Türkiye'nin ortak paydası: Tarkan’ı neden bu kadar seviyoruz?

Tarkan, neredeyse her şeyin politikleştiği ve kutuplaştığı bu coğrafyada herkesi birleştiren nadir insanlardan. Toplumsal olaylara yaklaşımı, hayvan sevgisi, hayranlarına pozitif tavrı, müziğine tutkusu ile zamansız bir ikon ya da mega star. Peki onu nesiller boyunca diğer meslektaşlarından ayıran tam olarak neydi?
Türkiye'nin ortak paydası: Tarkan’ı neden bu kadar seviyoruz?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Ablam Elvan ile aramızda 6,5 yaş var. Ergenlik dönemi benim çocukluğuma denk gelen ablam, 90’larda sıkı bir Tarkan hayranıydı. Öyle ki 1995 yılında iki ay kaldığı ABD’den dönen Tarkan’ı Atatürk Havalimanı’nda karşılayan hayranlardan biri de oydu. Hatta 14 yaşındaki Elvan’ın havalimanında Tarkan’a sarıldığı an gazeteciler tarafından da fotoğraflanmıştı. 

Ablam, arkadan gözüktüğü karenin de yer aldığı “Tarkan yurda döndü” başlıklı haber kupürünü çerçevelettirip odasının duvarına asmıştı. 8 yaşındaki ben ise “Birine neden hayran olunur?” sorusunun yanıtını Elvan’ın Tarkan sevgisi üzerinden anlamaya çalışıyordum.

90’ların ortasında evimizin en önemli konusu Tarkan’ın konuk olduğu TV programları, kırtasiyeye yeni gelen kartpostalları, klipleri, röportajlarıydı. Ablam, Tarkan’ın konserlerine gider; adına imzalanmış fotoğrafları özenle saklar; üye olduğu “Tarkan fan club”tan gelen ve sanatçının ağzından yazılan mektupları büyük bir heyecanla okurdu.

Şu anda seramik eğitmenliği yapan 44 yaşındaki ablam Elvan Doğan, Tarkan’ı televizyondaki bir yılbaşı programında keşfettiğini söylüyor:

"Müziği çok hoşuma gittiği için ertesi gün kasetini almıştım. Tüm şarkılarını ezberlemiştim. Özgür Aras’ın başında olduğu Tarkan Fan Club’a hemen üye olmuştum. Fan club’tan bizi arayıp ABD’den dönen sanatçıyı havalimanında karşılamaya davet etmişlerdi. Tabii ki gittik ve tüm ekibiyle onu bekledik. Geldiğinde de sevinçle karşıladık, fotoğrafımızı çektiler ve televizyona çıktık. Daha 14 yaşındaydım ve inanılmaz bir andı benim için. Tarkan’ı canlı görüp sarılmak...

Yine hayranlarla Abdi İpekçi Spor Salonu ve Yedikule Zindanları’ndaki konserlerine gitmiştik. 90’larda birine hayran olup posterini asmak çok önemliydi. Yakışıklılığından ziyade Tarkan’ın şarkılarına çok hayrandım. Yürüdüğü her an etrafına ışık saçan bir aurası vardı. Aradan yıllar geçmesine rağmen havalimanındaki o an hafızamda ve şimdiye kadar o ışığı çok az sanatçıda gördüm."

'Nostaljik bir kültürün sesi yerine bugünün müziğini yaptı'

Tarkan sevgisi, toplumsal ve sınıfsal farklılıklarımızı ortadan kaldırıp aynı şarkı ve hafızada buluşmamızı sağlıyor. Onun geçmişteki şarkıları kuşaklararası bir ortaklık da yaratıyor. Yaşadığım mahalledeki 18 yaşındaki manav Orhan, “Tarkan’ı seviyor musun?” soruma şu yanıtı veriyor:

"Abla Tarkan’ı kim sevmez ki! Tabii ki çok seviyoruz. Hayalim ‘Beni Çok Sev’ şarkısı ile evlenmek."

Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Güneş Ayas, toplumun Tarkan sevgisini sanatçının kişiliğinden önce müziği ile açıklıyor:

"Tarkan, müziğinde her zaman kendi döneminin hâkim pop müzik altyapılarını kullandı. Dolayısıyla döneminin müzik kültürüyle bağını hep diri tuttu. Ama onu diğerlerinden farklı kılan bu endüstriyel, ana akımlaşmış altyapıya yerli tınılar eklemeyi çok iyi başarmış olmasıydı. Hem besteleri hem kullandığı çalgılar ve nağmeler hem de bizzat vokali için bunu söylemek mümkün. Bunda musiki cemiyetinden yetişmiş olmasının da payı var.

Tüm bunlara karşın kendisini nostaljik bir kültürün sesi olarak sunmadı. Her zaman bugünün müziğini yaptı. Alaturka musiki artık popüler kültürün merkezinden çekilmiş olsa da içerdiği tavır, üslup ve nağmeler orijinal hâliyle de, dönüşmüş şekilleriyle de toplumun hafızasında önemli bir yer tutuyor; kuşaklar arasındaki bağı sağlamada her şeye rağmen önemli bir işleve sahip. Tarkan’ın birkaç kuşağı birleştirebilen ortak bir beğeni kültürü yaratabilmesinde bu formülün payını reddedemeyiz
.

Müziğini dansla çok iyi birleştirmesi ve bir tür gösteri hâline getirebilmesi de önemli. Tarkan’dan önce popüler müzik dünyasında bir erkek olarak sahnede bu kadar kıvrak figürlerle dans eden biri aklıma gelmiyor. Tarkan, erkek erotizmini ön plana çıkartan bir sahne personası yarattı. Zaman zaman cinsiyetlerarası sınırı belki de kasıtlı olarak muğlaklaştıran jestlerle."

'Türkiye’nin dünyayla ilişkilerinin bir simülasyonu gibiydi'

Tarkan, hiçbir zaman 90’larda tanıştığımız "Televole kültürü"nün öznelerinden biri olmadı. Özel hayatı didik didik edildiği dönemde kariyerinin en iyi albümlerinden Karma'yı yayımladı. Onun yükselişini sağlayan sansasyonlar değil şarkılarıydı.

Hürriyet gazetesinin deneyimli magazin muhabiri İsmail Bayrak, Tarkan’ın muhabirlere yaklaşımını şu sözlerle anlatıyor:

"Bize karşı her zaman samimi, saygılı, hoşgörülüydü. Terbiyesizliği ve ukalalığı hiçbir zaman olmadı. Gerçek star kimliğini taşımak zordur. Onu başaran nadir insanlardan... Röportaj vermese bile ukalalık yapmazdı. Ekibine de muhabirlere saygısızlık yaptırmazdı. Bir olay olduğunda asla çekilen fotoğraflarını sildirmeye çalışmazdı. O bir star, starlığı kaldıran ve hak eden bir-iki isimden biri. Diğeri de Ajda Pekkan zaten."

Prof. Dr. Güneş Ayas da Tarkan’ın imajının başarılı bir pazarlama stratejisinden beslendiğini vurguluyor:

"90’ların pop patlamasının ürünüydü Tarkan ama o dalganın üzerinde yükselirken kendini diğerlerinden ayrı, daha yüksek statülü, biraz uzak ve erişilmez kılmayı başardı. Bunu yurt dışına açılarak, kendi kuşağının pop yıldızlarından çok daha az görünerek, günceli değil kalıcılığı hedefleyen bir imaj yaratarak, daha prestijli müzik türleriyle ve ustalarla ilişkilenerek yaptı. 

Uluslararası alandaki konumu da bir yandan Türkiye’nin dünyayla ilişkilerinin bir simülasyonu gibiydi. Yurt dışında tanınırlığı ve saygınlığıyla ilgili her haberden bir millî gurur payı çıkartılan ama içten içe bunun pek de sandığımız kadar yaygın ve etkili olmadığını bilen, bu bilgiden zaman zaman Türklere hak ettiği değeri vermeyen Batılılara karşı bir haksızlığa uğramışlık duygusu, bir gücenme üreten strateji oldu bu."

'Tarkan konserleri 'Eski Türkiye' özlemiyle hayat bulan toplu bir terapi gibi'

Ablamın geniş “Tarkan arşivi”nden 1994’te Tarkan adına yayımlanan bir dergi buluyorum. O dönem 22 yaşında olan sanatçı için Sezen Aksu, “Tarkan’ın kalıcı olacağına inanıyorum” diyor. 

Ve günümüzdeyiz; Tarkan’ın 16, 17, 20, 23, 24, 27, 30, 31 Ocak’ta İstanbul Volkswagen Arena’da vereceği konserlerin biletleri saniyeler içinde tükeniyor. Meltem Günay, bilet almak için online kuyrukta beklediğini ama sonuçta mutlu sona erişemediğini söylüyor. Günay, bilet bulamadığı için konseri izlemeyeceğini ama buna rağmen Tarkan sevgisinde bir eksilme olmadığını da belirtiyor:

"Sanırım Tarkan’ı pozitif enerjisinden dolayı seviyorum ama en önemlisi kimseyle kendini karşılaştırmaması, hiçbir polemiğe girmemesi ama yine de duyarlı olması. Bence şarkılarında da kendimizi buluyoruz."

Bir dönem Tarkan ile çalışan iletişim danışmanı İsmail Polat ise sanatçının canlı performanslarını şöyle tarif ediyor:

"Tarkan konserleri ‘Eski Türkiye’ özlemiyle hayat bulan toplu bir terapi gibi. Herkesin kendini çok iyi ve hafiflemiş hissettiği... Müzik de zaten bunun için var. Hayata es vermek; sözlerin, bestelerin büyüsüne kapılmak... Tarkan da şarkılarıyla, özgün tarzı ve duruşuyla o özlenen günlere damgasını vuruyor."

'Tarkan biraz İstanbul'a benziyor'

Brit pop efsanesi Oasis için İngilizler “a national treasure” (ulusal hazine) der. Peki, Tarkan da bizim ulusal bir değerimiz mi? Yabancı arkadaşlarıma Türk müziğinden bahsederken ilk dinlettiğim şarkının hep Tarkan’dan olduğunu fark ediyorum. 

İsviçre’de yaşayan sosyal medya influencer’ı Duygu Yavuz Zecca’nın İtalyan şef eşi Marco Zecca da ilk duyduğu Türkçe şarkının Tarkan olduğunu söylüyor:

"Eşim 'Tarkan starımız ve kırmızı çizgimiz. Onu mutlaka tanıman, sevmen gerekiyor’ demişti. İsviçre’den önce uzun yıllar Almanya’da yaşamış bir İtalyanım. Oradaki Türklerden zaten Tarkan’ın şarkılarını biliyordum. Bence Almanya’da yaşayan herkes Tarkan’ı az da olsa tanır. Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası Tarkan. Türkiye’yi, yemeklerini, insanını seven herkes genelde Tarkan’ı da seviyordur diye düşünüyorum.

Tarkan, İstanbul’a benziyor bence. Hem eski biraz oryantal Türk kültürünü hem de modern Türk tarafını görebiliyorsunuz. Eşim hep bahseder, toplumsal olaylara karşı fikirlerini dile getirmekten çekinmemesini de seviyorum
."

'Sosyal konulardaki cesur duruşu sevgimi pekiştiriyor'

Sony Music pazarlama direktörü Hikmet Demirkol, Tarkan’ın ABD, Avrupa ve Türkiye’deki konserlerini izledi. Demirkol’a da Tarkan sevgisinin neden bu kadar geniş bir kesimi kapsadığını soruyorum: 

"90’larda gençliğe adım atanlar beni daha iyi anlayacaktır. Türkçe popun en parlak dönemini Tarkan’ın şarkılarıyla yaşayanlardanım. Onun ilk günden itibaren hayranlarıyla kurduğu samimi bağ beni hep etkiledi. Sahnedeki enerjisi, birkaç saatliğine de olsa insanı hayatın tüm ağırlığından uzaklaştıran bir büyü gibi. Müziğine duyduğum hayranlığın ötesinde, doğaya saygısı ve sosyal konulardaki cesur duruşu, Tarkan’a sevgimi her zaman daha da pekiştirdi."

Emir Yargın, “Klas Pop” konseptli konserlerinde Tarkan şarkıları seslendiriyor. Yargın ise “Tarkan bana hep ailemdeki büyük kuzen, bizden biriymiş gibi bir his verdi. O yüzden hem başarılarıyla gururlandık hem de tuttuğun takımın rakibini yenmesi gibi bir his yaşattı” diyor.

Tarkan, altı yılın ardından özel etkinliklerin yapay ışığından çıkarak 16 Ocak akşamı İstanbul’da gerçek hayranlarının bakışlarıyla göz göze gelecek. 2000’lerden kalma Tarkan zilleri tozlu raflardan çıkacak ve en iyi dans figürleri sergilenip hep birlikte şarkılara bağırarak eşlik edilecek. Bilet bulabilenlerin tek bir umudu var, eski şarkılarının ağırlıkta olduğu bir repertuvar sunması.

Tarkan, neredeyse her şeyin politikleştiği ve kutuplaştığı bu coğrafyada herkesi birleştiren nadir insanlardan. Toplumsal olaylara karşı duruşu, hayvan sevgisi, hayranlarına karşı pozitif tavrı, müziğine tutkusu ile zamansız bir ikon ya da mega star. Tüm bunların yanında bir hayranıyla evlenip gözlerden uzak bir hayatı seçerek ve asla röportaj vermeyerek günümüz yıldız kavramına aykırı bir duruş da sergiliyor. 

Yeni şarkılarını beğenmeyenler, Instagram’da artık imzası hâline gelen video duyurularına gülenler bile “Ama olsun onun bizde hep kredisi var” diyebiliyor. O yüzden de aklıma şu sorular da geliyor: “Ülkece hepimizin sevdiği yeni bir şarkıcımız var mı,”, “Türkiye’nin son star’ı Tarkan mı?” 

Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi