Rio Dünya Zirvesi - 1992


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
1980’ler ve 1990’ların başında çevre ve sürdürülebilirlik alanında yapılan çalışmalar, 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Dünya Zirvesi’nin (Earth Summit) temelini oluşturdu. Rio’daki Dünya Zirvesi’nde sürdürülebilirlik açısından geleceğe yönelik çok önemli kararlar alındı. Öncelikle tüm dünya devletleri buraya en üst düzeyde katılım sağladılar. Rio’da alınan kararları da bütün dünya devletleri onadı ve imzaladı. Bu; gerek sürdürülebilirlik, gerekse de bu zirvede alınan diğer tüm kararlar açısından çok önemlidir. O noktada iklim, çevre ve sürdürülebilirlik konuları doğal olarak önemli kabul edilerek tüm taraflar tarafından kabul edilmişti. Ancak geçen zaman içerisinde bu kararların taşıdığı fiyat etiketi daha iyi anlaşılmaya başlanınca, özellikle batılı ülkelerde ciddi bir değişim yaşandı. Rio’da kabul edilen prensip ve anlaşmaları aynı şekilde bugün masaya yatıracak olsak, tüm tarafların kabul edeceklerini düşünmek epey iyimser bir düşünce olacaktır.
Rio toplantısında üç ana prensip kabul edildi. Bunlar Çevre ve Gelişme için Rio Deklarasyonu (Rio Declaration on Environment and Development), Ajanda 21 (Agenda 21) ve Orman Prensipleri’dir (Forest Principles). Ayrıca bu toplantıda bugün çevre konularının temelini oluşturan üç uluslararası anlaşma da imzaya açıldı. Bunlar Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Convention on Biological Diversity - CBD), BirleşmişMilletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (United Nations Convention to Combat Desertification - UNCCD) ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’dir (United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC).
Çevre ve Gelişme için Rio Deklarasyonu gelecekteki sürdürülebilir kalkınma için uygulanması gereken 27 prensibi ortaya koyar. Bu prensipler Birleşmiş Milletler üyesi 175 ülke tarafından kabul edilmiştir. Bu yapı gelecekte oluşturulan sürdürülebilirlik planlarının da temelini oluşturmuştur.
Orman Prensipleri ormanların korunması ve sürdürülebilir ormancılık temellerini kabul eden bir anlaşmadır. Bu anlaşmanın bugün sürdürülebilir ormancılık prensiplerini en ağır biçimde çiğneyen Brezilya’da imzalanmışolması da ayrı bir ironi yaratmaktadır.
Ajanda 21, Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilirlik bağlamında 21. yüzyıl için hazırladığı yol haritasını içerir. Bu yol haritasının tüm devletler arası organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve devletler açısından küresel, ülkesel ve yerel bağlamda yol gösterici olması beklenir. Bu yol haritasında belirtilen konuları dört ana başlık altında toplayabiliriz.
- Sosyal ve ekonomik çerçeve; yoksullukla savaşmayı, sağlıklı ve sürdürülebilir bir toplum yaratmayı, tüketim desenlerini değiştirmeyi ve karar alma mekanizmalarının sürdürülebilirliğini ele alır.
- Kaynakların korunması ve yönetimi başlığı atmosferin korunmasını, ormansızlaşmayla savaşılmasını, kırılgan ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin korunmasını, kirliliğin kontrol altına alınmasını, biyoteknolojinin ve nükleer atıkların sürdürülebilir yönetimini içerir.
- Önemli insan gruplarının güçlendirilmesi başlığı kadınların, çocukların, gençlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin, iş dünyası ve endüstrilerin ve çalışanların rollerinin artırılması ile yerli halkların ve çiftçilerin kuvvetlendirilmesini içerir.
- Tüm bu amaçlara ulaşabilmek için gerçekleştirilmesi gereken uygulamalar ise bilimi, teknoloji transferini, eğitimi, uluslararası kurumları ve finans mekanizmalarını içerir.
1992 yılında Rio’da imzaya açılan sözleşmelerin temel özelliği, anlaşma konularındaki ana düşünceyi ve yaklaşımı ortaya koymaktır. Başlıca prensipler üzerinde anlaşmaya varıldıktan sonra daha bağlayıcı olan anlaşmaların yapılması planlanmaktadır. Bu sözleşmelerin hedeflerinin takip edilmesi ve gerekli anlaşma zeminin oluşturulması için de her yıl ya da iki yılda bir düzenlenen Taraflar Konferansı (Conference of Parties - COP) sistemi oluşturulmuştur.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi üç ana hedefi içerir. Bunlardan birincisi, biyolojik çeşitliliğin korunması, ikincisi bu biyolojik çeşitliliğin bütün parçalarının sürdürülebilir olarak kullanılabilmesi ve sonuncusu da bunlardan elde edilecek kaynakların olabildiğince adil bir şekilde bütün paydaşlara dağıtılabilmesidir.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi bağlamında yapılan ilk anlaşma “Biyogüvenlik üzerine Cartagena Protokolü” 2000 yılında kabul edilmiştir. Biyogüvenlik Protokolü biyolojik çeşitliliği biyoteknolojiden ortaya çıkan genetiği değiştirilmiş organizmalardan meydana gelebilecek olası risklerden koruma amacı taşır. İkinci anlaşma olan “Genetik Kaynaklara Ulaşma ve Bu Kaynakların Kullanımından Elde Edilecek Gelirin Adil Dağıtılması Üzerine Nagoya Protokolü” 2010 yılında kabul edilmiştir. Bu protokol, genetik kaynakların kullanımından doğan faydaların adil biçimde dağıtılmasını verimli bir şekilde uygulayacak bir kanuni çerçevenin oluşturulmasını hedefler. Bu şekilde de biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı hedeflenir.
Çölleşmenin Engellenmesi Sözleşmesi özellikle Afrika’da hem çölleşmenin engellenmesini hem de kuraklıktan doğan etkilerin önlenmesini içerir. Bu amaçla da uluslararası iş birliği ve ortaklıklar kurularak ulusal eylem planları hazırlanması öngörülmüştür.
Bu sözleşmeler içerisinde belki de en iyi bildiğimiz ve en fazla sözünü ettiğimiz İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’dir. Bu sözleşme 1994 yılında kabul edilmiştir. Bu sözleşmenin hedefi atmosferdeki insan kaynaklı sera gazlarının oranını iklim sistemini tehlikeli bir biçimde etkilemeyecek bir seviyede dengelemektir. Bu sözleşme ile atmosferdeki sera gazlarının oranının 1990 seviyesinin altına düşürülmesi hedeflenmiştir, ancak bu hedef için bağlayıcı kurallar konulmamıştır. Bağlayıcı anlaşmaların yapılması diğer sözleşmelerde olduğu gibi gelecekte yapılacak olan Taraflar Konferanslarına bırakılmıştır.
Bu sözleşme çevresinde yapılan anlaşmaların ilki Kyoto Protokolü’dür. Bu protokol 2008-2012 yılları arasında gelişmiş ülkeler için bağlayıcı sera gazı salım hedefleri koyar. Ancak bu protokol Çin ve Hindistan gibi o noktada salımları yüksek olmayan gelişmekte olan ülkeleri fazla etkilemediği için özellikle batılı ülkelerin büyük bir tepkisi ile karşılaştı ve iklim değişikliğinin durdurulması açısından çok fazla faydası olmadı.
Kyoto Protokolü'nün devamı olarak 2015 yılında Paris Antlaşması imzalandı. Paris Anlaşması'nın temel amacı da 2100 yılına kadar küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlamak ve eğer mümkünse 1,5 derecenin altında tutmaktır. Bu konuda alınması gereken önlemler 2020 - 2030 yılları arasını kapsar.
Rio Konferansı çevre ve sürdürülebilirlik açısından çok faydalı oldu. İlk defa bu bağlamda bütün ülkeler bir araya geldiler ve sürdürülebilir kalkınmanın esaslarını belirlediler. Dünyanın kaynaklarının hızla tüketilmesi ve çevreye verilen büyük zararın anlaşılması ilerisi için ümit verici gelişmelerdi. Ayrıca sürdürülebilirliğin sadece doğal kaynakların ne kadar uzun süre yeteceğinden öte bir anlamı olduğunun anlaşılması da, bu alana ilk defa bugün anladığımız yönü vermeye başladı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ölçü Olarak Mimarlık, Rio Dünya Zirvesi, İyilerin Yanında
19 May 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







