Pixar kısaları: 7 dakikada dünyaları anlatmak

Animasyon stüdyosu Pixar’ın 1980’lerden günümüze uzanan hikayesini özgün kısa filmleriyle de takip etmek mümkün.
Pixar kısaları: 7 dakikada dünyaları anlatmak

1 Aralık - İBB Kültür AŞ - Duende
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Cumhuriyetin 100 yıllık serüvenine bir armağan: 100 Yıl Perspektifinde Sanat Nedir? Taksim Sanat ve Piramid Sanat birlikteliği, Cumhuriyetimizin 100. yılını 81 sanatçının eserleriyle birlikte kutlamak üzere herkesi 100 Yıl Perspektifinde Sanat: Türkiye’de Modern ve Çağdaşın Serüveni başlıklı sergiyi ziyaret etmeye davet ediyor. Küratörlüğünü Bedri Baykam ’ın üstlendiği sergi, Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüz genç sanatçılarına kadar yüzyıllık geçmişimizi sanatın izinden takip ediyor. Sanat ortamımızın farklı kuşaklarındaki çeşitli üsluplardan geniş ve oldukça incelikli bir seçki sunan serginin onur konuğu ise sanatçı Belkıs Mustafa ’nın Kavun ve İncir eseri. Nerede ve ne zaman? Aynı anda Taksim Sanat ve Piramid Sanat ’ta sergilenecek olan eserleri 14 Ocak 2024’e kadar görebilirsin. Sergi şehrin farklı noktalarına, farklı buluşmalara da yayılıyor. Sergi kapsamında metrolarda ve şehirdeki çeşitli ekranlarda konumlanan Ouchhh ’un eserlerini de mutlaka görmelisin. Yarın: Sergi süresi boyunca her cumartesi günü, değerli konuşmacılarla Türkiye’nin sanat tarihine ayna tutan ücretsiz paneller düzenleniyor. Yarın saat 16.00’da “Yüzyıllık Opera ve Tiyatro Serüveni” başlıklı panel Piramid Sanat ’ta düzenlecek. Zeliha Perksoy, Orhan Aydın, Müjdat Gezen ve Dilek Türker’in katılacağı panele kulak vermek için ajandanda bir yer açmanı öneririz. Boşluk yaratamazsan da olsun; paneli Kültür İstanbul Spotify hesabından dinleyebileceksin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Pixar Animasyon Stüdyoları, yatırımcıları arasında Steve Jobs’un da yer aldığı bağımsız bir şirket olarak resmen 1986’da kurulmuş. Oysa şirketin temelleri 1979’a, Lucasfilm bünyesinde, stüdyo yapımlarının bilgisayar destekli grafik ve efektleri üzerine çalışan bir grup tarafından atılmış. Öyle ki, bugün ilk Pixar filmi olarak kabul edilen 2 dakikalık kısa animasyon The Adventures of André & Wally B.’in (1984, Alvy Ray Smith) açılış jeneriğinde Pixar değil, Lucasfilm Computer Graphics Project yazıyor. Kısacık bu animasyon, o güne kadar el emeğiyle gerçek kılınan animasyon medyumunun geleceğini müjdeleyen bir mihenk taşı olsa da günümüzden bakıldığında ve Pixar markasının yarattığı yüksek beklentiler düşünülünce sana dehşet verici gelebilir. Oysa bugünün kıymetini bilmek için bazen geçmişe dönüp bakmak gerekiyor. Ben de bunu yaptım. Bir günümü Disney+ kataloğunda geçirdim ve Pixar’ın hikayesini daha iyi anlamak ve tabii eksiklerimi tamamlamak için tüm Pixar kısalarını ardarda izledim. Böylece sadece Pixar’ın hikayesi değil, animasyon teknolojilerinin hikayesi de gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Üstelik Pixar kısalarını tematik ve içerik olarak inceleyince fark ettim ki, stüdyonun uzun metrajlı filmlerinin ve stüdyonun zaman çizgisi Pixar kısalarıyla sandığımdan çok daha paralel.

Oscar ödüllü ilk Pixar kısası Tin Toy | Kaynak: Pixar Animation Studios

Pixar’ın ilk uzun metrajlı filmi Toy Story’nin (1995, John Lasseter) öncesindeki Pixar kısaları, adeta bu ikonik başlangıç hikayesinin temelini oluşturuyor. Bir lambanın ebeveynlik duygularını ya da bir topu söndürdüğündeki hayal kırıklığını (Luxo Jr., 1986), bir tek tekerlekli bisikletin düşlerini (Red’s Dream1987), bir oyuncağın bir bebeği mutlu ettiğindeki mutluluğunu (Tin Toy, 1988) ya da aşkı için göze aldıklarını (Knick Knack, 1989) 2 ila 5 dakikalık hikayelerle anlatan stüdyonun bize o dönemde Toy Story’nin sinyallerini verdiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Bugün Pixar’ın logoları olarak tanıdığımız masa lambası ve yıldızlı topun kendi hikayeleri olduğunu bilmekse ayrıca duygusal.

One Man Band | Kaynak: Pixar Animation Studios

Pixar’ın 1990’ların sonu ve 2000’lerdeki kısalarının bazılarında kendine, endüstrideki yerine ve rakipleriyle olan ilişkilerine dair çok yansıma görüyorum. Kendi kendine satranç oynayan yaşlı bir adamın yer aldığı Geri’s Game (1997) izlemesi sıkıcı olabilecek bir oyunun yaratıcı bir anlatımla nasıl heyecan verici, komik ve duygusal hale gelebildiğini gösterirken bir yandan da o yıllarda bilgisayar destekli animasyon alanında rakipsiz olan stüdyonun kendisini simgeliyor. 1998’de üstelik Pixar’ın A Bug’s Life’ı çıkardığı sene aynı temada bir filmle sektöre giriş yapan DreamWorks ile kızışan rekabetin ardından One Man Band (2006) gibi rekabet ve inovasyona, Lifted (2007) gibi usta-çırak ilişkisine dair hikayeler anlatan Pixar kısaları çıkıyor karşımıza. 

Day & Night | Kaynak: IMDb

İş ortaklarıyla ya da rakipleriyle bir arada var olabileceğini kabullenebilmekse zor değil. Ben değil, Pixar kısaları diyor yine: Presto (2008) bir sihirbaz ve tavşanının, Partly Cloudy (2009) bebek üreten bir bulut ve onun kargolarını taşıyan leyleğinin, Day & Night (2010) gündüz ve gecenin, La Luna (2011) farklı nesillerin ortaklıklarının mümkün olduğunu kanıtlıyor.

For the Birds | Kaynak: IMDb

Stüdyonun kendi hikayesiyle olan paralellikler bir yana, Pixar her daim izleyici kitlesine pozitif mesajlar verdi. (Pixar’ın animasyonun sadece çocuklara yönelik olmadığını, Guillermo del Toro’nun dediği gibi bir janr değil bir medyum olduğunu kanıtlamaktaki rolü de kanıksanamaz.) Büyümeyi öğretti: Her mayıs kırpılmasına rağmen çayırlarda zıplayarak şarkı söylemeye devam eden bir koyun aracılığıyla (Boundin’2003) hayatın inişleri ve çıkışları olduğunu kabullenmemizi sağladı. Zorbalığın ne kadar kötü olduğunu bazen zorbayı komik duruma düşürerek (For the Birds, 2000), bazen zorbayı rehabilite ederek (Lou, 2017) öğretti. Bir kuşun başta korktuğu dalgalara hükmedişiyle cesaret (Piper, 2016), bir yanardağın yalnızlığının sonlanışını bekleyişiyle sabır (Lava, 2014), ilk görüşte âşık olan bir mavi şemsiyenin kırmızı şemsiyeyle yeniden kesişen yollarıyla (The Blue Umbrella, 2013) aşka inanç aşıladı. Uzun metrajlı yapımlarında yıllarca oyuncaklara, canavarlara, otomobillere, robotlara, ruhlara ve hatta duyguların kendisine duygular aşılayan stüdyo, bu geleneği kısalarıyla çeşitlendirdi. 

Bao | Kaynak: IMDb

Pixar’ın esas karakterler olarak insanlara yönelmesi de kısalarla oldu. Tabii bunda bir oyuncağı ya da nesneyi bilgisayar destekli animasyon ortamında canlandırmanın teknolojik olarak kolaylaşmasının da etkisi olduğunu yıllar içinde Pixar kısalarıyla gördük. Bunun için Tin Toy’daki bebeğin yapaylığını bugünkü herhangi bir Pixar uzun ya da kısa filminin insan karakterleriyle karşılaştırmak yeterli. İnsana yönelmek, toplumsal meselelere ve toplumun önemsediği konulara yönelmek demek olmaya başladı. Uzun metraj cephesinde Latino, siyah ve Asyalıların hikayelerine alan açan Coco (2017), Soul (2020) ve Turning Red (2022) gibi filmlerin öncesinde Hint kültüründen beslenen Sanjay’s Super Team (2015) ve Bao (2018) vardı.

Pixar kısaları, yıl içinde erişimimizin festivallerle sınırlı olduğu, çok azının dijital platformlarda kendine yer bulabildiği kısa animasyonları tüm dünyaya ulaştırması açısından da önem taşıyor. 1998’deki A Bug’s Life ile başlayarak hemen hemen tüm Pixar filmleri gösterime öncelerindeki 5-7 dakikalık Pixar kısalarıyla birlikte giriyor. Bunun istisnaları 2019’daki Toy Story 4 ile pandemi döneminde birçok ülkede gösterime giremeyen Luca, Turning Red ile Lightyear.

Pixar’ın özgün kısa filmleri dışında çeşitli uzun metraj Pixar filmleriyle ilişkili 20’ye yakın kısa filminin daha olduğunu, Mater’s Tall Tales, Tales from Radiator Springs, Forky Asks a Question ve Dug Days gibi kısa animasyon serilerinin varlığını ve Pixar’ın genç animatörleri desteklediği SparksShorts serisinin sürdüğünü de hatırlatmak isterim. Tüm bunları ve yazıda adı geçen Pixar kısalarına Disney+’ta izleyebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎞️ Pixar kısaları, Jon Batiste’in senfonisi

Luxo Jr.’dan Bao’ya Pixar’ın kısa hikayeleri, Jon Batiste’in müzikal çeşitliliğini ve dehasını konu alan American Symphony belgeseli

01 Ara 2023

İBB Kültür AŞ ile birlikte
American Symphony | Kaynak: Netflix

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi