Metaverse ile başka bir dünya mümkün mü?


Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Bir aralar oldukça popüler olan The Sims oyununu bilirsiniz. Bir karakter avatarı oluşturuyorsunuz, ev, eşyalar ve aileyle bir dünya kuruyorsunuz. Daha sonra karakterinizi bu dünyada yaşatıyorsunuz. Karakteriniz spora gidebiliyor, yemek yapıyor, arkadaşlarıyla sohbet edebiliyor, çalışıyor, gitar çalıyor, resim ve daha birçok şey yapabiliyor. Şimdi bu dünyaya kendinizi koyun. Kendi karakterinizi oluşturuyorsunuz ve bir dünya tasarlıyorsunuz. İstediğiniz deneyimi yaratabilir ve istediğiniz arkadaşınızı dâhil edebilirsiniz. Facebook veya WhatsApp gruplarındaki arkadaşlarınızla ortak sanal bir yaşam hayal edin...
Sosyal medya şirketinden “metaverse” şirketine
Facebook, bunu uzun zamandır hayal ediyor ve 2020 yılında, kullanıcılar tarafından tasarlanan sanal ortamlarda yeni anılar biriktirebileceğiniz ve arkadaşlarınızla iletişime geçebileceğiniz bir sanal gerçeklik dünyası olan Horizon’ı duyurdu. 2020 yılında beta testlere başlayan Horizon, şirketin "birbiriyle bağlantılı sosyal paylaşım uygulamaları ve bunları destekleyecek donanımlar oluşturma" vizyonunu çok daha öteye taşıyacak bir potansiyele sahipti.
“Önümüzdeki beş yıl içinde, sosyal medya şirketi olmaktan metaverse şirketi olmaya etkili bir geçiş yapacağız.”
Mark Zuckerberg haziran ayında, Facebook’un artık "metaverse" olarak bilinen bilim kurgu dünyasıyla, birbirine bağlı bir dizi deneyim inşa etmek için çalışacağını duyurdu. Zuckerberg; şirketin topluluklar, yaratıcılar, ticaret ve sanal gerçeklik odaklı bölümlerinin artık bu vizyonu gerçekleştirmek için daha fazla çalışacağını; bu temaların daha büyük bir fikir için nasıl bir araya geleceğini ve meta verinin kullanımının gideceği yer için heyecanlandığını söyledi.
Horizon Workrooms
Facebook bu konuda çalışmalarını çoktan ilerletmiş ve pandeminin getirdiği fırsatları görmüş olacak ki geçtiğimiz hafta Zuckerberg, çalışanların sosyalleşmelerini ve ekip toplantılarını daha canlı bir hâle getiren sanal gerçeklik çalışma alanı Horizon Workrooms'u duyurdu. Horizon Workrooms ile kullanıcılar, Facebook'un sanal gerçeklik başlığı Oculus Quest 2'yi kullanarak bir metaverse içinde iş arkadaşlarıyla etkileşime girebiliyor.
Nasıl?
Sanal bir çalışma odası görünümündeki Workrooms'ta kullanıcılar kendi avatarını oluşturarak toplantıya katılabiliyor. Toplantı ortamını daha gerçekçi kılmak için ortama defterler ve dev beyaz tahtalar eklenmiş. Bir masa etrafında yalnızca belden yukarısı görünen kullanıcılar konuşurken avatarları da mimiklerini taklit ediyor ve ağzını oynatıyor ancak yorumlara göre henüz hareket takibi çok verimli çalışmıyor.
Henüz tam olarak ne zaman piyasaya sürüleceği belli olmayan Horizon projesinin bir parçası olan Workrooms, aslında Facebook'un vizyonunun anlamaya yardımcı oluyor.
Metaverse 101

The Playlist üzerinden
Neal Stephenson'ın 1992 yılında yazdığı Snow Crash romanında, yazılımcı ve pizza dağıtıcısı olan Hiro, kendisini "bilgisayarının oluşturduğu, gözlük ve kulaklıklarına aktardığı 'metaverse' evrenine" kaptırıyor. Kitabın kurgusu, insanların fiziksel ve sanal dünyada akıcı bir şekilde ilerleyen tanıdık yaşamlarını konu alıyor. Bu kitaptan ilham alınarak ortaya çıkan metaverse kavramı, günümüzdeki anlamına çok da uzak görünmüyor.
Tek ve belirli bir tanımı olmasa da meta (sonra) ve universe (evren) kelimelerinden oluşan metaverse'ü kısaca, insanların çalıştığı, oynadığı, sosyalleştiği alternatif dijital gerçeklik olarak tanımlayabiliriz. Zuckerberg, ilk duyurusunda, “dijital alanlarda insanlarla birlikte olabileceğiniz sanal bir ortam” olarak tanımlamıştı.
Nasıl bir şey?
Bu sorunun yanıtını Matthew Ball'un kavrama bir çerçeve çizdiği şu yazısı üzerinden açıklamak iyi olabilir.
• Zamansız. Sıfırlanmaz, duraklamaz veya bitmez. Süresiz olarak devam eder.
• Canlı ve gerçek dünyayla eş zamanlı. Önceden planlanmış olaylar olsa bile gerçek hayattaki gibi herkes için gerçek zamanlı ve canlı bir deneyim.
• Kullanıcılara sınırsız bir bireysel "varlık" duygusu sağlar. Herkes metaverse içinde bireysel hissedebilirken diğer kullanıcılarla metaverse'ün bir parçası olarak etkinliklere de katılabilir.
• Bir şeyler üretmek, sahiplenmek, satmak, yatırım yapmak ve bir değer üretmek isteyenler için geniş bir iş yelpazesi yaratır.
• Dijital ve fiziksel dünyayı, özel ve genel deneyimleri, açık ve kapalı platformları kapsayan bir deneyim sunar.
• Bireyler, gruplar veya şirketler gibi çeşitli kullanıcılar tarafından üretilen ve işlenen "içerik" ve "deneyimlerle" doludur.
• Veri, dijital öğeler/varlıklar veya içerikler için birlikte çalışabilirlik (interoperability) sunar. Birlikte çalışabilirlik, ürünlerin, sistemlerin veya iş süreçlerinin beraber çalışarak ortak bir işlemi yerine getirmelerini sağlar. Bu sayede Counter Strike'taki silah görünümünü Fortnite'ta da kullanabilir, Facebook'taki arkadaşınıza hediye edebilirsiniz veya sahip olduğunuz bir NFT'yi Roblox platformunda bir oyunda kullanabilirsiniz.
Metaverse için bir oyun, donanım veya çevrim içi bir deneyim demek, Google'ı "internet" olarak tanımlamak gibi bir şey olur. İnternet geniş protokoller, teknoloji ve dillerin yanı sıra cihazlara, içeriklere, iletişime ulaşmanın bir yoludur. Metaverse de böyle olacak. Herhangi bir deneyime, etkinliğe, ihtiyacınız olan herhangi bir şeye tek bir noktadan veya tanıdığınız herkesle birlikte olduğunuz bir dünyanın içinden ulaşabileceksiniz.
Ütopya mı, distopya mı?
Metaverse dünyasını herkes Mark Zuckerberg'ün coşkusuyla karşılamıyor. Pokémon Go'nun geliştiricisi ve Niantic'in CEO'su John Hanke, paylaştığı blog yazısında böyle bir sanal dünyayı "distopik bir kâbusa" benzetiyor. Hanke, bu tarz kitap ve televizyon şovlarının "yanlış giden teknolojinin distopik geleceği hakkında uyarılar" olduğunu düşünüyor.
Hanke, teknolojinin artırılmış gerçekliğin insanları ayağa kalkmaya, dışarı çıkmaya, çevremizdeki dünyayla bağ kurmaya teşvik eden "gerçeklik" kısmına destek olması ve temel insan deneyimlerinin yerini almak için değil, onları daha iyi hâle getirmek için kullanılması gerektiğini savunuyor.
Atari, Epic Games ve Nvidia gibi şirketler, sosyal teknolojinin geleceği olacağına inandıkları versiyonlarını inşa ediyor. Bu da tek bir meta veri deposu mu olacak veya yönetişimi nasıl sağlanacak gibi soru işaretleri oluşturuyor.
Öte yandan, Audiomob'un CTO'su Wilfrid Obeng ise metaverse için gizlilik, güvenlik, refah ve erişilebilirlik gibi kavramların kritik olduğunu ve metaverse geliştirilirken bağımsız kuralların belirlenmesi gerektiğini söylüyor. Böylece dijital bir toplum olarak ilerlerken moda, kimlik, oyun, seyahat gibi kavramların eş zamanlı olarak bu yönde genişlemesi ve yeni deneyimler sunma olasılıklarını heyecan verici buluyor.
Dentsu'nun Asya-Pasifik bölgesi veri ve dönüşüm müdürü Jonathan Edwards ise metaverse kavramının internet gibi insanın doğasını yansıttığını düşünüyor:
"İnternete iyi veya kötü diyemiyoruz. Herkes birbirine bağlandı ama bundan hem harika hem de korkunç sonuçlar ortaya çıktı. Metaverse de böyle olacak ancak bu, ilerlemesini durdurmak için bir sebep değil."
Metaverse, hayatımıza nasıl değişiklikler getirecek bilemiyoruz ancak ufukta büyük değişimler görünüyor. Bu büyük değişimler nelere sebep olacak ve kontrolü nasıl sağlanacak, merakla takip ediyoruz. Siz neler düşünüyorsunuz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Metaverse ile başka bir dünya mümkün mü? Sosyal medya platformları Taliban'ın yarattığı sorulara yanıt verebilecek mi?
26 Ağu 2021

YAZARLAR

Elif Özçakmak
Bir çocuğun merakı ve heyecanıyla bir yetişkinin olgunluğunu içinde barındıran bir ruha sahip, araştırmayı ve paylaşmayı seven bir İşletme Mühendisi.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.

Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.

Yapay zeka şirketleri için rekabet, artık yalnızca kimin daha güçlü bir model geliştirdiği üzerinden yürümüyor. Milyonlarca insanın günlük yaşamına giren bu şirketler, teknoloji laboratuvarlarından tüketici markalarına dönüşürken insanların yalnızca ürünlerini kullanmasını değil, markalarıyla bağ kurmasını da istiyor. Fakat OpenAI’ın ilk influencer gezisine gelen tepkiler, bu stratejinin beklenen etkiyi yaratmadığını ortaya koyuyor.





