdim. 

Emre Şahin: 1940’lar benim için her zaman ilgi çekici bir zaman dilimi olduğu için o dönemi seçerdim. Hem dünyada hem Türkiye’de birçok değişimin yaşandığı bir dönem. Hem romantik hem tehlikeli hem de ümit dolu bir dönem.

Nisan Dağ: İlk sezonda çektiğim bir bölümde Esra 1919’dan geriye, 1917 senesine gidiyordu. 1917’de İstanbul henüz işgal altında değilken orada olmayı, şehri ve o yıllardaki kültürün detaylarını daha rahat keşfedebilmeyi isterdim. Ama yaşamak için bir zaman seçmek gerekiyorsa 1970’leri tercih ederdim. Marty McFly gibi ben de annem ve babamın gençliği ile tanışırdım, belki Cahide Sonku ile bir film çekerdik.   

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Gemini çağı, ESG’de kritik beşli

Google, yapay zeka modeli Gemini’ın özelliklerini İstanbul ofisinde sergileyerek “Gemini Çağı” vizyonunu tanıttı. Ernst&Young'ın raporu, kurumsal stratejiler hazırlanırken şirketlerin atması gereken 5 adımı ortaya koydu.

13 Eyl 2024

Google

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?