Post-truth çağında toplumun sporculara yaklaşımı


Yelkenler Bosphorus Cup için 22’nci kez fora Bosphrous Cup Coşkulu kutlamalara hazırlanan İstanbul Boğazında, 100 teknede toplam 1200 yelkencinin Boğaz’da süzüldüğü 22. Bosphorus Cup 24 Eylül’e kadar devam ediyor. Nedir? İstanbul’un güzelliklerini dünyaya tanıtan ve 21 yılda 3 milyonu aşkın İstanbullunun izlediği Bosphorus Cup , 'Celebrate İstanbul' temasıyla dün başladı. Yarın düzenlenecek Boğaz Yarışı etabında yelkenliler, sadece rüzgâr enerjisiyle boğazda süzülecek. Yarış IRC, ORC, gezi tekneleri ve sportif tekneler olmak üzere toplam sekiz kategoride gerçekleşiyor. Nissan , NurolBank ve Next Level partnerliğinde ve Çırağan Palace Kempinski İstanbul ev sahipliğinde düzenlenen yarışa, Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere 10 farklı ülkeden toplam 400 yabancı sporcu katılıyor. Nerelerde? Dün Caddebostan açıklarındaki antrenman ve şamandıra yarışlarıyla başlayan organizasyonun heyecanla beklenen Boğaz Yarışı etabı yarın Dolmabahçe’den start alarak Anadolu Hisarı şamandırası ve Çırağan şamandırası arasında dümen kıracak. Çırağan Sarayı önünde tamamlanacak yarışı en iyi Beşiktaş, Ortaköy Meydanı, Akıntıburnu-Arnavutköy, Aşiyan ve Kandilli’den seyredebilirsin. Pazar günü ise Caddebostan açıklarında düzenlenecek şamandıra yarışlarında Bosphorus Cup şampiyonunu öğrenecek, ardından “Bosphorus Cup Celebration Village” kutlamasıyla yarışı bitiren tekneleri denizin üzerinde selamlayacağız. Dahası: Orada olamayacağım diye üzülmene hiç gerek yok; yarın 12.00’de Bosphorus Cup YouTube kanalından Boğaz Yarışı etabını canlı izleyebilirsin. İstanbul’la büyülenmek ve yarış heyecanına ortak olmak için detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Hakikat sonrası (post-truth) kavramı ilk kez oyun yazarı Steve Tesich tarafından 1992 tarihli Yalanlar Hükümeti (Government of Lies) adlı makalesinde kullanıldı. Tesich makalesinde Amerikan halkının George W. Bush tarafından ortaya atılan propagandaları sorgulamadan gerçek olarak kabul etmesi durumunu inceledi ve bu öznel gerçekliğe hakikat sonrası adını verdi. Oxford Sözlüğü’nde bu kavram, “Durumları değerlendirirken nesnel gerçeklerin, kişilerin fikir ve hissiyatlarına göre daha az önem görüp, öznel fikirlerin genel kanıyı etkilemede daha güçlü olduğu” şeklinde açıklanıyor ve bir sıfat olarak nitelendiriliyor.
Buna daha sade hâliyle kişilerin gerçekleri kendileri yaratması ve yayması olarak da yaklaşabiliriz. Bu incelemeyi hazırlarken konunun uzmanı Yalanın Siyaseti: Post-Truth kitabının yazarı, yazar ve fikir insanı Yalın Alpay’ın ve pek çok disiplinde A takımlar ve altyapılarda görev almış Spor ve Egzersiz Psikolojisi Uzmanı Arda Topaloğlu’nun görüşlerine başvurduk.
Yalın Alpay’a göre post-truth kavramını açıklarken dikkate almamız gereken kısımlar var:
Truth” sözcüğü “hakikat” yani “doğruluk” anlamına geliyor. “Doğruluk”, “gerçek” sözcüğüyle zaman zaman eş anlamlı olarak kullanılsa da, bu pek isabetli değil. (“Gerçek” sözcüğünün İngilizcesi “reality”.) Doğruluk, zihnimizdeki tasarımın veya kabulün “gerçeğe” uygun olduğu anlamına geliyor. Yani doğruluk, dışımızda olup biten “gerçekliğe uygun” bir zihinsel tavır geliştirip geliştiremediğimizin ölçüsü. Kitle iletişim araçları da esasında post-truth iletişimi yapıyorlar.
Yalın Alpay, herhangi bir konuda bir doğru yargıya varabilmek için, o konu hakkındaki gerçeği biliyor olmamız gerektiğine dikkat çekiyor ve ekliyor:
Fakat çağımız, hiçbir konunun, olgunun, olayın, gelişmenin gerçekliğine kişisel olarak tanık olamadığımız bir dönem. Her şeyi medya üzerinden alımlıyoruz. Bu yüzden de hiçbir şeye tanık değiliz. Tanık olan medyacıların türev evrenlerinden dünyaya bakıyoruz. O medyacılar da gerçek tanıklar değiller, onlar da kendilerine söylenenlerden, yorumlardan, kendi yorumlarından ya da icat ettiklerinden yola çıkıyorlar. Dolayısıyla doğruluk arayışında isabet sağlamak günümüz için olasılık dışı bir durum gibi görünüyor. Buna “post-truth” diyoruz. Bu sözcüğü “hakikatin önemsizleşmesi,” “doğruluğun önemsizleşmesi” olarak çevirebiliriz.
Post-truth çağında toplumun sporculara yaklaşımı
Alpay’ın görüşüne göre sporcular hakkındaki zihinsel tasarımlar ve kabuller çoğu kez gerçeklikle ilinti kurmuyor. Hatta kuramıyor. Özellikle sosyal medya, isteyen herkesin görüş bildirebildiği bir yer olduğu için, gerçekliğe uygun yorumlar burada iyice ortadan kalkıyor ve bir ölçüt sorunu meydana geliyor. Yani yanlış ölçütlere göre değerlendirme yaygınlaşıyor. Hatta egemen hâle geliyor. Bu durum da sporcuları gerçekliğe göre değil, sosyal medyadaki gibi yanlış ölçütler üzerinden gerçekleştirilen ve doğrulukla ilişkisi olmayan yargılara göre davranmaları baskısını oluşturuyor. Böylece gerçeklikle bağ kopuyor ve sporcular “yüzer-gezer” bir başarı/başarısızlık yargısı cenderesine giriyorlar.
Başarılı olup olmadıkları, sürekli yanlış kararlar veren bir hakimin keyfi kararlarına göre belirlendiğinden, çıpasız kalıyorlar ve bir sürüklenme başlıyor.
Spor ve Egzersiz Psikolojisi Uzmanı Arda Topaloğlu’nun da görüşleri ve bilgisi tam da bu noktada devreye giriyor. Kendisine “Sporcular sosyal medya yorumlarından etkileniyorlar mı?” diye sorduğumuzda şu cevabı alıyoruz:
Bizim toplum apar topar girdi şu an. Her yaşın besin kaynağı oldu sosyal medya. Aynı tip saç kesimi, giyim tarzı, konuşma tarzı… Özgünlükten uzaklaştırılmış gençler oluşmaya başladı. Sosyal medyada ne popülerse ona ulaşmaya çalışıyoruz ve elimizin altındakiler değersizleşmeye başlıyor. Gençlerde en sık karşılaştığımız problem, kendileri gibi değil beklenen gibi olmayı tercih etmeleri. Beğeni sayısıyla değer hissetmek… Özellikle alt yapılardan elit düzeye geçmeye başlayınca* popülarite kazanıyorlar. Bu evreye geldikçe sosyal medya etkisinde daha çok kalmaya başlıyorlar ve paylaşımlarını beklenen şekilde yapmaya çalışıyorlar. Mesela başarı varsa paylaşım yapıp, yoksa sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Güzel bir an geçirseler dahi bunu paylaşmaktan çekiniyorlar çünkü başarısızlıkları olduğu zaman bu güzel anları yaşamakla eleştiriliyorlar.”
Post-truth ve linç çağında sporcu motivasyonu
Arda Topaloğlu sporcunun popülaritesinin, ondan olan beklentiyi artırdığını ve bunun kaygı bozukluğunu ve bağlantılı olarak performans düşüşünü tetiklediğinin altını çiziyor:
Popülaritenin ilk zamanlarında takipçi sayıları çok artıyor ve bu sporculara karşı suistimal durumu ortaya çıkıyor. Yakın çevreleri ve onları tanıyan-tanımayan herkes bir şeyler talep etmeye başlıyorlar. “Ben hayır diyemiyorum, çok üzülüyorum,” diyen bir sporcum vardı. Forma istiyorlar, maç bileti, imza, video vs. istiyorlar; bu da yönetilmesi gereken bir süreç. Onları o seviyeye getiren faktör saha içi performansları ve saha dışında kendileriyle olan iletişimleri. O seviyeden sonra popülarite bu sürecin sonucu olarak geliyor. 1 milyon takipçi sadece bir sayıdan ibaret olarak kalıyor. Takipçi sayısını ve tepkilerini çok önemseyen sporcular işler iyi giderken bundan beslenmeye başlıyorlar ama kötü giderken beslenmeye devam edemeyince performans sorunu yaşıyorlar ve düşen motivasyon daha da düşmeye başlıyor. Bu ayrımı yapabilmeleri için çalışmalar yapıyoruz. İyiden de kötüden de direkt etkilenmemelerini sağlamaya çalışıyoruz.
Takipçi sayısı arttıkça takip edilen sayısı “cool olmak” gayesi altında azaltılıyor. Çevrelerindeki, yani onlara yakın olan insanlardan daha kolay vazgeçiyorlar. Sporcu yedek bırakılınca, daha az süre alınca, hayranları kendisinin süre almasıyla ilgili sosyal medya yorumlarında baskı uyguluyor ve bu durum sporcunun motivasyonunu düşürüyor.
Ben zaten hak ediyorum ama haksızlığa uğruyorum, herkes böyle düşünüyor,” diyor ve antrenman performansı düşüyor. Takımdaşlarından gördüğü destek dahi sporcuyu moralman düşürüyor. Altyapılarda haksızlık daha çok var. Sporda linç kültürü altyapılardan başlıyor. Burada iletişimde bir sallama kültürü var. Voleybolda topu öldüremeyen sporcuya “kolsuz” denmesi gibi şeyler... Antrenörler de böyle bir yapıdan geldiklerinden bunu normal görüp uygulamaya devam ediyorlar. Sporcunun bu tarz problemlerini önemsiz ve normal görüp gereken desteği sağlamıyorlar.
Sporcuların ruh sağlığını dış etkenlerden korumak
Peki, asla sessize alınamayan bir gerçek bükücülük ve kitleler halinde linç kültürü varken sporcular mental sağlıklarını nasıl koruyorlar? Arda Topaloğlu önlem alma ve terapi süreçlerini şöyle özetliyor:
Şunu fark etmek lazım. Herkesin mesleğinde hata yapılabilir ama hepimiz mesleği toplum önünde yapmıyoruz. Daha altyapıda stres ve baskıyla başa çıkma, sosyal medyadan etkilenmeme gibi eğitimler almalılar. Belki Gabriela Guimarães (Vakıfbank Kadın Voleybol Takımı Kaptanı) veya Eda Erdem (Fenerbahçe SK ve A Millî Kadın Voleybol Takımı Kaptanı) gibi sporcuların mentorluğunda, onların tecrübesiyle eğitimler verilebilir altyapılara. Altyapılar A takımlara gidiş yolundaki köprü görevini görmeli, daha oraya çıkmadan nasıl antrenman yapıyorlar, nasıl besleniyorlar veya nasıl stresle başa çıkıyorlar sorularının cevabını bilerek çıkmalılar.
Sporcular kendilerini olduğu gibi anlayarak ve kabul ederek işe başlamalı. Kendilerini tanıyan sporcular sosyal medyada kendi yerlerini ve sosyal medyanın kendilerindeki yerini daha iyi anlıyor ve “Sosyal medya hayatımın neresinde? Ben neden buraya değer veriyorum?” gibi soruların cevaplarını verebiliyorlar. Hiç değer vermemeleri de tabii ki yanlış çünkü hayat sosyal medyada da yaşanıyor ve hayatın içinde iletişim için sosyal medya var. Orası, “doğru ve kontrollü” kullanılınca iyi. Bir de şu var; olumlu şeyler göz boyar, gerçek algısını bozar. Olumsuz bir durumda gerçekte bir düşme beklerken gerçekte beş düşebilirsiniz. Bu yüzden ruh sağlıklarını korumak için sosyal medyayı kontrollü kullanmaları çok önemli.”
Linç kültürünün “ilkel” tarafı
İncelemenin bu kısmında post-truth—gerçekleri kendi perspektifine göre büküp topluma servis etmek ve buna inanan kitleler yaratmak—anlaşılabilir bir hâl alıyor. Fakat neden kişileri linç etme eğiliminde kitleler var? Topaloğlu, bu soruya çok basit bir cevap veriyor:
Yabani tarafımızın dışavurumu bu olayları izleyip desteklemek. Birçok insan karşısındakinin kötü duruma düşmesini izlemekten içgüdüsel olarak keyif alıyor. İnsanlar aynı zamanda aidiyet seviyor ve önlerinde bir engel yoksa bir gruba katılmak onları daha güvende hissettiriyor. Toplumda taraf olmaya itiliyoruz. Linçleyenin peşinden gidip ona destek verenler de bu hareketi saydığımız iki ruh hali sebebiyle yapmaya eğilimli oluyorlar: kötü duruma seyirci kalmak ve taraf olmak.
Şiddet geleneği ve sporcuları korumak
Göz önündeki bazı sporculardan incelemeye katkı sağlamak amacıyla deneyimlerine dair görüş almak istendiğinde, bu konulara dair konuşmaya veya yorum yapmaya yanaşmadıkları gözlemleniyor. Diken üzerinde yaşayan sporcularımız var. Arda Topaloğlu’na sporcuların tehlikede hissetmelerini nasıl engelleyebileceğimizi sorduğumuzda yaklaşımını şu şekilde aktarıyor:
Bir sporcu en yüksek performansını her zaman en rahat olduğu durumda ortaya çıkarır. Sürekli olarak “Biri kızacak mı?” veya “Hata yaparsam tepki görür müyüm?” hatta “Birileri bana zarar verir mi?” gibi sorular aklındayken sporcu kendini rahat hissedemez.
Toplumsal olarak ataerkil yapıda oluşumuz ve yetişirken eğitim hayatımızın içinde sosyal ve eşitlikçi bir hayat yapısına hazırlanmadığımız için erkek egemenliği normalleştiriyoruz. Kadınlar başarılı olduğunda bu kadar sesin çıkmasının temel sebeplerinden biri, belki de erkeklerin üstün kalmaya devam etme içgüdüsü.
Türkiye’deki esas problem, şiddet problemi. Okulda, iş hayatında, trafikte—tribüne girince de sporda şiddet oluyor. Bu konuda genel bir çözüme gitmemiz lazım. Mesela yakın zamanda Hande Baladın’ı biri tehdit etmişti; bu kişi, pişmanlığını dile getirerek bir süre sonra serbest kaldı. Caydırıcılık olmadığı ve şiddet ülkemizde normalleştirildiği için bu durum artarak devam etmeyecek mi? Birleşik Krallık’ta hatırladığım kadarıyla bir parkta bir kadın tacize uğruyor ve suç duyurusunda bulunuyor. Mahkeme hakimi, taciz failine, taciz sebebiyle 1 yıl hapis cezası, parkta kadınların özgür yürümelerine engel olduğu içinse 10 yıl hapis cezası veriyor. İnsanları korumak 360 derece bir yaklaşımla mümkündür ancak.
*: Sporcunun dört evresi: Eğlence evresi, Gelişim evresi, Uzmanlaşma evresi ve Elit evresidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın voleybol gelişmeleri ve voleybolda linç kültürünü bu sayıda detaylı inceliyoruz.
22 Eyl 2023

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



