Rezerv artışının ana kaynağı KKM çözülmesi

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Ödemeler dengesi verileri cari işlemler açığında önemli bir gerilemeye işaret ediyor. Ocak-Ekim 2024 döneminde cari işlemler açığı 3,3 milyar dolara geriledi. Bir önceki yılın aynı döneminde açık 36 milyar dolardı.
Düşüşün en temel nedenlerinden biri, geçtiğimiz yılın ilk 10 ayında yapılan 283 milyar dolarlık ithalata karşılık bu yıl 257 milyar dolarlık ithalatın yapılması. Aynı zamanda ihracat, geçen yılın 6 milyar dolar üzerinde, 212 milyar dolar olarak kaydedildi. Hizmet gelirlerimiz 90 milyar dolardan 97 milyar dolara çıkarken, hizmet giderlerimiz 39 milyar dolardan 43 milyar dolara yükseldi. Turizm ağırlıklı olarak artan hizmet gelirlerine karşın, hizmet giderlerindeki artış net hizmet gelir katkısını 3 milyar dolarda bıraktı. Üretim faktörlerinden hesaplanan birincil yatırım kaynaklı gelir ve giderler de, gider kaleminin daha hızlı artması nedeniyle yükseldi. Özetle, cari açıktaki iyileşmenin en önemli nedeni ithalattaki düşüş olarak görünüyor. Ancak bu düşüşün ağırlıklı olarak ara ve sermaye mallarından kaynaklandığı, tüketim malı ithalatında ise artış olduğu dikkat çekiyor. İthalattaki genel düşüşün daha çok sanayi üretimindeki gerilemeden kaynaklandığını biliyoruz.
Finans hesabına baktığımızda, Türkiye’den dışarıya giden doğrudan yatırımlar, geçen yıla göre 300 milyon dolarlık artışla Ocak-Ekim döneminde 5,2 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık, dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar yaklaşık 70 milyon dolarlık azalmayla 8,4 milyar dolara geriledi.
Yerleşiklerin yurt dışında yaptığı portföy yatırımları, yani hisse senedi ve tahvil piyasaları ile ilgili sermaye çıkışı, geçen yılın ilk on ayında 2,5 milyar dolarken bu yıl 21,5 milyar dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları ise 6 milyar dolardan 33 milyar dolara çıkarak 29 milyar dolarlık güçlü bir artış gösterdi. Türkiye’ye sıcak para girişi güçlü olmakla birlikte, yerleşiklerin dışarıya sıcak para aktarımı da dikkat çekici düzeyde.
Benzer bir eğilim, yerleşiklerin yurt dışına gönderdiği mevduat ve kredi hareketlerinde de görülüyor. Geçen yılın ilk on ayında 4,7 milyar dolar yurt dışına kredi ve mevduat transferi yapan yerleşiklerin bu yıl 19 milyar dolara ulaştığı gözlemleniyor. İçeriye mevduat ve kredi girişi ise geçen yılın ilk on ayında 36 milyar dolar iken, bu yıl 22 milyar dolara gerilemiş durumda. Bunun en önemli nedeni, geçen yılın ilk altı ayında farklı ülkelerle yapılan swap anlaşmalarıydı.
Son olarak, net hata ve noksan kalemi geçen yıl 11 milyar dolar eksi iken, bu yıl yaklaşık 15 milyar dolarlık bir eksi seviyesine geldi. Başka bir ifadeyle, hesaplarda görünmeyen 15 milyar dolar var. Bunun, cari işlemler hesabına tahminen yazılan turizm ve bavul ticareti gelirlerinin fazla yazılmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Gerçek cari açık, net hata ve noksan kalemi eklendiğinde Ocak-Ekim döneminde 3,2 milyar dolar değil, 18 milyar doların üzerinde oluyor. Ocak-Ekim döneminde toplam 18,8 milyar dolarlık finansman dikkate alındığında, ödemeler dengesi üzerinden Merkez Bankası rezervlerine katkı, ilk on ayda 732 milyon dolar civarında gözüküyor.
Özetle, bu yılın yaklaşık 60 milyar dolarlık rezerv artışı, yurtdışından gelen finansman kaynaklarıyla değil, içeride vatandaşın KKM’yi bozarak Türk Lirası mevduatlara yönelmesinden kaynaklanıyor. Vatandaşın KKM’yi bozup TL mevduat ve para piyasası fonlarına geçmesinin en önemli motivasyonlarından biri, kur politikasına bağlı olarak döviz bazında %f20-25’i bulan getiriler sağlaması, yani “carry trade” imkânlarından faydalanması. Ancak, bu dengenin sürdürülmesi oldukça zor görünüyor. Enflasyonla mücadelede başarı açısından, TL cinsi yatırımlara dönüşün carry trade yoluyla değil, enflasyonun düşeceğine olan inancın artmasıyla, hanehalkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerinin TCMB tahminlerine yakınsamasıyla sağlanabileceği düşünülüyor. Ekonomi politikalarının, bu yakınsamayı başarmaya daha fazla odaklanması gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Dün yurt içinde en çok öne çıkan gelişme Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun ikinci toplantısıydı. Toplantı sonrasında yapılan "rakam konuşulmadı, ilk rakamı işveren vermeli" tartışmaları ise kamuoyunda kafa karışıklığına neden oldu.
17 Ara 2024

YAZARLAR

Erhan Aslanoğlu
İstanbul Topkapı Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen ve ekonomist. Makroekonomi, Türkiye ve dünya ekonomisi alanlarıyla ilgilenen Aslanoğlu’nun yayımlanmış bir kitabı, kitap bölümleri, çok sayıda makalesi ve tebliğleri bulunuyor. Genel ekonomi, makroekonomik göstergelerin yorumlanması, Türkiye ve dünya ekonomisi, göstergeler ve gelişmeler üzerine seminer ve eğitimler veriyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed, üç yılı aşkın aranın ardından politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75-4,00 aralığına yükseltti. Yeni projeksiyonlar, 2026 sonuna kadar bir faiz artışının daha gündemde olduğunu, 2027’de ise faizin mevcut seviyesinde kalabileceğini gösteriyor. Yükselen tahvil getirileri ve enflasyon baskısı, Fed’i piyasaların beklediği daha sıkı para politikalarına doğru ittyor.

Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi. Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?

Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?




