Tek bir şarkı dünyayı değiştirir mi?

Netflix’te yayınlanan "Pop Müziğin En Muhteşem Gecesi" belgeselinde 1984’ün en önemli müzisyenlerinin "We Are the World" şarkısıyla Afrika’daki açlık için biraraya gelmesini izliyoruz. Egolarını kayıt stüdyosunun kapısında bırakan bu 46 müzisyenin kayıt esnasındaki hâlleri, bizi pop müziğin en şaşaalı dönemlerinden birine götürüp şu soruyu sorduruyor: “Tek bir şarkı dünyayı değiştirir mi?”
Tek bir şarkı dünyayı değiştirir mi?

26 Şubat - Paribu - Duende
Paribu ile birlikte

OMM – Odunpazarı Modern Müze’de “Paribu ile Her Çarşamba Öğrencinin Günü” Paribu’nun OMM – Odunpazarı Modern Müze ile iş birliği kapsamında “Paribu ile Her Çarşamba Öğrencinin Günü” . Nedir? UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Odunpazarı’nda konumlanan OMM – Odunpazarı Modern Müze ; süreli sergileri, Türkiye’den ve dünyadan çağdaş sanat eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor. Paribu ve OMM iş birliğiyle her çarşamba öğrenciler, müzeyi ücretsiz ziyaret edebilecek. Nasıl? “Paribu ile Her Çarşamba Öğrencinin Günü” uygulaması, Türkiye’de öğrenim gören tüm öğrenciler için geçerli olacak. Öğrenciler kimlik kartlarıyla çarşamba günleri müzeyi ücretsiz ziyaret edebilecek. Paribu 'nun bu iş birliğine özel “Evden okula, okuldan OMM’a” sloganıyla hazırladığı reklam filmi Paribu YouTube kanalında ; OMM – Odunpazarı Modern Müze’nin güncel takvimi ise web sitesinde . Gelecekte: İstanbul dışında yer alan bir kültür sanat kurumuyla, OMM - Odunpazarı Modern Müze’yle, ilk defa iş birliği kuran Paribu, var olan iş birliklerine yenilerini ekleyerek kültür sanat alanındaki desteklerini sürdürmeyi hedefliyor.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2024 yılında müzik hâlâ dünyayı değiştirebilme gücüne sahip mi? Tek bir şarkı ile açlıkla savaşan ülkelere yardım toplanabilir mi? Pop yıldızları birlik olup şarkılar söyleyerek dünya barışını sağlayabilir mi? Bu sorular günümüzde fazlasıyla ütopik gelirken 80’li yıllarda hepsinin cevabı “evet”ti. 

Netflix’te yayınlanan Pop Müziğin En Muhteşem Gecesi belgeseli, 1984’ün en önemli müzisyenlerinin Afrika’daki açlıkla savaşmak için We Are the World şarkısında biraraya gelmesini anlatıyor. Günümüzde sanatsal işbirlikleri artık farklı ülkelerin ayrı kayıt stüdyolarında yapılıyorken belgeselde dünyanın en büyük pop yıldızlarını aynı stüdyoda şarkı söylerken izliyoruz. Bu belgeseldeki bazı anlar, pop müzik tarihinin dönüm noktaları olarak görülüyor. Tek bir yıldızın kendi koşullarını ve tercihlerini diğerlerine dayatmadığı nadir anlardan… Tamamen fedakarane bir amaç için biraradalar. Günümüzde ise böyle bir olaya şahit olmak imkansız gibi... 

Lionel Richie belgeselin idari yapımcılığını ve anlatıcılığını üstleniyor. Kayda ilhamını ise Bob Geldof’un Etiyopya’daki kıtlığa karşı para toplamak amacıyla Britanya pop dünyasından bir başka ışıltılı yıldız grubunu biraraya getirdiği Do They Know It’s Christmas single’ı veriyor. Şarkı, 1984 Noel’inde en çok satan single oluyor ve bu sayede yüksek miktarlarda yardım toplanıyor. Harry Belafonte, bu başarıyı gördükten sonra “Siyahları kurtaran beyazlarımız var ama siyahları kurtaran siyahlarımız yok” diyerek Amerikan kayıt endüstrisinin en güçlü figürlerinden biri olan Ken Kragen ile temasa geçiyor. İlk adımları, dönemin en önemli siyah müzisyenleriyle görüşmek oluyor. Belafonte ile Kragen, Michael Jackson, Stevie Wonder, Lionel Richie’nin yanı sıra Thriller’ı tarihin en çok satan albümü yapan star yapımcı Quincy Jones ile biraraya geliyor.

Belgeseli izleyen herkesin hemfikir olduğu bir konu var ki Quincy Jones’un dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yapımcısı olduğu. Lionel Richie ve Michael Jackson şarkının söz ve müziğini yazıyor ama kayıt esnasında tüm yıldız isimleri bir raya getiren Quincy. Ray Charles, Tina Turner ve Diana Ross'un projede yer aldığı söylenince Bruce Springsteen, Bob Dylan ve Paul Simon da listeye dahil oluyor… Soul, pop ve rock dünyasından siyah ve beyaz yıldızların yer aldığı proje, böylelikle kapsayıcılığıyla bir kırılma anı yaratıyor. 

Egonuzu kapının dışına bırakın

Belgeselde Quincy’i en parlak döneminde izlemek büyük bir zevk. Gerçek bir müzik dehası olan Quincy, 46 yıldız ismi stüdyoda tek başına istiyor. Hiçbirinin yanında ne asistanı ne de menajeri var. Tek başlarına adeta bir kreş çocuğunu andıran bu isimler, belgeselde utangaç tavırlarıyla dikkat çekiyor. Quincy, onların şarkıyı en iyi şekilde söylemelerini sağlamak için elinden geleni ardına koymuyor. Hatta kayıt odasının girişine “Egonuzu kapının dışında bırakın” yazarak kolektif bir birliktelik sağlamayı amaçlıyor.

10 saatlik kayıt sırasında vokal düzenlemelerinde yapılması gereken çok sayıda ince ayar yapılıyor. Her sanatçının odadaki konumu, kimin hangi dizeyi ve kiminle söylediğinin yanı sıra ses aralıkları ile nasıl söyleneceği de dikkatle değerlendiriliyor. Sesler, duygusal potansiyeli en üst düzeye çıkaracak şekilde sıralanıyor. Moralleri hep yüksek tutmaya çalışmak ise gerçek bir işkence gibi…


Prince, MJ kapışması ve istenmeyen Madonna

Peki, o sırada ünlü olan Amerikan pop yıldızlarından odada olmayan yok muydu? Prince ve Madonna dışında hayır. Aslında prodüktörler Prince için bir yer ayırıyor. Fakat Prince katılmak istemiyor. Bunun o sıralar Michael Jackson ile aralarındaki büyük rekabetten kaynaklandığına dair spekülasyonlar yapılıyor. Ancak başka bir teori de Prince’in aşırı utangaç olduğu ve kalabalıkta şarkı söyleyemeyeceği gerçeği. O dönem sanatçının hem sahne ekibinde yer alan hem de kız arkadaşı olan Sheila E de kayda davet ediliyor. Kayıt sırasında Sheila’nın Prince’in oteline telefon etmesi isteniyor ve sanatçı başka bir odada solo gitar çalabileceğini söyleyince Quincy bunu kabul etmiyor. Sheila E de Prince’i ikna etmek için kullanılan bir yem olduğunu düşünüp kayıt stüdyosunu terk ediyor. 

Madonna’nın yokluğu ise belgeselde çok derinlemesine işlenmiyor. Sadece Ken Kragen’ın Madonna yerine Cyndi Lauper’ı istediği söyleniyor. Lionel Richie ise geçen hafta katıldığı Jimmy Kimmel Live’da Madonna'nın neden olmadığına dair soruya şu yanıtı veriyor: “Çünkü söyleyecek sadece yarım dizemiz vardı. Bu yüzden insanların hemen tanıdığı seslere sahip olmamız gerekiyordu... Her ne sebeple olursa olsun Cyndi’de tanınabilir bir ses vardı. Ancak Madonna’nın orada olmamasının bir hata olduğu konusunda haklısın.” Bir bakıma yıllar sonra günah çıkarıyor. 


Açlara değil parası olanlara şarkı söylüyoruz

Lionel Richie, birçok müzisyenin ilk kez orada tanıştığını hatta birbirlerine şarkının söz ve notalarının olduğu kağıtları imzaladıklarını belirtiyor. Belgeseli izlerken sanatçıların koro hâlinde şarkının nakaratını söylerken asla birbirleriyle uyum sağlayamamaları ve utangaç hâlleri dikkat çekiyor. Bu gerginliği Stevie Wonder ve Ray Charles gibi müzisyenler kırıyor. Kayıtta bir nevi danışmanlık görevi üstlenen Band Aid organizatörü Bob Geldof da cesaret verici sözler söylüyor ve hepsinin neden orada olduğuna dair çarpıcı bir hatırlatma yapıyor: “Aç olanlar için şarkı söylemiyoruz, parası olanlar için şarkı söylüyoruz.” Kayıt sırasında özellikle Bob Dylan’ın gergin hâli her hareketinde kendini gösteriyor. Dylan’ın rahat şarkı söylemesini sağlayan ise tüm neşesiyle Wonder oluyor. 

We Are The World, 7 Mart 1985’te piyasaya sürüldüğünde küresel bir süper hit hâline geliyor. ABD’nin dünyanın kurtarıcısı olduğuna dair emperyalist vizyonuna dair eleştiriler de alıyor. Açlık sorununun kökenine inmeye ya da Batılı hükümetlerin bu konudaki sorumluluğunu sorgulamaya cesaret edemeden bir avuç pop yıldızının sadece vicdanlarını rahatlatmak için biraraya geldiği de yazılıyor. Patron Bruce Springsteen ise eleştirilere şu yanıtı veriyor: “İnsanlar şarkıyı estetik olarak değerlendirdi ama bu sadece bir şeyleri başlatmak için bir araçtı.” 


Tek şarkı ile 80 milyon dolar toplandı

Single sayesinde 7 Afrika ülkesinde tarım, balıkçılık, su yönetimi, imalat ve yeniden ağaçlandırma alanlarındaki yardımların da dahil olduğu 70’ten fazla iyileştirme ve kalkınma projesi başlatılıyor. Eğitim ve doğum kontrolü programları da geliştiriliyor. Şarkının başarısı o dönem sadece tek bir insanın dünyayı değiştirebileceği inancına odaklanmaya neden oluyor. Bu aynı zamanda 80’lerin bireyselcilik odaklı politik düzleminde kariyerlerinin zirvesindeki müzisyenlerin alçakgönüllü davranarak gönüllü bir şekilde, hükümetlerden destek almadan, tarafsız bir şekilde ortaya koyduğu en önemli etkinlik olarak da tarihe geçti. Aynı zamanda hâlâ pop müzik tarihinin en güçlü dönemi olarak anılıyor. 

We Are the World, “yılın şarkısı” da dahil olmak üzere 4 Grammy ödülü kazandı. Belgeselde ayrıca 1980’lerin ortasında oldukça popüler olmaya başlayan sanatçı-aktivist kavramına dair göndermeler de yer alıyordu. Şarkı bugün içi boş bir anlatıma sahipmiş gibi geliyor fakat sanatçıların birarada olması, gözyaşları içinde bir çabanın içinde yer alıyor olmalarının anlatılması oldukça etkileyici. Doğal olarak belgeselde hepsi birer süper kahraman gibi yansıtılıyor. Fakat kaydın 40. yıldönümüne yaklaşırken Afrika’da insani amaçlarla bugüne kadar 80 milyon dolar toplamış olduğu gerçeğini de geri plana atamayız. Bugünün yıldızları ise birlik olmak yerine kişisel yardım fonları oluşturmayı tercih ediyor. Artık dünya yıldızlarının biraraya gelip şarkı söylemesi ancak komedi skeçlerinde mümkün ve şarkılar artık dünyayı değiştirmiyor! 

Dipnot: Ünlü prodüktör Quincy Jones’un kızı Rashida Jones ve Alan Hicks’in yönettiği Netflix’te yer alan Quincy belgeselini de hemen ardından izlemenizi öneririm… 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌎 Dünyayı değiştiren şarkı, Yaşamın yitirilişi

Bugün Odak kanalında The Greatest Night in Pop'un hikayesi, Haftanın Albümü'nde ise Loss of Life var.

26 Şub 2024

Paribu ile birlikte
Netflix

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi