Tarihte ilk kez bir atomun "röntgeni" çekildi


Vodafone ’da çalışmak güzel iş Vodafone'da gençlerle birlikte çalışmak güzel iş Hızla değişen iş dünyası, farklı insan kaynakları çözümlerine ve çalışma düzenlerine ihtiyaç duyuyor. Çoğumuzun hayatına 2020 yılında giren evden çalışma pratiği ve onu takip eden hibrit çalışma sistemi de bu çözümlerden biri. Neler oluyor? Çalışan deneyimini en üst seviyelerde tutmak için farklı politikalar izleyen Vodafone , hibrit çalışma düzenini 2021 yılından beri kalıcı olarak uyguluyor. Böylece uzaktan veya ofisten çalışacakları günleri önceden planlayabilen çalışanlar seyahat programlarını kolaylıkla öngörebiliyor. Dahası: Çalışanlarının karşılaştığı farklı koşulları çeşitli çözümler aracılığıyla başarıyla yöneten Vodafone , çalışan babalara 4 aylık ücretli izin gibi uygulamalarla çalışanlarına en özel anlarını sevdikleriyle birlikte geçirme imkânı sunuyor. Siz de “Vodafone’da çalışmak güzel iş” demek için Vodafone’a katılarak ayrıcalıklı bir iş hayatının parçası olabilirsiniz. Başvuru için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Ohio Üniversitesi'nden fizikçi Saw Wai Hla ve meslektaşları, tarihte ilk kez bir molekülün içine gizlenmiş tek bir demir atomunu X-ışını kullanarak taramayı başardılar. Sonuçları Nature'da yayımlanan araştırmanın, atomların yapısına ilişkin daha net bir bakış açısı sunarak birçok yeni bilimsel keşfe zemin hazırlayacağı değerlendiriliyor.
Perde arkası: Günümüzde son derece güçlü mikroskoplar aracılığıyla atomların tek tek görüntüleri zaten alınabiliyordu; ancak X-ışınları ve bir nesnenin hangi dalga boylarındaki ışığı emdiği veya yaydığına bağlı olarak "kimyasal parmak izini" almanın bir yolu olan spektroskopi olmadan bilim insanları, sadece görüntülere bakarak hangi element üzerinde çalıştıklarını bilemiyor.
- Hla ve meslektaşları tarafından gerçekleştirilen son deneyler ise atomların tek tek tanımlanmasını ve birkaç temel özelliğin ölçülmesini mümkün kıldı. Araştırmacılar, bunu gerçekleştirmek amacıyla "senkrotron" ismi verilen bir parçacık hızlandırıcıdan gelen güçlü X-ışınlarını, bir atom numunesinin yüzeyini taramak için iletken bir uç kullanan tarama tünelleme mikroskobu tekniğiyle kombinledi.
- Deneye ilişkin olarak Inverse'e açıklamalarda bulunan Hla, 1895 yılında, yani neredeyse 130 yıl önce keşfedilen X-ışınlarının daha önce hiç tek bir atomu dahi tespit edemediğini belirterek amaçlarının "X-ışını spektroskopisini atomik ölçeğin en üst sınırlarında kullanmak" olduğunu ifade etti.
Geniş açı: Elektronları neredeyse ışık hızına kadar hızlandıran, ardından da hızlanan atomları kavisli bir pist etrafında zıplatan senkrotrona bağlı ekipmanlar, elektronların pistin kıvrımlarından geçerken saçtığı parlak ışığı farklı dalga boylarına böler ve kızılötesi ışık veya X-ışını ışığını başka bir ışın hattına gönderir. Bunun sonucunda üretilen X-ışınları, normal bir X-ışını makinesinin sunabileceğinden çok daha parlak ve daha odaklıdır.
- Fizikçiler, ışığın bir malzemedeki moleküllerle nasıl etkileşime girdiğini izleyerek malzemenin yapısı ve yapısının gerçekten çok küçük ayrıntıları hakkında bilgi edinebilirler. Örneğin, belirli bir malzemede demir olup olmadığını bilmek istiyorsanız, örneğinizin en az birkaç bin demir atomu içermesi gerekir, aksi takdirde senkrotron X-ışını muhtemelen onu gözden kaçırır.
- Ancak materyal bilimciler için çok daha küçük örneklerdeki atomları tespit etmek oldukça önemlidir. Hla, bu durumu "Eğer bir atomun element ve kimyasal durumu tespit edilebilirse, o zaman birçok araştırma alanında büyük bir etki olacaktır." ifadeleriyle açıklıyor.
- Kuantum tünelleme de tam olarak bu noktada oyuna dahil oluyor. Senkrotron X-ışınları bir atom örneğine çarptıklarında atomlara enerji pompalar ve bu yeni enerji patlaması da atomun merkezine en yakın yörüngede dönen bazı elektronları harekete geçirerek elektronların serbest kalmasını sağlar.
- Bunun için taramaları tünelleme mikroskobu cihazının metal ucunu numuneden kuantum tünelinin oluşması için yeterince yakın bir uzaklık olan yarım nanometre kadar uzakta tutan Hla ve meslektaşları, böylelikle serbest bırakılan elektronların numuneden cihaza geçmesini sağladı.
- Bunu takiben dedektör ucuna ulaşan elektronlar, geldikleri atom hakkında, atomun hangi dalga boylarındaki X-ışını ışığını emdiği gibi bilgilerin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Her kimyasal element belirli bir dizi ışık dalga boyunu emdiği, yansıttığı ve yaydığı için, numunenin hangi dalga boylarını emdiğini bilmek, bir elektronun tam olarak hangi elementten geldiğini ortaya çıkarabilir.
- Büyük, karmaşık halka şeklindeki bir moleküldeki tek demir atomunu tarayan Hla ve meslektaşları, tarama ile demir atomunun kaç elektronunun eksik olduğunu da ortaya çıkardı. Sonuçlara göre, söz konusu atomun iki elektron eksik olduğu tespit edildi. Bu, bir atomun yeni kimyasal bağlar oluşturmak için diğer atomlarla nasıl reaksiyona girebileceğini etkilemesi açısından, bilinmesi oldukça önemli bir şey.
- Deney sonucunda elde edilen görüntülere göre, altı rubidyum ve bir demir atomundan oluşan supramoleküler yapılar böyle gözüküyor:

Science Alert
Neden önemli: Bunun üzerine deneyi bu sefer de içinde terbiyum adı verilen nadir bir toprak elementinin tek bir atomu bulunan farklı, daha büyük ve karmaşık bir molekülle tekrarlayan Hla ve meslektaşları, terbiyum atomunu ve kimyasal durumunu tespit etti.
- Böylesine değerli bir elementin tek bir atomunun X-ışını taramalarıyla ayrıntılı görüntülerini birleştirebilmenin, gelecekte mühendisler ve materyal bilimciler için oldukça büyük bir yardım sağlayabileceği değerlendiriliyor. Konuya ilişkin olarak Hla, bu durumun tıbbi araştırmalarda ve kuantum bilgi bilimi üzerinde faydalı olabileceğini belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'da 1.700 yıllık Pan heykeli. Yıllardır emekli olan Kepler'den yeni ötegezegenler. Şimdiye kadar keşfedilen en sönük galaksi. Efsanelere konu olan kayıp şehrin kanıtları.
07 Haz 2023

YAZARLAR

İrem Denli
Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.

Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.

Yapay zeka şirketleri için rekabet, artık yalnızca kimin daha güçlü bir model geliştirdiği üzerinden yürümüyor. Milyonlarca insanın günlük yaşamına giren bu şirketler, teknoloji laboratuvarlarından tüketici markalarına dönüşürken insanların yalnızca ürünlerini kullanmasını değil, markalarıyla bağ kurmasını da istiyor. Fakat OpenAI’ın ilk influencer gezisine gelen tepkiler, bu stratejinin beklenen etkiyi yaratmadığını ortaya koyuyor.




