Suskunluğu dürüstçe bozmak

Multitude, oyuncaklı bir albüm.
Suskunluğu dürüstçe bozmak

11 Mart - Kültür AŞ - Duende
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Tarih, teknoloji ve sanatla buluşuyor: Şerefiye Sarnıcı Kültür sanat şehri İstanbul’un dinamik ve çok yönlü paydaşı İBB Kültür AŞ bünyesinde bulunan Şerefiye Sarnıcı , yaklaşık 1600 yıllık görkemli bir geçmişi gözler önüne sererken bugün misafirlerine tarihi, sanat ve teknolojiyle buluşturan eşsiz deneyimler vadediyor. Sarnıçta 360° projection mapping: Türkiye’nin ilk 360° projection mapping sistemine sahip müzesi ve dünyada bu sistemin entegre edildiği en eski yapı konumunda olan Şerefiye Sarnıcı , seni geçmişin büyüsüne kapılabileceğin benzersiz bir tecrübeye davet ediyor. Üstelik, mekânın özelliklerine üç boyutlu tanıklık ederken hem Şerefiye Sarnıcı’nın hem de İstanbul’un su kültürünün izini sürebileceğin tarihî bir deneyim bu. Her gün gerçekleşen bu mistik tura katılmak istersen biletleri burada bulabilirsin. Sarnıç konserleriyle müzikli bir serüven: Sarnıcın duvarlarına klasik Türk müziğinden klasik Batı müziğine ve barok müziğe kadar uzanan seçkin repertuvarların yer aldığı konserlerin sesi çarpıyor. En yakın etkinlik ise Onur Özkaya ’nın performansıyla 18 Mart Cuma günü gerçekleşecek. Biz hazırız! 2017 yılı Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Yaylı Çalgılar Yorumcusu ödülüne layık görülen kontrbas Onur Özkaya , klasik müzik tutkunlarını rüya gibi bir konsere davet ediyor. Etkinlikler ücretsiz fakat kapasitenin sınırlı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Görkemiyle yıllara meydan okuyan, sütunlarıyla hayranlık uyandıran Şerefiye Sarnıcı’ndaki etkinliklerden haberdar olmak için buraya uğrayabilir, İstanbul’un kültür sanat etkinliklerini kaçırmamak için İBB Kültür AŞ’yi şuradan takip edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Albüm: Stromae, Multitude

Süre: 35 dakika

Plak Şirketi: Mosaert

Kartonet: Müzisyen Paul van Haver ya da bilinen adıyla Stromae’nin önceki on yılı tanımlayan şarkıların birçoğunun altında imzası var. Racine carrée’den 9 sene sonra gelen Multitude’da heybesine eklediği yeniliklerle nevi şahsına münhasır müziğine ve sahnelere geri döndü. Hikâye anlatıcılığındaki dürüstlüğü ve netliğiyle dinleyicilerinin kalbini kazanan Stromae, olası dil bariyerine karşı da daha ‘Frankofon’ bir müzikal kimlik oluşturdu. Bu doğrultuda piyano ve orgun iç içe geçtiği pasajlara, koro dokunuşları da eklemekle yetinmedi. Müziğiyle özdeşleşen elektronik altyapıların niceliği azalırken niteliği sabit kaldı. Artı olarak müziği, his olarak pozitif bir tona yaklaştıkça sözler sadeleşti. Sadeleşen sözlerden kastım elbette sığlık değil. Ağdalı bir anlatımla işi yok Stromae’nin. Direkt ve basit bir yapı kuruyor sözlerinde. Bu sayede de dinleyicisine “bu sözleri ben de yazabilirdim” dedirtse de neden yazamayacağını alaycı bir gülümsemeyle hissettirdiğini söylemek de mümkün. Bu özellikleri alt alta eklediğimizde de güçlü ve her şeyiyle tam bir Stromae albümüyle karşılaştığımızı anlamamız zor değil.

Önceki iki albümünde Thomas Azier, Maitre Gims, shameboy gibi prodüktörlerle çalışırken Multitude’un prodüktör koltuğunda tek başına yer almayı seçmesi de albümün yazım öncesi aşamasının bir yansıması olarak ele alınabilir.

Neden dinleyelim? E peki albümün yazım aşamasından önce ne olmuştu? Neden böyle bir tercihte bulundu? Paul van Haver, 2015 yılında sahnede geçirdiği panik ataktan sonra durmaya karar verdi. Kendini kelimenin tam anlamıyla evine kapadı. Üç seneden uzun bir süre asla halka açık yerlerde görünmedi, neredeyse sokağa adım atmadı. Tıpkı komedyen Bo Burnham gibi Stromae de yaşadığı temponun, ruh sağlığına zarar verdiğini anladı. İşte tam bu süreçte Multitude’a dair ilk fikirler zihninden parmaklarına dökülmeye başladı. Bu albümün çıkacağını duyurduğu televizyon şovunda kendisi ve müziğiyle ilgili sade ama dünyasını iyi özetleyen bir cümle kurdu: “Bir şeyleri karıştırıyorum, birbirine dâhil ediyorum. Yapmayı sevdiğim ve bildiğim şey aslında bu. İlham ve fikirler, her yerden, her zaman gelebilir ancak onları tek bir yerle kısıtlamamanız gerekir.”

Multitude, oyuncaklı bir albüm. Adı dâhil her şeyi buradan düşününce bende çok daha temiz bir zemine yerleşti. L’enfer, Pas vraiment, Riez şarkılarını dinlerken Stromae’nin geçirdiği kriz sonrası ulaşmaya çalıştığı çıkış kapısına giderken neler düşündüğünü fark etmek mümkün. C’est que du bonheur ise aile ve çocuk sahibi olma kavramları hakkında yazılmış sayılı “gerçek” şarkıdan biri. Odakta kutsallaştırılmış kavramlar yerine kusurlu olmasına duyulan kabul var. Ki albümün en yüksek tempolu şarkısı olduğunu da düşündüğümüzde içinde bulunduğumuz ters köşeden aldığımız keyif paha biçilemez.

Tüm bunların ardından yazıyı Stromae’nin kendi sözleriyle bitirmek en iyisi: “İnsanlar çoğunlukla içinde karanlık temaları da olan eğlenceli bir müzik olarak tanımlıyor yaptığım işi. Doğru, hayatı böyle görüyorum. Komple siyah ya da komple beyaz değil. Zor ama daha fazla, yaşamaya değer anlar olacak. Dip olmadan zirve, zirve olmadan dip olmayacağını biliyorum.”

Benzer işler: PommeÀ peu près & Indila, Mini World.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎹 SXSW keşifleri, Turning Red, Stromae'nin dönüşü

Oscar sezonunu sorularla açıyor, West Side Story'nin hayaline kapılıyor, ergenliğe kısa bir dönüş yapıp SXSW'nun kapısını aralıyoruz. Yolda Stromae'den Multitude dinlemeyi de ihmal etmiyoruz tabii.

11 Mar 2022

İBB Kültür AŞ ile birlikte
Kaynak: nytimes.com

YAZARLAR

Ant Arın Şermet

1998'de İstanbul'da doğdu. 2017'den beri spor, müzik ve sinema alanında yazıp konuşuyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?
DuendeDuende

HİKAYE

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Ömer Şentürk

·

07 Eyl 2026

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
DuendeDuende

HİKAYE

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Sezen Sayınalp

·

07 Eyl 2026

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
DuendeDuende

HİKAYE

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Eda Solmaz

·

07 Eyl 2026

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu
DuendeDuende

HİKAYE

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Soner Can

·

04 Eyl 2026

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz